<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491</id><updated>2011-11-27T15:18:21.707-08:00</updated><title type='text'>AŞİYAN</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>71</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-4567171116694513906</id><published>2008-09-30T04:24:00.000-07:00</published><updated>2008-09-30T04:25:27.301-07:00</updated><title type='text'>SİZE YAKIŞAN...</title><content type='html'>Yaşam gülümsemekti belki&lt;br /&gt;Ağız dolusu kahkahalar savurabilmekti gökyüzüne.&lt;br /&gt;Bir düştü belki gördüğümüz,&lt;br /&gt;Uyanmak istemediğimiz.&lt;br /&gt;Hem seviyordunuz insanları,&lt;br /&gt;Hem sevmiyordunuz.&lt;br /&gt;Bir umut vardı içinizde,&lt;br /&gt;Yaşama, insanlığa dair,&lt;br /&gt;Yoksundu çabanız.&lt;br /&gt;Bir kaçış vardı sizde,&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/www.internethaber.eu"&gt;Kırçiçeklerinden, belki özgürlüğünüzden...&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;Yitiriyordunuz kaçmakla,&lt;br /&gt;Umutları, yarınları, özgürlüğü.&lt;br /&gt;Oysa,&lt;br /&gt;Bir kelebek kadar hür,&lt;br /&gt;Bir karınca kadar mutlu,&lt;br /&gt;Ağız dolusu kahkaha&lt;br /&gt;Ve&lt;br /&gt;Yitmeyen umutlarla dolu&lt;br /&gt;Bir yaşamdı size yakışan...&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;br /&gt;kok.arzu@gmail.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-4567171116694513906?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/4567171116694513906/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=4567171116694513906' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/4567171116694513906'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/4567171116694513906'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/09/size-yakian.html' title='SİZE YAKIŞAN...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-5113663433334592562</id><published>2008-09-30T04:22:00.000-07:00</published><updated>2008-09-30T04:24:07.871-07:00</updated><title type='text'>KOMEDİ Mİ GERÇEKLER Mİ?...</title><content type='html'>Kızılay’da yola tükürenlere kızmıyorum artık, sanata tükürenleri gördükten sonra. Pavyon kapatanlara kızmıyorum, AKM’ yi, tiyatroları kapatanları gördükten sonra. Falanca partinin ‘kanlı mı gelsek kansız mı?’ sözüne kızmıyorum, Anıtkabir’de Ulu Önder’in huzurunda şeriat şovu yapanları gördükten sonra. El feneriyle hırsızlık yapanlara kızmıyorum artık, Deniz Feneriyle hırsızlık yapanları gördükten sonra. Rahmetli Cumhurbaşkanımıza kızmıyorum artık, özelleştirmede ilk köprüleri sattı diye, özelleştirme adına ülkeyi, geleceğini satanları gördükten sonra…&lt;br /&gt;Haydi yok mu alan, batan geminin malları bunlar…..&lt;a href="http://www.blogger.com/www.internethaber.eu"&gt;Termik santral alana Orta Anadolu linyitleri bedava…Yetişen alıyor…Süt Kurumunu alana on Montofon on da Holstein cabası… Petlas’ ı, Botaş’ ı, T.E.K. ‘i, P.T.T’ yi alana başbakan yardımcısı bedava….&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;Şimdi müşteri beklemenin tam zamanı. Bunları falanca şehir esnafından bir işadamı mı alacak sanıyorsunuz. Zor alır…Sen kamuoyuna zarar ediyorlar diyeceksin, sonra da var mı alan diye çıkacaksın. Zararlı olanı kim alır? Tabi ki yabancı sermayeler ve Türkiye için ağzı sulanan kapitalist ülkeler. Kar eden şirketler ithal kenelere, zarar edenlerse emeklilik yaşının artmasıyla yerli dedelere, ninelere….Bu ülkede normal insan ömrü 68.7 iken emeklilik yaşı 65. Vatandaş yazık ki Türkiye’ deki çalışma koşulları ve yaşam standardı sayesinde çalışırken mefta olacak. Emekliliğini göremeden, devletine hiç külfet olmadan…&lt;br /&gt;Geçenlerde bir sivil toplum örgütünün başkanı emekliler için, ‘ 20 yıl çalışıyorlar 40 yıl maaş alıyorlar’ diyerek emeklilere ödenen paralara nasıl göz konulduğunu gösterdi bizlere. Peki merak ediyorum; hiç hesaplamış mı acaba 20 yıl ödenen primlerin bileşik faizle hesaplandığında ne kadar tuttuğunu? Toplum haklarını savunucu olarak gördüğümüz sivil toplum örgütlerinin birinin başındaki birinin bu söylemini yadırgadım doğrusu.&lt;br /&gt;Ülkemizde ortalama emekli maaşı 600 YTL civarında. Bu ücretle de insanların ayakta durması, yaşaması isteniyor. Kişi tek başına yaşıyor olsa evet belki kolay olacak. Ama o yaşa gelmiş birinin eşi ve çocukları vardır. Onlara bakmakla da yükümlüdür. Unutmayalım ülkemizde açlık sınırı 940 YTL. Ve bu insanlar açlık sınırında yaşamaya mahkum. Emeklilikten sonra iyi bir iş bulup çalışmak isteyen, ailesine daha iyi bakmak isteyen emeklinin önüne ise engel konuluyor 1 ekim'de yürürlüğe girecek yasayla. Avrupa da bir emekli çift Türkiye’ ye geldiğinde beş yıldızlı otellerde krallar gibi tatil yaparken, bizim emeklilerimiz bırakın tatil yapmayı, ay başını getirebilir miyim diye hesap yapıyor.&lt;br /&gt;Bunlar gibi pek çok komedilerin oynandığı bir sahne ülkemiz. Yok mu dur diyecek bunlara……..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;br /&gt;kok.arzu@gmail.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-5113663433334592562?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/5113663433334592562/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=5113663433334592562' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/5113663433334592562'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/5113663433334592562'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/09/komedi-mi-gerekler-mi.html' title='KOMEDİ Mİ GERÇEKLER Mİ?...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-4522689191538623719</id><published>2008-09-30T04:20:00.000-07:00</published><updated>2008-09-30T04:22:08.689-07:00</updated><title type='text'>DİL DUYARLILIĞI</title><content type='html'>‘Dilini yitiren milletler yaşama hakkını da yitimiştir.’ Yani her şey dilimize gerekli değeri vermemizle başlar. Türkçe’yi sevmek, onu doğru kullanmak ve geliştirmek, Türk insanının, özellikle aydınının en öncelikli görevidir. Zira milletlerin gelişmişlik seviyeleri dil ile ölçülür. Yani medeni olmanın ön koşulu dildir.&lt;br /&gt;XX.yüzyılın başlarında gelişimini tamamlamış bir dil olan dilimiz bir dünya dili olmaya aday iken, nereden geldiği belli olmayan bir hain rüzgarın etkisiyle bir bozma akıldışılığına uğruyor. Türkçe‘nin bin yıllık geçmişine, deneyimine hücum edildi. Bir milleti tarihine bağlayan en güçlü unsur olan dil devre dışı bırakılmış oluyor ve milletimiz tarihsizleştirilmek isteniyordu böylece. Dilden atılan her kelime, milletin ruhundan atılan bir parçaydı sanki.&lt;br /&gt;Türkçemiz en yetkin çağındayken canına kastedildi. Ölmedi! Ölmedi, ancak sakattır şimdi. Neredeyse her duvarda İstiklal Marşı ve Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi asılı; ancak bu anıt niteliğindeki eserler artık gençliğe seslenmiyor. Zira yitirilen dil zenginliğimiz nedeniyle bunları algılamak için özel bir çaba harcaması gerekiyor gençliğimizin. Yani Türk Gençliği bunları anlamadığı için, onun temsil ettiği değerleri de anlayamıyor ve tarih, şiir, milli duyarlılık, hamiyetperverlik, bağımsızlık…vb.. duygulardan yoksun yetişiyor.&lt;br /&gt;Tarihi ile bağları koparılmış, anadilindeki en yetkin eserleri okuyamayan, okusa da anlayamayan bir milletten ne beklenebilir ki? Söyleyelim. Oynayacak bu millet; geleceğiyle, ülkesinin geleceğiyle oynayacak. Milletin ve memleketin ölüm kalım savaşı verdiği devirleri bir ninni gibi dinleyecek, ‘Türk’ün ateşle imtihanı‘ nı dinlemeye ise tenezzül dahi etmeyecektir. Dinlemediği ve zaten araştırmadığı için de kendi öz değerlerine yabancılaşacak ve içinde yaşadığı medeniyeti hor görür duruma gelecektir. Bunun sonunda da başkaları gibi olmaya çalışacak ve kendinden dahi uzaklaşacaktır.&lt;br /&gt;İçinde yaşadıkları milletin büyük kişiliklerini tanımayan nesiller ise zamanla kendilerine sahte kahramanlar, boyalı kişilikler edineceklerdir. Bir dil zevki, duyarlılığı edinemeyen genç, okuduğu her alt alta yazılmış şeyi şiir zannedecek, kulak tırmalayan hoyrat ezgileri türkü veya şarkıdır diye dinleyecektir. Tehlike böylece büyüyecek ve sonunda bu millet yok olmanın eşiğine gelecektir. Ki zaten şöyle bir baktığımızda pek de bu gelişmelere uzak olmadığımız gözlenmektedir ve durum kaygı vericidir.&lt;br /&gt;Durum böyle iken dilimizin geleceğini temin etme zorunluluğuna sahibiz. Türkçe’yi tarihiyle barıştırabilmeli, temiz, zengin dilimizi anlamaya, konuşmaya, okuyup, yazmaya yönlendirmeliyiz. Böylece de insanımız içinde yaşadığı uygarlığın zenginliklerini anlayacak ve nasıl bir tarihin sürdürücüsü olduğunu görecek ve şimdiye kadar imrenerek baktığı kartondan putlar gözünde bir bir yıkılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/www.internethaber.eu"&gt;Bir an önce ideolojik saplantılardan vazgeçilip, Türkçe evlerimizde, okullarımızda tarihi gelişimi de göz önünde bulundurularak sevgi ve sabırla öğretilmelidir. Türkçe’nin geleceği, sadece edebiyat öğretmenlerine terk edilemeyecek kadar önemlidir. &lt;/a&gt;Vatanını seven her öğretmenin en önemli görevi –dalı ne olursa olsun- öğrencilerine dil duyarlılığını aşılamak olmalıdır. Zira Türkçe’yi sevmek, Türkiye’yi sevmek demektir.&lt;br /&gt;Emin olunmalıdır ki dil duyarlılığına yeterince önem verildiğinde şuan içinde bulunduğumuz pek çok sorun halledilmiş olacaktır. Türk Gençliği kendi özüne, kendi milli ülküsüne sarılacaktır.&lt;br /&gt;Dil ve tarih bilinciyle: ‘…….yatağından çıkmış bir su örneği, çamurlara bulanan Türk Milleti ve Türk uygarlığı, tarihi yatağına girecek ve elbette engin denizlere erecektir.’ Sizi bilemem ancak ben bu görüşe tüm kalbimle inanıyorum ve bu uğurda bize ve tüm aydınlara büyük bir görev düştüğünün de bilincindeyim.&lt;br /&gt;Dilimize sahip çıkalım, ülkemizi yok olmaktan kurtaralım…&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;br /&gt;&lt;a href="mailto:kok.arzu@gmail.com"&gt;kok.arzu@gmail.com&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-4522689191538623719?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/4522689191538623719/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=4522689191538623719' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/4522689191538623719'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/4522689191538623719'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/09/dil-duyarlilii.html' title='DİL DUYARLILIĞI'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-5140210307011933840</id><published>2008-09-30T04:17:00.000-07:00</published><updated>2008-09-30T04:20:24.476-07:00</updated><title type='text'>GAZİLERİMİZ</title><content type='html'>Bugün 19 Eylül ve bugünün bizler için önemli iki nedeni var. &lt;a href="http://www.blogger.com/www.internethaber.eu"&gt;Birincisi, Mustafa Kemal'e Gazilik Unvanı 19 Eylül 1921 tarihinde verilmiş olması, ikincisi ise; bugünün Gaziler Günü olarak kutlanmasıdır.&lt;/a&gt; Gazilerimiz tarih kitaplarında rastlayamayacağımız türden bilgilerle donanımlı yaşayan tarihlerimizdir. Onlar vatan uğrunda gözlerini kırpmadan ölüme koşan canlarımızdır. Bugün eğer ki evlerimizde huzur içerisinde oturabiliyorsak bunu vatan uğruna can veren şehitlerimize ve gazilerimize borçluyuz.&lt;br /&gt;Şehitlerimizi verdik kara toprağın bağrına. Yaptık son görevimizi onlara karşı. Ama ya gazilerimiz?... Ki onlar yaşıyorlar. Onlar ilerde yetişen nesile bugünün tarihini anlatacaklar. Onlara ne kadar sahip çıkıyor, ziyaret ediyoruz? Yada onlara sahip çıkmayı sadece TSK'nın görevi olarak mı görüyoruz? Öyleyse şayet yazık bizlere. Vatan uğruna savaşıp Gazi ünanı almış yiğitlerimize sahip çıkalım. Onlara hakettikleri saygı ve sevgiyi gösterelim. Zira Onlar bizim en kıymetlilerimizdir. Bugün Gazi Günü. Tüm Gazilerimizin bugününü kutluyor, önlerinde saygıyla eğiliyorum. Ve eğer kabul ederlerse şehitlerimize ve gazilerimize armağan etmek istiyorum bu şiirimi.&lt;br /&gt;MEHMEDİM,&lt;br /&gt;ŞEHİDİM,&lt;br /&gt;GAZİM...&lt;br /&gt;Ellerinde tüfeğin,&lt;br /&gt;Gözlerinde umut var senin&lt;br /&gt;Omuzundaki, yüreğindeki,&lt;br /&gt;Kolundaki, bacağındaki ağrı&lt;br /&gt;Bir güzel ülkedir, ülkendir biliyorum.&lt;br /&gt;Onu alnında yeşeren bir gül gibi taşır,&lt;br /&gt;Sever, uğrunda ölümleri göze alırsın.&lt;br /&gt;Ya bir dağdır göğsündeki toprak.&lt;br /&gt;Yada bir ırmak,&lt;br /&gt;Akıp ülkemin her karışına seni yayan.&lt;br /&gt;Duramaz, duramazsın öyle,&lt;br /&gt;Birileri tehdit ederken vatanını.&lt;br /&gt;Sualtı taşı değilsin ki,&lt;br /&gt;Dingin durasın.&lt;br /&gt;Zaten bir başkasın sen.&lt;br /&gt;Topraktan göğe erişen bir ağaç gibi,&lt;br /&gt;Meyveleriyle ülke çizensin.&lt;br /&gt;Akarken şahdamarından kanın,&lt;br /&gt;Kan rengi toprağa oluk, oluk&lt;br /&gt;Göğerir görüyorum kalbinden,&lt;br /&gt;Binyıllardır ağan ülkemi.&lt;br /&gt;Anaç toprağadır dostluğun,&lt;br /&gt;Yüklü bulutlara öfken.&lt;br /&gt;Vurulup sırtından düşerken yere&lt;br /&gt;Yada&lt;br /&gt;Hain bir mayınla savrulurken bedenin,&lt;br /&gt;Bin kez kabarır toprak,&lt;br /&gt;Bin kez coşar ırmak&lt;br /&gt;Ve uyanır gökler.&lt;br /&gt;Ülken gurur duyuyor seninle&lt;br /&gt;Ve milyonlar selam durur ardından&lt;br /&gt;Mehmedim, Şehidim, Gazim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;br /&gt;kok.arzu@gmail.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-5140210307011933840?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/5140210307011933840/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=5140210307011933840' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/5140210307011933840'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/5140210307011933840'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/09/gazilerimiz.html' title='GAZİLERİMİZ'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-5672655824538865317</id><published>2008-09-30T04:16:00.000-07:00</published><updated>2008-09-30T04:17:56.687-07:00</updated><title type='text'>MARMARİS ESKİSİ GİBİ KALACAK MI?...</title><content type='html'>Bir süre once Marmaris-Osmaniye köyü civarında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan maden arama ve işletme izni alıp, ağaç kıyımına ve yol açmaya başlayan Neslişah isimli şirkete, Marmaris sivil toplum örgütleri, köy muhtarı ve halkının “Madene Hayır” diyerek yaptıkları sözlü ve yazılı itirazlar sayesinde İdari Mahkeme şimdilik çalışmaları durdurma kararı almıştı.&lt;br /&gt;Konu gerçekten de önemliydi. Zira bu yapılan çalışmalar hem kızılçam ormanlarının katline hem de arıcılıkla uğraşan köy halkının işine sekte vuracaktı. Bu anlamda başlatılan “Madene Hayır” kampanyasının başarısı doğal olarak bölge halkını sevindirmişti. Ancak, İdari mahkemenin geçici kararı kesinlik kazanması anlamına gelmediğinden mücadeleye devam kararı alındı. Ama son öğrenilen bilgiler bölge halkını çileden çıkardı. Zira Turizm cenneti Marmaris’in yarısını kaplayan alanda maden araması için 41 şirkete ruhsat verildiği ortaya çıktı. Duruma tepki gösteren çevreciler izinlerin iptali için yeniden bir başvuruda bulundu.&lt;br /&gt;Marmaris, aslında geçmişte de maden arama çalışmalarına yabancı değil. Muğla ili sınırları içerisinde 1945-1960 yılları arasında &lt;a href="http://www.blogger.com/www.internethaber.eu"&gt;Marmaris-Karaağaç-Karabörtlen- Fethiye- Göcek&lt;/a&gt; sürekli maden konusunda adları geçen ilçeler olmuşlardır. Ancak o yıllarda turizm bu kadar gelişmiş değildi. Marmaris nüfusu o dönemler 3-5 bin kişi civarındaydı ve bölge halkının geliri sünger, balık, sebze ve günlük ağaçlarından elde edilen sığla yağı, defne, kekik, harnup(keçiboynuzu) gibi ürünlerin toplanıp satılması ile elde ediliyordu. Bu nedenle de yöre halkı madenlerde çalışarak ek gelir elde etme peşindeydi. Ancak bugün şartlar değişmiştir. Turizm için onca çaba harcanmış ve bir yerlere getirilmiştir.&lt;br /&gt;Ama ne oldu? Önce bu turizm cenneti Marmaris bir beton yığınına dönüştürüldü. Sonra orman yangınları sayesinde peyzajı bozuldu. Arılara bal yaptıran envai çeşit bitki örtüsü yok edilip doğanın ekolojik dengesi bozuldu. Yangınlarda yanan ağaçlar sanki öç alır gibi yağmurlarla beraber köklerinde bulunan verimli toprakları yağmur sularıyla beraber denize yolladılar. Bir bakıma kızgınlıklarını suyla söndürme çabasına girdiler. Doğal olarak zaman içerisinde bunlar deniz kıyısında küçük adacıklar olarak çıkacaklar karşımıza. Tıpkı Dalyan Kaunos, Selçuk Efes limanlarında olduğu gibi… Kurulan balık çiftlikleriyle denizlerimizin de doğal dengesi bozuldu. (Bu konuya daha sonar ayrı bir makale ile de değineceğim.) Şimdi de maden için ağaçları kesecekler. Yani doğaya ve ekolojik dengeye bir darbe daha atılacak.&lt;br /&gt;Verilen izinlerle Marmaris'in yüzölçümünün yüzde 52'sinin köstebek yuvasına çevrilme ihtimali var. Muğla'dan 24, İstanbul'dan 10, Ankara'dan 5, Adana ve Bursa'dan 1'er olmak üzere toplam 41 şirkete maden arama ruhsatı verilmiş. Sadece İstanbul'dan 1 firma 7 ayrı yerde arama izni almış. Osmaniye Köyü'ndeki madenin sahiplerinin de 15 ayrı ruhsatı bulunuyor. Bu artık sadece Marmaris’in yada Marmarislinin sorunu değil ulusal bir sorun haline gelmiştir. Zira turizm kenti olan Marmaris'te bu kadar ruhsatlı yer faaliyete geçerse artık gerisini siz düşünün. Bir de ilginç bir durum vardır ki maden için ruhsat verilen yerlerden birisi Milli Park sınırları içerisinde kalmaktadır. Oysa dünyanın hiçbir yerinde Milli Parklar içerisinde maden arama izni verilmez. Ancak maalesef ki bizim maden yasamız buna izin verecek şekilde düzenlenmiştir.&lt;br /&gt;Maden arama çalışmaları herkesin malumu olduğu üzere sessiz sedasız yapılacak bir iş değildir. Mutlaka patlamalar ve toz duman söz konusudur. Bunun ise doğaya ve turizme vereceği zararı siz düşünün artık. Ham haliyle tonu 50 dolara satılan manganezden bir yılda elde edilecek kazanç milyon doları bile bulmayacaktır. Oysa ülke ekonomisine her yıl yaklaşık 1,5 milyar dolar kazandıran Marmaris turizmi büyük zarar görecektir. Bu nedenledir ki Türkiye'nin bir çok yerinde manganez madeni varken neden özellikle Marmaris bitirilmeye çalışılıyor? Neden doğaya ve turizme darbe vurmak bu kadar öncelikli oluyor?&lt;br /&gt;Marmaris Kent Konseyi Çevre Komisyonu Marmaris halkıyla beraber mücadelelerine başlamıştır. Ancak sorun yukarıda da belirttiğim gibi sadece Marmaris’in sorunu değil tüm ulusun sorunudur ve ortak mücadele ile bu gidişe son vermek gerekmektedir.&lt;br /&gt;Başbakan Rize’deki bir konuşmasında kendisini “Çevrecinin daniskası” olarak nitelemiş, Turizm ve Kültür Bakanı ise “Asıl çevreci benim” diyerek çevreye önem verdiklerini ifade etmeye çalışmışlardır da bu izinler verilirken acaba neredeydiler? Bu izinler verilirken hiç mi haberleri olmamış? Yada söyledikleri ile yaptıkları farklı şeyler midir? Marmaris bir turizm ve doğa cennetidir. Bu nedenledir ki once Başbakan ve Turizm ve Çevre Bakanı olmak üzere bu gidişata dur demek için ne yapacaklardır? Doğrusu hepimiz merakla izleyeceğiz.&lt;br /&gt;Doğanın katliamına Hayır!... Doğanın ekolojik dengesinin korunması ve turizme evet…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;br /&gt;kok.arzu@gmail.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-5672655824538865317?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/5672655824538865317/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=5672655824538865317' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/5672655824538865317'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/5672655824538865317'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/09/marmaris-eskisi-gibi-kalacak-mi.html' title='MARMARİS ESKİSİ GİBİ KALACAK MI?...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-1769165206184758428</id><published>2008-09-30T04:14:00.000-07:00</published><updated>2008-09-30T04:16:01.148-07:00</updated><title type='text'>HAKİKAR YOLCUSU; ÖĞRETMENLER</title><content type='html'>Güleç bir yüz tanıdım bir zamanlar,&lt;br /&gt;Bilmem hangi tarihti…&lt;br /&gt;Alnı kırışıklarla kucaklaşmayan,&lt;br /&gt;Saçları kapkara, parlak,&lt;br /&gt;Gözleri aydın aydın bakan,&lt;br /&gt;Ruhu, kalbi katıksız pak olan.&lt;br /&gt;Bir ağacın haşmeti vardı onda,&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.blogger.com/www.internethaber.eu"&gt;Minik kuşlar barındırıyordu koynunda.&lt;br /&gt;Ve bir bahçıvan kadar dikkatliydi,&lt;br /&gt;Rengarenk çiçeklerine bakarken.&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;Solmasınlar, kurumasınlar, taze taze açıp,&lt;br /&gt;Misler gibi koksunlar diye&lt;br /&gt;Canından çok onları kaçırırdı,&lt;br /&gt;Soğuktan ve sıcaktan…&lt;br /&gt;Tek amacı vardı;&lt;br /&gt;Küçücük ışıkları güneş yapmak…&lt;br /&gt;Ve&lt;br /&gt;Bir gün yine geldi bize.&lt;br /&gt;Kimimiz birer ağaç,&lt;br /&gt;Kimimizse birer fidandık hala.&lt;br /&gt;Bembeyazdı kapkara saçları,&lt;br /&gt;Titrek titrekti konuşmaları,&lt;br /&gt;Kırış kırıştı alnı.&lt;br /&gt;Ama yüreği, sevgiyle yoğrulmuş yüreği,&lt;br /&gt;Hala sımsıcak ve hiç eksilmeyen,&lt;br /&gt;Taptaze duygularla doluydu.&lt;br /&gt;Belli unutmamıştı bizi.&lt;br /&gt;Hem insan nasıl unutabilirdi ki,&lt;br /&gt;Vücudunun parçalarını?&lt;br /&gt;Zaman etine etki etmişti sadece,&lt;br /&gt;Güleç yüzünü, aydın aydın bakan gözlerini&lt;br /&gt;Ve ellerini değiştirememişti.&lt;br /&gt;İşte o benim,&lt;br /&gt;Babamdan da öte ÖĞRETMENİMDİ.&lt;br /&gt;Vücudumun bütünleyicisiydi,&lt;br /&gt;Ana kaynağıydı halkalarımın.&lt;br /&gt;Yaşamıma yön verendi.&lt;br /&gt;Biz de seni unutmadık hakikat yolcusu,&lt;br /&gt;Her zaman bizimleydin, yokluğunda bile&lt;br /&gt;Ve her zaman da öyle olacaksın…&lt;br /&gt;Seni çok seviyoruz……&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;br /&gt;kok.arzu@gmail.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-1769165206184758428?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/1769165206184758428/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=1769165206184758428' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/1769165206184758428'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/1769165206184758428'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/09/hakikar-yolcusu-retmenler.html' title='HAKİKAR YOLCUSU; ÖĞRETMENLER'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-921774387989776536</id><published>2008-09-30T04:11:00.000-07:00</published><updated>2008-09-30T04:14:20.965-07:00</updated><title type='text'>DENİZ FENERİ VURGUNU</title><content type='html'>6 yıl önce "Yolsuzluklara damardan gireceğiz." diyerek seçmenine söz veren Erdoğan bu günlerde etrafına resmen alev saçıyor. Çok kızgın bu ara. Gazete sahiplerini ilçe kongrelerinde yuhalatmaya, onları tehdite varan, sinirlerini bu kadar bozamn şey neydi acaba? Bu sorunun yanıtını biraz da olsa ülke gündemini takip eden herkes çok çabuk cevaplayacaktır. Zira ardarda patlayan olaylar Erdoğan'ın sözünü ne kadar(!) tuttuğunu gösterdi bizlere.&lt;br /&gt;Önce 1 milyon dolarlık rüşvet olayı patlak verdi. Bu olayın ardından Şaban Dişli Erdoğan'ın yardımcılığı görevinden istifa etti. Ardından da Deniz Feneri Derneği dolandırıcılığıyla ilgili iddianame iktidar partisine hatta Başbakana kadar uzandı. Bu kadar mı sadece? Elbetteki hayır. AKP Batman İl Başkanı Ömer El bir çete ile birlikte ihaleye fesat karıştırmak suçundan aranıyor. Gaziantep'te ise AKP'li Büyükşehir Belediyesi'nin partili iş adamlarına üç günde 73,5 milyon YTL rant sağladığı iddiaları savcılıkta. İşte bunlar yüzünden öfke saçıyor Erdoğan. Ülkenin başbakanı en yakınındaki yardımcısı, il ve belediye başkanlarına uzanan yolsuzluğun üzerine gideceğine medya patronları ile polemiğe giriyor. Neymiş efendim özellikle Deniz Feneri olayı kamuoyuna o medya organları tarafından iletilmiş. İletilecek tabii. Zira bu onları görevi. Oysa Başbakan "Saçı bitmedik yetimlerin hakkını yedirmeyeceğiz" diye bağırıyordu meydanlarda. Sanırız ki Başbakan bu yolsuzlukların üzerine gitmek yerine medya ile polemiğe girerek koruyacak yetim hakkını. Tabii bir seçenek daha var. Zira Başbakan ihaleye fesat karıştırmayı, resmi işlerden komisyon almayı, Din-Allah adına para toplatılıp insanların sömürülmesini, haram yollarla nüfuz ve mal sahibi olmayı, yetim hakkını korumak olarak algılayor olabilir. Ne dersiniz?...&lt;br /&gt;Bizim milletimizin bir ince tarafı vardır. Yufka yüreklidir. Fakir birini gördüğünde dayanamaz. Elindeki üç kuruşun en az birini paylaşır. Bu aslında çok güzel bir özelliktir. Ancak bu güzel özellik kimileri tarafından kullanılagelmiş, insanlarımız yardım fikrinden dahi uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. En güzel örnek Deniz Feneri olayıdır bu anlamda. Olayı ilk duyduğumda açıkçası "&lt;a href="http://www.blogger.com/www.internethaber.eu"&gt;Ülkemizde hayır işleri için kurulmuş Çocuk Esirgeme Kurumu, Darülaceze, Kızılay, Gaziler Vakfı....vb. &lt;/a&gt;kurumlar varken gidip ne olduğu belirsiz kurumlara para yatırılırsa olacağı budur." şeklinde düşündüm. Daha sonra şöyle bir baktım bu şekilde insanlardan para toplayan o kadar çok dernek ve vakıf var ki şaşırmadım dersem yalan olur. Deniz Feneri, Hızır Yardımlaşma, İnsan Eğitimi ve Kültür, Zeytin Dalı.... vb.. Ki bunların çoğunun da kuruluş tarihleri 2002 sonrasına denk geliyor. Peki ama neden insanlar yukarıda bahsettiğim bilinen köklü kurumlara değil de bunlara yardım ediyorlardı. Neden?... Biraz araştırınca durum az çok netlik kazandı.&lt;br /&gt;2004 yılında yapılan düzenlemeler, hatta ince ayarlarla, kanuna " Fakirlere yardım amacıyla gida bankacılığı faaliyetlerinde bulunan dernek ve vakıflara, Maliya Bakanlığı'nca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde bağışlanan gıda, temizlik, giyecek ve yakacak maddelerinin maliyet bedelinin tamamı" şeklinde yapılan ekleme ile beyanname veren gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerince, yapılan bağışlar gider olarak indirilebilir hale getirilmiştir. Bu bağışlar aynı zamanda KDV Kanunu'nun 17. maddesine istinaden KDV'den de muaf tutulmayı sağlamaktadır. Ancak bu vakıf ve derneklere tanınan Bakanlar Kurulunca 'Vergi Muafiyeti', kamu yararına çalışan vakıf ve derneklere bağış yapanlara tanınmamış, sadece sınırlı bir avantajla sınırlandırılmıştır. Örneğin:&lt;br /&gt;Gelir Vergisi mükellefi olan ve 200'er bin YTL kazanç sağlayan iki kişi var diyelim. Bunlardan A kişisi gıda bankacılığı yapan bir vakfa 200 bin YTL , B kişisi ise diyelim ki Mehmetçik Vakfı'na 200 bin YTL bağışlamış olsun. Bu durumda A kişisi yaptığı bağışın tamamını vergiden düşecek ve hiç vergi ödemeyecektir. B kişisi ise yaptığı bağışın % 5'ini yani 10 bin YTL'sini kazancından düşebilecek, geriye kalan 190 bin YTL için de Gelir Vergisi ödemek durumunda kalacaktır. bu durum kurumlar vergisi için de aynen geçerlidir. Şimdi söyleyin bakalım sevgili hükümetimiz yardımları o tarafa yönlendirmek adına özel bir çaba harcamışa benzemiyor mu? Açıkçası bu araştırma paranın neden köklü kurumlarımıza değil de ne oldukları, paralarının nereye aktığı belli olmayan vakıf ve derneklere gittiğini çok net anlattı bana. Ya size?...&lt;br /&gt;Açıkçası deniz feneriysi, belediyelerin iftar çadırıydı, cemaatlerin hayrıydı hepsi ama hepsi yıkılmaya çalışılan sosyal devletin yerine oturtulmaya çalışılanlardan ibaret. Yolsuzluk ve dolandırıcılık sosyal yardım örtüsüne büründürülerek sömürünün dozajı arttırıldı. Şimdi zamanında bunlara yasalar ile yardımda bulunan Bakanlar Kurulumuz bunu önüne nasıl geçecek merak ediyoruz. Zira geçmemeleri zaten niyetlerini açıkça ortaya koymaları demek olacaktır. Belki de Başbakan'ın öfkesi böyle bir ikileme düştüğü içindir ne dersiniz?...&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;br /&gt;kok.arzu@gmail.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-921774387989776536?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/921774387989776536/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=921774387989776536' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/921774387989776536'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/921774387989776536'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/09/deniz-feneri-vurgunu.html' title='DENİZ FENERİ VURGUNU'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-2101516898016030250</id><published>2008-09-30T04:06:00.000-07:00</published><updated>2008-09-30T04:11:26.013-07:00</updated><title type='text'>AYNI SORUNLARLA OKULLAR AÇILIYOR...</title><content type='html'>Okulların açıldığı dönem her evde büyük bir heyecen sözkonusudur. Ve büyük bir sevinç. Bu öyle bir sevinçtir ki bir önceki yıllardaki tüm kırıklıklar, kırgınlıkları dahi unutturur.&lt;br /&gt;Yeni bir eğitim-öğretim yılı başlıyor. Türkiye'nin eğitim çarkı yine ilk ve ortaöğretimde 15 milyon dolayında öğrenci ve 600 bin öğretmen ile kaldığı yerden yeniden başlayacak. Ancak eğitim sistemimize ait sayısal verilere baktığımızda ülkemizdeki her türlü gericiliğin, yoksulluğun, ayrımcılığın, adaletsizliğin çürüme ve yozlaşmanın ilk elden bir örneği haline geldiğini görmekteyiz. Ve neyazık ki bunun anlaşılabilmesi için öyle uzun boylu araştırmalara da gerek yoktur. Özellikle &lt;a href="http://www.blogger.com/www.internethaber.eu"&gt;Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük kentlerin merkezleri ya da ekonomik hali iyi semtlerde yer alan okullardan, kenar mahalle okullarından birine ya da ülkemizin birbirine göre daha batısı ve doğusu arasında yer alan noktada bir okula dışarıdan bakmak bile eğitimdeki her türden adaletsizliği, bilimsel nitelik ve olanaklardan yoksunluğu apaçık göstermektedir.&lt;br /&gt;&lt;/a&gt;İlköğretimin Anayasa'da belirtilen zorunlu ve parasız bir hak olarak tanımlanması bile bunun madde koyucular tarafından özgür, demokratik ve bilimsel bir hak olarak işletilip sunulmasını yazıktır ki hiçbir zaman gerektirmemiştir. Okula gitmeyen, okuma yazma bilmeyen (yetişkin erkeklerde %11, kadınlarda %28) insanların geneline bakıldığında okula gitmeme nedeni olarak ekonomik nedenleri gösterdikleri bilinen bir gerçektir. Özellikle erkek çocukları okula göndermemenin en büyük nedeni ekonomik nedenlerdir. Kız çocukları için baktığımızda ise bu etken yine önde olmakla birlikte feudal yaklaşımların da rolünün büyük olduğu gözlemlenmektedir.&lt;br /&gt;Anayasal bir hak olan eğitim yazıktır ki devlet eliyle siyasi çıkar haline dönüştürülme çabasına dönüştürülmektedir. Maddeyi devlet yazmış ancak uygulamayı halka bırakmıştır. Okul yapmayı katlanılmaz bir yük olarak görüp 1980'li yıllarda valilikler aracılığıyla "Kendi Okulunu Kendin Yap" kampanyalarıyla vatandaşı hayırsever olmaya davet etmiş, ancak yeterli sonuç alınamayınca kampanya "Kendi Okulunu Kendin Yap Okul Yaptırmıyorsan Derslik Yap" haline getirilmiştir. Okul için yeterli bütçe ayırmaya imtina eden devlet bugün okul idarecisinin ve öğretmeninin maaşları dışında neredeyse her konuda para toplayan bir tahsildar konumuna dönüştürülmüştür.&lt;br /&gt;Sağlıklı bir eğitim için okullara öğretmen yanında temizlik görevlisi ve sekreterlik işleri için memur da gerekli olmasına rağmen milli eğitim kadrosuna sadece öğretmen alımı yaparak -ki öğretmen konusunda da 200 bin dolayında dışarıda bekleyen işsiz öğretmen bulunmasına rağmen ciddi bir açık da söz konusudur- okulların diğer işleri göz ardı edilmektedir. Dolayısıyla da hizmetli alımı için yeterli parayı bulamayan okulların -çoğu da kenar mahalle okullarının- sınıfları çok pis, tuvaletleri ise kullanılamaz duruma gelmektedir. Geçenlerde Eğitim- Sen Eski Genel Başkanı Alaaddin Dinçer'in bir gazeteciyle yaptığı söyleşide İstanbul gibi bir megakent de ilköğretimde 117 öğrenciye bir tuvalet, ortaöğretimde 145 öğrenciye bir tuvalet düştüğünü dile getirmiştir. Bu ise tabloyu daha da vahim kılmaktadır. Yani çoğu öğrenci teneffüslerde tuvalet ihtiyacını karşılamayacak durumdadır. Bir de tuvaletlerin pis olması da göz önüne alınırsa vahamet tüm netliğiyle açığa daha çok çıkmaktadır.&lt;br /&gt;Eğitim sistemi öğrenci ve öğretmenini gündelik koşuşturmaca ve çıkarlar içinde değirmen taşı gibi öğüten bir yapıya dönüştürülmüştür. Hedefini lise ya da üniversite sınavlarına göre kilitleyen öğrenciler ve öğrencinin bu talebine yetişmeye çalışan öğretmen, okumaya, araştırmaya, kendini geliştirmeye toplumsal sorumluluk ve rolünü sorgulamaya zaman ayıramamaktadır. Temel eğitim ve lise eğitiminin önemli ekseni, iyi bir liseye ya da üniversiteye girebilmek için dershanelere kaymıştır. Gelinen süreçte ticarethane mantığı çerçevesinde öğrencinin okul dışında ders alma talebine de yönelen okullar, daha ilkokul birinci sınıftan başlayarak hafta sonları kursları düzenleyip, hafta içi öğrencisini hafta sonu müşterisine dönüştürmüştür.&lt;br /&gt;Eğitimde eşitsizliğin, adaletsizliğin bir göstergesi olan Doğu-Batı gerçeği her öğretim yılı başında kimi medya yayın organlarında ve özellikle devletin resmi medyasında, eşitsizliğin altta kalanı için "büyük fedakârlık", "büyük özveri" masalı gibi yutturulmaya çalışılmaktadır; Kullanılmayan bir ahırı dersliğe dönüştürerek eğitimi sürdürmeye çalışan bir öğretmenin yaptıklarını, öğretmensiz köylerde Mehmetçiğin ders vermesini ya da Doğuda anaokuluna giden çocukların Batıdaki arkadaşlarının renkli beslenme çantaları içinde taşıdıkları kek, yumurta, süt gibi besin maddelerine karşılık, naylon bir poşette kuru sac ekmeği arasında yabani dağ otuyla besleniyor olmasını "büyük özveri" tarzında bir haber vurgusuyla veriyor olmaları gibi. Gerçek ise kesinlikle bu değildir.&lt;br /&gt;Artan öğrenci, yetersiz kalan öğretmen, hizmetli ve okul sayısı, bölgeler arasında her bakımdan eşitsizlik, ezberci ders içeriği ve kendini yetiştirme olanaklarından yoksun bırakılmış öğretmen kadrosuyla ve çark dönmeye devam ettikçe de eğitim bir yandan ticarileşmeye sürdürecek, ticarileştikçe de toplumu insani boyutları bakımından çürütmeye devam edecektir. Tabii önü alınmazsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-2101516898016030250?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/2101516898016030250/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=2101516898016030250' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/2101516898016030250'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/2101516898016030250'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/09/ayni-sorunlarla-okullar-ailiyor.html' title='AYNI SORUNLARLA OKULLAR AÇILIYOR...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-8207169478802069787</id><published>2008-09-30T04:03:00.000-07:00</published><updated>2008-09-30T04:06:20.880-07:00</updated><title type='text'>CUMHURBAŞKANIMIZ ERMENİSTAN'A GİDECEKMİŞ...</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.blogger.com/www.internethaber.eu"&gt;Türkiye ve Ermenistan milli futbol takımları Erivan'da 6 Eylül tarihinde karşılaşacak&lt;/a&gt;. Cumhurbaşkanımız da bu maça davetlidir. Ve Cumhurbaşkanımız bu maça gidecek . Yani Türkiye komşusu ile güya sıcak bir ilişkiye "Merhaba" diyecek. Komşumuz da bunu canı- yürekten istiyormuş gibi!...&lt;br /&gt;Tüm Türk halkının malumu olduğu üzere Ermenistan özellikle son yıllarda artan bir şekilde Türkiye'ye sözde Ermeni Soykırımını tanıması konusunda baskı yapmakta bu anlamda da diğer ülkeleri kullanmaktan da çekinmemektedir. Ve bu yaklaşım bir oyun, hatta oyunun da ötesi bir tuzaktır. Yıllar öncesinden çizilmiş bir strateji dahilinde bu oyun sürekli gündemde tutulmaya çalışılmaktadır. Amaç bellidir. Artık bu oyunun arkasındaki gerçeğin görülmesi gerekmektedir. Zira yıllardır yapılan çalışmalar göstermiştir ki böyle bir kırım söz konusu değildir. Göç sırasında, o günün şartları içerisinde meydana gelen ölümleri soykırım olarak göstermeye ve bunu tüm dünya milletlerine gerektiğinde ağlayarak, sızlayarak kabul ettirme girişiminde bulunmaktadırlar. Bu anlamda da pek çok ülke böyle bir soykırımın varlığını kabul etmiştir. Ermenistan onlara destek veren dış güçlerden de aldığı destekle amacına ulaşabilmek adına her yolu mübah saymaktadır.&lt;br /&gt;Tarihlerini unutmayarak, unutturmayarak bir mücadele sergilemektedirler. Oysa bizler tarihimizi unutturmak adına her türlü yolu kullanmaktayız. Mesela Ermeni Doğu Lejyonu'nun 1918-1921 tarihleri arasında Klikya Ermenistan'ı kurma hayaliyle Klikya bölgesinde (Adana, Mersin, Hatay) yaptıkları kırımı kaç kişi biliyor. Zira o dönemde bölge kan çanağına dönmüştür. Masum insanlarımız katledilmiştir. Katledilen insanımızın sayısı da 1.531.000 kişidir. Şimdi birçok kişi "Nereden çıktı bu?" diyecek. Ben burada merak edenlere bir kitap önereceğim. Kıbrıs Türk Kültür Derneği Genel Merkezi yayını olarak çıkarılan, Dr. Ulvi Keser'in "Ermeni Doğu Lejyonu" isimli kitabı. Kitap uzun uğraşlar sonucu ve büyük bir arşiv taraması sonucu oluşturulmuştur. Anlatılan olayların hepsi belgelidir. Yani Ermeniler'in yaptığı gibi belgesi olmayan bir iddia şeklinde değildir. Evet Ermenistan Türkiye'ye soykırımı kabul ettirmeye çalışırken çok merak ediyorum Cumhurbaşkanımız Ermenistan'a yapacağı ziyaretle onların da Adana- Hatay bölgesinde yaptıkları soykırımı tanımalarını sağlayabilecek mi? Yoksa unutturulan çoğu kimsenin bilmediği bu katliam yine tozlu sayfalara mı bırakılacak? Yazık ki görünen odur. Ermenistan iddiasını sürdürecek Türkiye ise belki de bir dakikalık saygı duruşu ile geçmişi tarihin tozlu sayfalarına gömecek. Ve belki de Cumhurbaşkanımız soykırım anıtına çelenk koyacak.&lt;br /&gt;Yukarıda da bahsettiğimiz gibi sorun sadece birilerinin soykırımı tanıyıp tanımamasıyla sınırlı bir konu değildir. Bu konu her zaman bu çerçeveyi aşan siyasi anlamlarla yüklü olmuştur. Bilindiği gibi özellikle Sovyet Rusyası'nın çözülüşünün ardından Ermenistan Amerika'ya ısındırılmaya çalışıldı. Ve bu anlamda da Amerika'nın Ermeni soykırımını tanıması önemli hale geldi. Özellikle Gürcistan'da yaşananlardan sonra ABD'nin müttefiki konumundaki Türkiye'nin Ermenistan ile sıcak temasa geçmesi büyük bir önem kazandı. Zira bu şekilde ABD'nin Rusya karşısında nüfuzu artmış olacak, eli güçlenecek. Bu anlamda da ABD her iki ülkeye de bir anlamda baskı uyguluyor ve neticesini de almak üzere. Tabii burada Ermeni dönmesi bir kesimin içeriden büyük bir özenle çalışıp ülkeyi bu konuma getirmesi de etkendir bu konuda. Yani Türkiye yine tarihini unutuyor ve dış ülkelerin istediği gibi hareket ediyor.&lt;br /&gt;Cumhurbaşkanımız şimdi Erivan'a gidecek. Umarız ki biz yanılıyoruzdur. Umarız ki bu ziyaret gerçek anlamda güzel şeylerin başlangıcı olur. Yani&lt;br /&gt;1- Ermenistan soykırım iddiasından vazgeçer ve de Adana- Hatay yöresinde kendi yaptıkları soykırımı kabul ederler.&lt;br /&gt;2- Karabağ sorunu çözülür.&lt;br /&gt;Zira gerçek dostluk belki de bunlardan sonra kurulacaktır. Aksi halde gerçek komşuluk, dostluk söz konusu değildir. Ne diyelim hayırlısı... İzleyip görelim. Ama Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün bir sözünü anımsatmak istiyorum son söz olarak.&lt;br /&gt;"Düşmanım, düşmanlığından vazgeçinceye kadar, ben de onun amansız düşmanıyım."&lt;br /&gt;Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Yukarıda adı geçen kitap Kıbrıs Türk Kültür Derneği Genel Merkezinden temin edilebilir.&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;br /&gt;kok.arzu@gmail.com&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-8207169478802069787?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/8207169478802069787/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=8207169478802069787' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/8207169478802069787'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/8207169478802069787'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/09/cumhurbakanimiz-ermenistana-gidecekmi.html' title='CUMHURBAŞKANIMIZ ERMENİSTAN&apos;A GİDECEKMİŞ...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-3359179105065503297</id><published>2008-08-25T22:27:00.000-07:00</published><updated>2008-08-25T22:29:21.101-07:00</updated><title type='text'>BIRAKIN DERELER ÖZGÜRCE AKSIN!...</title><content type='html'>Başbakan Erdoğan Rize’de hidroelektrik santrallara karşı çıkan çevrecileri ‘Boş vakitlerini değerlendirenler’ diye niteleyip, ‘Ben çevrecinin daniskasıyım’ demiş.&lt;br /&gt;UNESCO tarafından Türkiye’nin ‘biyosfer rezervi’ olarak görülen ve koruma altına alınan, Rize ve Artvin dereleri üzerine kurulması planlanan HES (hidroelektrik santralı) yağması gündemde bugünlerde. Ve önümüzde pek çok örnek mevcut yapılan HES'lerin sonuçlarıyla alakalı. Zira Anadolu’nun nehirleri, gölleri plansız kentleşme, baraj ve sulama politikalarıyla yok edidi. Ve anlaşılan sıra, koruma altına alınması önerilen, dokunulmaması gereken Doğu Karadeniz’in akarsularını kurutmaya geldi. Doğal olarak da bu duruma çevrecilerle beraber doğa halkı da karşı çıktı. Hatta ve hatta HES istilasına karşı köylüler, derelerin başında sopayla nöbet tutuyormuş!&lt;br /&gt;2007’den tarihinden itibaren satış sözleşmelerinin imzalanmaya başlanmasının ardından ‘dere yağması’ katlanmış, sadece Artvin dereleri üzerinde 106, Rize dereleri üzerinde ise 64 proje geliştirilmiş. Hatta söylemlere göre kuru dereler üzerine bile HES kurulması öngörülerek bir rant oluşturulmaya çalışılıyormuş. Bilindiği gibi hala süregelen bir Karadeniz Sahil Yolu çalışması var. Ve bu çalışmanın verdiği zarar ortada. Bunu gören yöre halkı ‘Derelerin Kardeşliği Platformu’ kurmuş ve eylemlerine başlamış haklı olarak. Bu nedenledir ki Rize’ye giden Erdoğan çevrecilere sataşmış sanırız. Demiş ki: “Dünyanın çeşitli yerlerinde çevreciler vardır. Bunlara ‘ne yaparsınız’ dersin, inanın şöyle ele avuca gelecek bir şey yok. Sadece boş vakitlerini değerlendirmek için yaptıkları iş bu. Yarın, gazeteler bunu ‘çevreciler karşı çıktı’ diye yazacak. Ama ben çevrecinin daniskasıyım. İstanbul Belediye Başkanlığım sırasında neler yaptığımızı özellikle İstanbul’da yaşayanlar çok iyi bilir. İstanbul susuzdu. 180 kilometreden su getirdik. Çevreciler o zaman da karşımıza dikildi, ‘ağaçları söküyorlar’ diye. 800 bin fidan diktik, Istranca’ya.”&lt;br /&gt;Başbakan, Karadeniz coğrafyasını ve bölgenin ekosistemini yok edecek hidroelektrik santrallarını savunurken, bilgi ve görgüsüyle tüm Türk halkını da aydınlatmış oldu sağolsun. Hatta hatta tüm çevrecilere hadlerini bildirdi. Siz kim çevreyi korumak kim? Değil mi? Başbakandan daha çevreci olacak değilsiniz ya? Zaten yapılan icraatlarda da ne kadar çevreci olunduğu görülmüyor mu? Mesela kıyıları dolduranlara ödüller veriliyor. Açlık ve susuzluğun en büyük tehdit olduğu günümüzde su havzaları daraltılıyor. (En son İstanbul'un su sorunu için kullanılan Melen çayında balıkların ölmesi en güzel örnek değil mi? Melen çayı kurumadı mı? ) Yeşil alanlar büyük inşaat şirketlerine emanet ediliyor. (Mesela boğaza yapılacak üçüncü köprünün Beykoz-Sarıyer arasındaki son yeşil alanı yok edeceğini de göremiyorlar.) Ve en güzeli belki de küresel ısınmayı yağmur duasıyla çözmek gibi yeni icatlar dahi geliştirildi. Şimdi tüm bunlar yapılırken siz kalkıp Başbakan'ı ve hükümeti eleştireceksiniz çevreciler olarak. Olmaz. İşte böyle bildirirler adama haddini.&lt;br /&gt;Aslında ne kadar trajikomik bir durum bu farkında mısınız? Gelecek kuşakları belki de en çok ve doğru bilinçlendirmesi gereken Başbakan, onlara çevre adına yanlış mesajlar veriyor ve ardından da kendisini dinleyen çocuklara oyuncak dağıtıyor. Bilmiyor ki çevrecilik aslında toplum vicdanı demektir. Ve Başbakan bu sözleriyle toplum vicdanını hiçe saymaktadır aslında. Bu vicdana sahip çıkanları da ‘boş vakitlerini değerlendirme’ çabası içinde olarak görebiliyor. Yazık gerçekten çok yazık.Rizeli Başbakan, elektrik üreteceğiz diye biyosfer rezervi olarak görülen Doğu Karadeniz’in derelerini müteahhitlere satıyor. Yine birkaç AKP’li milletvekili daha zengin olsun diye ‘yağmur ormanı’ olarak adlandırılan Papart Vadisi’ne bile göz dikiyorlar. Ancak geleceği çok daha iyi gören halk artık bunları yutmuyor. Susuz kalmak istemiyor. Başbakan istediği kadar azarlasın, kendi doğal ortamlarına sahip çıkan çevreci insanları. Onlar yine de haykıracaklar:‘Bırakın dereler özgür aksın!’ diye.&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-3359179105065503297?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/3359179105065503297/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=3359179105065503297' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/3359179105065503297'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/3359179105065503297'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/08/birakin-dereler-zgrce-aksin.html' title='BIRAKIN DERELER ÖZGÜRCE AKSIN!...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-4178552888601742810</id><published>2008-08-25T22:26:00.000-07:00</published><updated>2008-08-25T22:27:38.695-07:00</updated><title type='text'>ÇARESİZLİĞİN RESMİ YAPILABİLİR Mİ?...</title><content type='html'>İnsanlığın içine düşebileceği en kötü durum belki de çaresizliktir! İnsan zor bir durumla karşılaştığında durumuna çare arar. Zira ancak çare olduğunda bir umut vardır. Ama öyle bir çaresizlik anı vardır ki... İşte onu anlatmak mümkün değildir. Çaresizlik anlatılamaz ki, çaresizlik adı üzerinde çaresizliktir. Nasıl ki mutluluğun resmi yapılamıyorsa çaresizliğin tarifi de yapılamaz. Resmi ise asla yapılamaz. İşte bu çaresizlik anlarından biri de deprem anıdır. Sallanma başladığında kanınızın damarlarınızdan yavaş yavaş çekildiğini hissedersiniz. Vücudunuzda var olan o mucizevi ahenk bir anda bozulur. Çaresizlik içinde donup kalır, tuhaf bir boşluğa düşersiniz. Duygularınız, algılamalarınız, iradenizin denetiminizden kopar gider. Kendinizin sadece bir et ve kemik yığını gibi hissedersiniz. Öyle ki o anda korkmak bile elinizden gelmez. Tüm denetiminizi yitirmişsinizdir. Bitmek bilmeyen sarsıntı ise bütün yıkıcılığı ile uzar da uzar... Yıllar geçer sanki, yüzyıllar geçer. İşte o dakikalarda insan olarak ne kadar küçük bir zerrecik olduğunuzun ayrımına varırsınız. Ve bırakırsınız kendinizi bir boşluğa, daha doğrusu yap-satçıların elinden kurtulan bir boşluğa atarsınız kendinizi. Ve beklersiniz sonucu. Sonuç muamma. Belki ölüm, belki ömür boyu sürecek bir sakatlık, belki de kurtuluş.... Tek çare beklemek. Hiçbir şeyin garantisi yok. Aslında bu deprem dünyanın sadece ve sadece küçük bir noktasında meydana gelen küçük bir doğa olayıdır. Ama ülkemizde durum farklıdır. Zira bu küçük doğa olayının sonuçları ülkemizde hiç de küçük olmamaktadır. Binalar kağıt gibi un ufak olmaktadır bizim depremlerimizde. Ve enkaz altında, demir ve tuğla yığınları altında yüzlerce, binlerce ezilen insan.... İşte bu anlarda aklımıza hep o binaları yapıp satanlar gelir. Bir de onlara göz yuman yöneticiler... Önceden yapılan uyarılar, tarihi ve doğa gerçeklerine rağmen öncesinden tedbir almayan yöneticiler... O müteahhitlerin ve yöneticilerin bu işin günahını ne bu dünyada ne de öbür dünyada ödeyemeyeceğini bilirsiniz... Ama olan olmuş binlece insan ölmüştür artık. Aramızdan bazıları bizi, başka bir evrende tekrar görüşmek üzere, terk etmişlerdir. Onlar acının hançerini yüreğimize saplamış ve dönülmez akşamın ufkunda yitip gitmişlerdir. Kimileri kaderin yelkenlisine bindiler, kimileri de, arkalarında katil müteahhitlerini bırakarak ve belki de bizim sonradan onların cezasını vereceğimizi umarak, kalleş birer cinayete kurban gittiler. Ancak ülkemizde değişmez bir kural vardır. Giden gider, kalan sağlar bizimdir, bu kural ülkemizde hiç değişmez. Ve yine kural bozulmamıştır, Kocaeli depreminin üzerinden 9 koca yıl geçmesine rağmen. Ben bildim bileli hemen her depremde aynı acıları yaşarız. Hep de aynı nutukları dinleriz. Önce yardım kepazeliklerini yaşarız, sonra yaraları sarma palavralarını dinleriz. Ardından deprem evlerinin talanı gelir. Binlerce insana mezar olan o binaları yapanlara yeni rant kapıları aralanır. Onlara yine ilk depremde yıkılmaya aday kağıt gibi binalar yaptırılır ve devlet töreniyle, üstelik devlet büyükleri tarafından, süslü nutuklarla depremzedelere dağıtılır. Yıllardan beri sürüp giden kısır bir döngüdür bu. Sanki güzel ülkemizin, talihsiz insanlarımızın değişmez yazgısıdır bu. Evet Kocaeli depreminin üzerinden 9 koca yıl geçti. Ama hala yaralar sarılamadı. Olası yeni depremler için önlemler alınamadı. Örneğin Kocaeli depreminin hemen ardından beklenilmeye başlanan bir İstanbul depremi var. Ve uzmanlara göre bu deprem giderek yaklaşıyor. Her an olabilir. Ama 9 yıldır bu kaygı olmasına rağmen hala alınan ciddi bir önlem yok. Depreme yönelik ciddi çalışmalar yok. Hala ne bekleniyor anlamak da mümkün değil. Sanırız ki istenen yine kağıt gibi yıkılan binalar ve bu binaların enkazı altında kalacak binlerce insan... Gerçekten çok yazık. Neden bu kadar duyarsız olduk anlamıyorum. Hiçbir şeyden ders almaz olduk. yaşadığımız büyük olaylar, büyük acılar bile umurumuzda değil. Siyasetten doğal afetlere, eğitimden spora.... Değişen hiçbir şey yok!...Bazıların "Ne yapalım biz böyleyiz." dediğini duyar gibi oluyorum. Ama artık yeter. Uyanıp silkinme zamanı geldi. Zira bu kadarını hak etmiyoruz.&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-4178552888601742810?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/4178552888601742810/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=4178552888601742810' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/4178552888601742810'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/4178552888601742810'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/08/aresizliin-resmi-yapilabilir-mi.html' title='ÇARESİZLİĞİN RESMİ YAPILABİLİR Mİ?...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-329882717181992566</id><published>2008-08-25T22:25:00.000-07:00</published><updated>2008-08-25T22:26:33.312-07:00</updated><title type='text'>İNSAN DEDİĞİN</title><content type='html'>Damarlarındaki kan coşkun bir nehir gibi dolaşmalı ve yüreğine azgın bir şelaleden düşer gibi girmeli. Bir kuş gibi özgür olmalı beynin ve her organın acımasızca cezalandırmalı tembelliğini. Ve hep yenik düşmelisin duygularınla girdiğin kavgalardan. Ama her an da hazır olmalısın yeni kavgalara. İnsan dediğin destan yazmalı. Heyecanların doruklarında maceradan maceraya koşabilmeli. Yanında taşıdığı ölü bir beden değil diri, heyecanlı bir beden olmalı. İnsan dediğin geçmişini geçmişe gömmeyi bilmeli, geçmişte yaşamamalı. Her gününe yeniden ve taptaze umutlarla, heyecanlarla başlamalı. Zira güneş her sabah yeniden doğuyor, doğmaya da devam edecek tüm karanlıklara inat. İnsan dediğin pas tutmuş anıların arkasına sığınmayı reddetmeli. Yeni olan ne varsa onların peşine düşmeli. Bağlılıklarını iyi seçmeli insan dediğin. Ve her zaman kaçabilmeli kendisini büyülemeyen işleri yapmaktan. Yaşam bir kavgadır ve bu kavgada yara almaktan korkmamalı. Yeri geldiğinde kanamaktan da korkmamalı insan dediğin. Yerleşik olan her şeye isyan etmeli. Kavga etmeli yeri geldiğinde onlarla. Yaşamak istediği yeri ve şartları önce kendi beyninde inşa etmeli. İnsan dediğin tüm korkularının üzerine üzerine gidebilmeli. Yaşamında 'keşke' lere yer bırakmayacak şekilde yaşamalı herşeyi. Bazen bir sesin, bazen bir düşün peşine düşmeyi bilmeli insan dediğin. Bir gülüşü içebilmeli ve sımsıcak bir merhabanın önünde saygıyla eğilmeyi bilmeli. Çıkmaz sokaklara girdiğinde bile asla umudunu yitirmemeli insan. Ve asla unutmamalıdır ki çaresizliğin çaresi her zaman çaresizliğin içinde biryerlerde saklıdır. Sadece güçlü olup onu oradan çıkarmaktır aslolan. Bu nedenledir ki acı çekerken bile gülebilmeyi bilmeyi insan dediğin. Zira bilmeli ki her acı bitecek bir gün. Bir şairi duyabilmeli ve başarabilmeli bir ağaç, belki de bir orman olabilmeyi. Yüzlerce dalı, yüzlerce sevdası olmalı. Oyunlara, tuzaklara, kaprislere, cahillere, entrikalara, küstahlara, küçük hesaplara, aptallara, korkaklara gülüp geçebilmeli insan dediğin. Hatta bunu kendisini en güçsüz hissettiği anlarda bile yapabilmeli. Her zaman ayakta durmayı becerebilmeli. Acıyı, aşkı, mutluluğu, gözyaşını, düşü, hayal kırıklığını, iyiyi, kötüyü, eğriyi, doğruyu ve herşeyden önemlisi kendini bilmeli insan dediğin. Bir sel gibi akmalı. Yaşamdan mola istemek gibi bir hakkı olmadığını bilmeli insan dediğin. Hayata aç bir kurt gibi saldırmayı bilmeli ve bilmelidir ki hayat hiçbir zaman kendisini sürekli ayakta karşılayanlara karşı saygıda kusur etmez. Hatta Azrail bile....&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-329882717181992566?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/329882717181992566/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=329882717181992566' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/329882717181992566'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/329882717181992566'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/08/insan-dediin.html' title='İNSAN DEDİĞİN'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-2919243462602351928</id><published>2008-08-25T22:24:00.000-07:00</published><updated>2008-08-25T22:25:20.674-07:00</updated><title type='text'>ALÇAKÇA BİR SAVAŞ</title><content type='html'>Derlerki savaşlarda her şey mübahtır. Ancak savaşın da alçakça yapılanı, yiğitçe yapılanı var. Yiğitçe yapılanlara verilecek en güzel örnek hala dillere destan olan Çanakkale Savaşıdır. Bunun dışında özellikle siviller hedef alınarak yapılan savaşların ne yiğitlikle ne savaş ahlakıyla ne de insanlıkla ilgisi yoktur. Olmaz, olamaz. Ancak yazıktır ki günümüzde özellikle PKK terör örgütünün başlattığı savaş böyle bir savaştır.&lt;br /&gt;      Evet daha kaç gün oldu ki. Erzincan ile Kemah arasında göreve gitmekte olan askerlerimiz mayın tuzağıyla karşılaşmış ve 1'I kurmay yarbay, 2'si uzman çavuş, 9 askerimiz şehit olmuştu. Teröristler yola döşedikleri mayınları konvoy oradan geçerken uzaktan patlamış ve askerlerimizin ölümüne neden olmuşlardı. Ortalık kan gölüne dönmüş ve teröristler sanırız ki yaptıklarından son derece mutlu yollarına devam etmişlerdir.&lt;br /&gt;      Yine üzerinden çok geçmedi. Aynı teröristler İstanbul'un Güngören semtinde 18 sivilin ölümüne yol açan bir patlamayı da uzaktan kumanda ile sağlamışlardı. Sürekli verdikleri bir özgürlük mücadelesinden bahsediyorlar. Kendilerini haklı göstermek için uğraşıyorlar. Ama diğer taraftan da mücadelenin en aşağılık, en alçakça, en namussuzca şeklini kullanıyorlar. Zira öyle olmasaydı kurulan tertibin farkında bile olmayan insanlar seçilmezdi kurbanlar olarak. Çünkü onlara kendilerini savunma hakkı bile vermiyorlar bu durumda. En masum halleri içindeyken insanların canına kast edenler ise zafer sarhoşu olup naralar atıyorlar. Nerede kaldı savaş ahlakı?&lt;br /&gt;      Ne yazıktır ki bunlarda onur da, şeref de, haysiyet de, ahlak da kalmamış. Zira dağdaki bir avcı bile vuracağı hayvanlara karşı bir ahlaki sorumluluk hisseder ve ona gore davranır. Bu nedenledir ki ağaç dalına veya taş üstüne konmuş kuşa, duran ceylana, korkudan donup kalan tavşana, kısaca kendini koruma ve kurtarma şansı tanınmamış bir yaratığa ateş etmek, "av sporu" yapmak değil, "ahlaksızca cana kıymak"tır. Bu ise insan olana yakışır bir davranış değildir.&lt;br /&gt;      9 şehit haberinin ardından DTP ve PKK açıklamaları gazetelerde boy boy yer aldı. Güya Kürt haklarını savunuyorlar ve "halkın şiddetten bıktığını" söylüyorlar ve kendileriyle temas kurulmasını talep ediyorlar. Ama nedense devlete karşı silahlı mücadele verenin, askerimizin yoluna mayın döşeyenin, pek çok sivilin canına kıyanın kendileri ve örgütleri olduğunu da unutuyorlar. Ve asıl önemlisi mücadelenin en ahlaksızcasını seçtiklerini de göz ardı ediyorlar. Bu ahlaksızlığı yapanlara övgüler düzüyor onlar aleyhinde tek bir kelime dahi etmiyorlar.&lt;br /&gt;      Önce dürüstçe mücadele etmeyi bilmeleri gerekir. Hukukun önünde boyunlarının kıldan ince olduğunu söyleyebilmeleri gerekir. Belki o zaman bir diyaloğu hakederler. Böyle devam ettikleri sürece onlarla diyalog kurmak da doğru değildir. Zira once insanca mücadeleyi bilmeliler. Aksi halde hiçbir şey talep etmeye hakları yoktur.&lt;br /&gt;      Tüm şehitlerimize Allah'tan rahmet, yakınlarına  ve tüm Türk halkına da başsağlığı dileklerimi sunuyorum…&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-2919243462602351928?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/2919243462602351928/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=2919243462602351928' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/2919243462602351928'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/2919243462602351928'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/08/alaka-bir-sava.html' title='ALÇAKÇA BİR SAVAŞ'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-6227920192712083251</id><published>2008-08-25T22:23:00.000-07:00</published><updated>2008-08-25T22:24:18.009-07:00</updated><title type='text'>ANKARA-İZMİR ORTAOYUNU:SU</title><content type='html'>Dikkatinizi çekiyor mu bilmem. Ama farkettiniz mi bilmiyorum, son günlerin Ergenekon ve kapatma davalarından sonra gelen en önemli gündem maddesi; Su. Ankara Büyükşehir Belediyesi çerçevesinde başlayıp, İzmir’e kadar uzanan bir tartışma söz konusu. Ve bu tartışma bir anlamda Hükümet ile İzmir Büyükşehir Belediyesi arasında da bir kapışmaya dönüşmüş durumdadır. “Hangi suda ne kadar arsenik var?”, “Bu arseniğin ne kadarı zararlı?” soruları soruluyor, tartışılıyor ve de vatandaşın aklına binbir düşünce getiriliyor.&lt;br /&gt;Durum böyle iken Hükümetin “Koca koca” bakanları, bir anlamda su üzerinden İzmir’i “düşürmek” adına ellerinden geleni yapmaya çalışır bir görünüm sergilemektedir. Zira şimdiye kadar, kolera, vb salgınlar çıktığında, “bu sorun onların sorunu” diye işi belediyelere yıkan Sağlık Bakanı, iş İzmir’e geldiğinde birden “otoritesini” hatırladı nedense. Su gündeme geldiğinde, “mutlaka tasarruf lazım” demekten başka lafı olmayanlar, birden kimyager kesildi. Ama tabii ki tartışmanın görünen kısmının da ötesi olduğu gözlenmektedir.Yani tartışma aslında basit bir AKP-CHP belediye kapışmasının da ötesinde görünmektedir.&lt;br /&gt;Su; tüm canlıların olmazsa olmaz yaşam kaynağıdır. Susuz bir yaşam asla düşünülemez. Bu anlamda da suyun, özellikle de sağlıklı bir suyun gereği ortada olan bir gerçektir. Ama küresel ısınmanın da etkisiyle su, dünyada sınırlı kaynaklara sahip değerli bir nesne haline dönüşmüştür. Üstelik de, dünyaya hakim olan küresel politikaların suya da el attığı gün gibi ortadaolan bir gerçektir. Açıkçası su, doğal bir ihtiyaç olmaktan çıkarılıp, bir metaya dönüştürülmek istenmektedir. Suyun bulunması, miktarı kadar temiz olması da önemlidir. Bu anlamda da suyun hastalık yapıcı mikroorganizmalar kadar, son günlerde çok popüler hale gelen arsenik ve diğer kimyasal maddelerden temizlenmesi gerekmektedir. Zira bu maddeler, bu maddeler, kısa ve daha çok da uzun vadede insanlarda kansere kadar varan bir dizi sağlık sorununa yol açabilme özelliğine sahiptirler. Dolayısıyla, suyun temiz olması, temiz koşullarda taşınıp insanlara ulaştırılması son derece önem arzetmektedir. Tarihin ilk dönemlerinden beri toplumlar bu süreci kamusal organizasyon ve sorumluluklarla gerçekleştirmişlerdir. Ta ki, 80’li yıllara kadar.&lt;br /&gt;Dünyada neoliberalizmin yükseliş dönemi ile birlikte, suyun da metalaştırılması ile ilgili politikalar gündeme gelmiştir. Bu politikaların başında ise Dünya Bankası gelmektedir. Fransa’da suyun özelleştirilmesi örneğinden yola çıkılarak, bir dünya modeli oluşturmaya girişilmiş ve durum Dünya Bankası’nın bir numaralı eğilimi olmuştur. Kamunun su hizmetlerinden giderek elini çekmesi, ama kamu güvencesinde, işi özel şirketlere devretmesi biçiminde özetlenebilecek bu politika, dünya ölçeğindeki su şirketlerinin dünya su kaynaklarını yönetebilmesinin önünü açma amacına hizmet eder gibi görünmektedir. Fransa’dan sonra, değişik ülkelerde mantık korunarak farklı modeller uygulanmıştır. Böylece de suyun da petrol gibi egemen sınıfların eline geçmesinin önü açılmıştır.&lt;br /&gt;Türkiye’de bu anlamda bir politika uygulamaya koyulmuştur ne yazık ki. İzmit, Antalya, Çeşme-Alaçatı, vb yapılan su özelleştirmeleri, Türkiye belediyelerinin bu konuda dünyaya entegrasyonunun başarılı (!) örnekleri olarak gözümüze çarpmaktadır. Özellikle 1980 sonrası yasalarda yapılan bir dizi değişiklikle, su konusunda belediyeler kendi dertleri ile baş başa bırakılmış, dış kredi kullanmaya yönlendirilmiş ve bu sonucun önü büyük oranda açılmıştır. Belediyelerin merkezi yönetimlerin desteğinden yoksun bırakılması ve de belediye hizmetlerinin birbirlerinden koparılarak parçalanması, bu sürecin hızını arttıran etkenler olmuşlardır.&lt;br /&gt;Uzmanların göre, Türkiye su özelleştirmesinde önce Fransız modelini denemiş, şimdi giderek İngiliz modeline dönmüştür. Bunun anlamı ise açıkça şudur; yerel yönetimlerin daha çok inisiyatif aldığı Fransız modeli değil, geniş çaplı su havzası özelleştirmeleri kapıdadır. İşte, “suda tasarruf”, “arsenikli su” kapışmalarının arkasında, insanın en temel ihtiyacı olan suyun metalaştırılması, çok uluslu tekellerin kar alanı haline getirilmesi senaryosu yatmaktadır ne yazık ki.&lt;br /&gt;Ancak bu yazıyı okuyanlar şunu söyleyebilir; “Fransız ya da İngiliz fark etmez, biz temiz su içmek, kullanmak istiyoruz. Zaten belediyeler de, bu işi beceremiyor. Özelleşse ne olur?” Ama zaten halka asıl söyletilmek istenen de bu değil midir? Tıpkı sağlıkta olduğu gibi, tıpkı diğer hizmetlerde olduğu gibi. Yıllarca, kamusal bir hizmet olan sağlığın gereği olan finansal ve örgütsel katkıyı, düzenlemeyi yapmayıp o alanı çökerttiler sonra da başka düzenleme ve katkılarla, bir özel alternatif yarattılarve hizmet sorumluluğunu yarattıkları bu yeni aktöre devrettiler. Daha doğrusu, söz konusu alanın tüm getirisini. Suda yapılmak istenen şey de pek farklı değil. Burada, sorumluluk vatandaştadır. Zira önünde sağlık konusunda yaşadıkları örnek teşkil etmektedir.&lt;br /&gt;Toplum suyu yaşamsal bir ihtiyaç olarak görüp, içtiği suyun nasıl sağlanması gerektiği konusunda söz söyleyen bir irade durumuna gelmezse, küresel aktörleri devreye sokmak isteyenler sergilenen Ankara-İzmir ortaoyunu gibi daha çok oyun sergileyeceklerdir haberiniz olsun.&lt;br /&gt;Arzu Kök&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-6227920192712083251?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/6227920192712083251/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=6227920192712083251' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/6227920192712083251'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/6227920192712083251'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/08/ankara-izmir-ortaoyunusu.html' title='ANKARA-İZMİR ORTAOYUNU:SU'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-4962480481566241809</id><published>2008-08-25T22:21:00.000-07:00</published><updated>2008-08-25T22:23:17.285-07:00</updated><title type='text'>DAĞ FARE DOĞURMUŞTUR</title><content type='html'>Ergenekon davasının 2500 sayfalık iddianamesi, geçen cuma günü mahkeme tarafından kabul edildi. Böylece de, iddianamenin içeriği de kamuoyu için açıklanmış oldu. İncelediğimiz kadarıyla iddianamede onlarca olay sayılıyor ve savcılık, bu olaylar arasından kanıtlar yardımıyla ya da mantıksal bağlar kurarak, “Hükümeti devirmek için ortam oluşturmak adına harekete geçmiş silahlı bir çete” nin varlığını ispata çalışıyor. Medya ise daha önce iddianameden sızdırma spekülatif haberler sürecinde yapıldığı gibi iddianamenin özüyle ve arasındaki felsefeyle değil de, “Abdullah Öcalan’ın Ergenekon’la bağlantısı”, “Büyükanıt’a suikast planı” gibi sansasyon yaratacak başlıkları haber yapıyor sadece.&lt;br /&gt;İddianeme artık açıklandığına göre mantığı, kanıtları, her daim gündemde olacak ve tartışılacaktır. Ancak şu var ki göründüğü kadarıyla, Ergenekon Operasyonu’nun başından beri, özellikle hükümete yakın basın tarafından öne sürülen, bu davanın bir “Temiz Eller davası” olacağı, “Kontrgerilla ile tarihsel bir hesaplaşma yapılacağı” iddiası boşa çıkmıştır. Zira iddianame, Ergenekon örgütünün hükümeti devirmek için yaptığı ve planladığı eylemlere dayandırılıyor ama devletin hiçbir kurumunu ve görevi başındaki hiçbir devlet yetkilisini kapsamıyor. Mesela Veli Küçük yargılanıyor ama adı Küçük’le birlikte anılan JİTEM iddianamede yer almıyor. Çünkü iddianame; asker, polis, jandarma ve MİT’i, hatta devletin tüm resmi kurumlarını bu soruşturmanın dışında tutmakta ve de “Bu çete organizasyonunun ordu ve MİT içine sızmayı başaramadığı” öne sürülerek, kontrgerilla ve “derin devlet”e ilişkin suçlamaları da geçersiz kılmayı amaçlayan bir nitelik arzetmektedir.&lt;br /&gt;Yani savcılığa göre bu çete, kimi rayından çıkmış emekli subaylar, mafya artıkları ve gözünü hırs bürümüş siyasilerce oluşturulmuş; devletin ordu, MİT gibi kurumlarına sadece sızmaya çalışmıştır! Yoksa savcıya göre bu çete, devlet içinde örgütlenen güçlerin, sivil yaşamı da kapsayan partileri, dernekleri kullanan, emniyet ve jandarma içindeki örgütlenmesinden de güç alarak giriştiği, topluma yön verme, bunun için de hükümeti zorla alaşağı etme amacı da güden bir girişim asla değildir! Cidden ilginç bir bakış açısı doğrusu. Eğer bu operasyon ciddi anlamda bir temiz eller operasyonu olsaydı durum hiç de böyle olmazdı. Birkaç emekli subay, yazar, bilim adamı ile sınırlandırılamazdı. Zira akıl var mantık var bu insanlar arkalarında güvenebilecekleri destekleri olmadan ve yıllarca neye güverek, nasıl bu bahsedilen eylemleri yapabilecek ve de yıllardır yakalanamamış olacaklardı? Gerçek anlamda akıl ve mantık almıyor doğrusu.Görülen anlamıyla Ergenekon, AKP’ye karşı muhalefet eden ve kimi yasadışı araçları ve yolları kullanan bir çete sorununa indirgenmiştir. Bu şekliyle iddianame, “Devlet içinde çeteleşme” merkezli bir dava niteliği taşıyan Susurluk’un bile gerisine düşmüştür. Ki sürekli de bazıları bu davanın Susurluk'un devamı niteliğinde olduğunu söyleyip durdular. Oysa iddianamenin bugünkü hali, bu davanın daha önce devlete hizmet vermiş ama bugün ABD ve yerli egemenlerin dönemsel çıkarları için ayakbağı oluşturmaya başlamış çevrelerin tasfiyesi operasyonu olduğu konusundaki tüm teorileri ispatlar bir nitelik yaşımaktadır. Ve bu haliyle de görüldüğü kadarıyla öyle çok fazla iddiası olan bir iddianame değildir.&lt;br /&gt;Oysa ortaya çıkan bombalar ve onların kullanılışı, Veli Küçük şahsında Susurluk davasından beri süre gelen iddialar, JİTEM ve onun faaliyetleri olarak gösterilen Sapanca-Adapazarı-Düzce üçgenindeki cinayetler, Mehmet Ağar’ın sözünü ettiği “bin operasyon”un açıklığa kavuşturulması soruşturulabilirdi. Yani tam anlamıyla insanların kafalarındaki soru işaretlerini açığa çıkaracak şekilde bir temiz eller operayonu olabilirdi. Ancak çok sığ kalmıştır. Yayınlanan iddianame bu yönde bir atılım içermemektedir. Yazıktır ki savcılık davayı, “AKP’ye karşı bir hükümet darbesi için ortam hazırlama”ya indirgeyip bununla sınırladığı için, “Darbeyi yapacak olanların kim olduğu” hakkında da (bunların bakkal, kasap,yazar, emekli subaylar olamayacağını bilindiği için) net bir açıklama söz konusu değildir.&lt;br /&gt;İddianamede sayılıp dökülenlere bakıldığında savcılığın bir “uzlaşma” üstünden hareket ettiği, bu davanın orduya, emniyete, jandarmaya, MİT’e dokunmadan götürülmesi için çalışıldığı izlenmektedir. Böylece de dava, yaptıkları ve istekleriyle artık eski efendilerini de rahatsız eden, deyim yerindeyse kimi “çizmeyi aşan” kesimleri tasfiye etme amaçlı bir davaya konumuna getirilmiştir. Yalnız sakın yanlış anlaşılmasın bu uzlaşı tabii ki masa başına oturularak varılan bir uzlaşı değildir. Bu bir anlayış, bir devlet ve iktidar anlayışı olarak algılanmalıdır.&lt;br /&gt;Sonuç gösteriyor ki “dağ fare doğurmuş” tur. İddianame hiçde yaratılan sansasyonlar kadar etkileyici, kapsamlı değildir. Aksine Susurluk davasının bile gerisinde bir görüntü sergilemektedir. Şimdi oturup davanın normal seyrinde ilerleyişine bakacağız hep birlikte. Ne diyelim hayırlısı...&lt;br /&gt;Arzu Kök&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-4962480481566241809?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/4962480481566241809/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=4962480481566241809' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/4962480481566241809'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/4962480481566241809'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/08/da-fare-dourmutur.html' title='DAĞ FARE DOĞURMUŞTUR'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-5560301662629426596</id><published>2008-08-25T22:19:00.000-07:00</published><updated>2008-08-25T22:21:39.145-07:00</updated><title type='text'>YA SEV YA TERK ET</title><content type='html'>Türkiye'de üniversite öğrencilerinin % 73'ü TC'yi beğenmiyor ve bir şekilde yurtdışında çalışmak ve yaşamak istiyor. Ancak bakıldığında yurtdışında öğrenim gören öğrencilerimizin durumunun daha da karanlık olduğu da görünen bir gerçektir. Onların da %77'si Türkiye'ye asla geri dönmek istemiyor. Ellerinde olsa, mezuniyetten sonra Amerika Birleşik Devletleri veya Batı Avrupa'da çalışıp orada yaşayacaklar. Aralarında tabii ki vatan aşkıyla yanıp geri dönenler var ama onların durumu da pek parlak durumda değil. Zira söylendiğine göre bunların büyük bir kısmı "yeterince verimli çalıştırılmamaktan" dolayı "beyin küsmesi"ne uğruyormuş. Beyin küsmesinin anlamını merak edenler için açıklayayım. Bu kişinin kendi kendine "Lanet olsun, keşke salaklık edip dönmeseydim" diyor olmasının bilimsel tarifidir.&lt;br /&gt;Bu dehşet verici bilgiler Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) tarafından yayımlanan "Türkiye'de Araştırma Geliştirme: Ne Durumdayız? Ne Yapmalıyız?" adlı araştırmanın özetinden alınmadır. Araştırma Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Teknoloji Araştırma Merkezi (TEKAM) Müdürü Prof. Dr. Muammer Kaya tarafından yapılmış. Konu "beyin göçü" ama sorun aslında çok daha büyük. Zira Türkiye'deki kaliteli üniversitelerden mezun olanların çoğunluğu "Hadi bana eyvallah deyip" yabancı ülkelerde çalışmaya gidiyormuş bu araştırmaya göre. TİSK araştırma sonuçlarında diyor ki Türkiye; "Maalesef ki iyi eğitim gören yüz kişiden 59'unu kaybetmektedir."&lt;br /&gt;1981-2000 yılları arasında ki ABD'ye ve OECD ülkelerine göç eden 25 yaş üstü Türklerin durumuna baktığımız taktirde bunların büyük bölümünün yüksek eğitimli olduğunu görürüz. Yani ABD'ye giden 65.000 ve OECD ülkelerine göç eden iki milyona yakın Türk'ün yüzde 60'ından fazlası yükseköğrenimli, yani beyinli dediğimiz kesim. Şimdi birileri çıkıp beyinsizleri soracak ama yazık ki araştırmada onlara yönelik bir açıklama yok. Ancak görünen odur ki Batı ülkelerinin vizeler ile ördüğü demir perde yıkıldığı takdirde TC'de yaşlı ve hastalardan başka hiç kimse kalmayacak. Ne dersiniz fena da olmaz hani değil mi? Zira ne İstanbul'da trafik sorunu kalır, ne Ankara'nın susuzluğu kalır, ne tesettür sorunu kalır, ne Güneydoğu sorunu kalır, ne de Türkiye'nin batılılaşma sorunu kalır. Yani hepsi bir defa da halledilmiş olur. Şimdi bana kızdığınızın farkındayım. Evet saçmaladım az biraz, farkındayım. Ama her şey bir tarafa, bu istatistikler Türkiye'nin düzenini mahkum eden, başarısızlığını açığa vuran belgeler değil de nedir? Neden mi? İşte sonuç ortada. Şimdiye kadar iktidara gelen tüm hükümetler yıllardır uğraşa uğraşa çoğunluğunun terk etmek istediği bir ülke yarattılar. Ne mutlu onlara.&lt;br /&gt;Ülkemizde sürekli sayıları artan ancak verilen eğitimin işgücü piyasasının ihtiyaçlarına uyumlu olmaması nedeniyle birçok alanda "istihdam edilebilir" nitelikte olmayan, bol sayıda diplomalı işsiz mezun ediliyor. Bunlar arasından en nitelikli durumda olanlar ise yabancı ülkelere gitmekte, oralarda çalışmaktadır. Yani bedavaya beyin ihracatı yapıyoruz. Şöyle bir bakarsak ülkemizde profesyonel bir sporcu, sanatçı ya da yönetici milyonlarca dolara transfer edilirken gerçek anlamda nitelikli insanlarımız bedavaya transfer ediliyorlar.&lt;br /&gt;Beyin göçünün Türkiye'ye ekonomik maliyeti ise yıllık 2-2.5 milyar doları bulmaktadır. Bu maliyetin azalması için de politika ve altyapıda uygun şartlar yaratılmalıdır. Tersine beyin göçü ancak bu şekilde sağlanabilecektir. Aksi halde ülke her yönden kaybetmeye devam edecektir.Pek çok ülke kendilerine doğru akan nitelikli beyin göçü sağlamak amacıyla onlara pek çok cazip teklifle gitmektedir. Örneğin ABD "olağanüstü araştırmacılara" her yıl 135 bin H1-B vizesi veriyor. ABD'ye göç eden nitelikli göçmenlerin Amerikan ekonomisine katkısının kişi başına yıllık 150 bin dolar düzeyinde olduğu da bilinen bir gerçektir. Durum böyle iken Türkiye elindeki cevherleri sürekli kaybediyor.&lt;br /&gt;Sonuç olarak ülkemizde 90 civarı Üniversite vardır. Ancak üniversiteler açılırken insan gücünün planlanması ve ihtiyaç analizleri yapılmamaktadır. Buna rağmen de sürekli yeni yeni üniversiteler açılmaktadır. Üstelik bu üniversiteler yeterli alt yapı ve nitelikli öğretim elemanlarına sahip olmadan açılmaktadır. Bu ise üniversitelerin sadece siyasi amaçlarla kurulduğunu göstermektedir. Zira bu şekilde kurulan üniversiteler diplomalı işsizler ordusunu giderek büyütmekte ve beyin göçünü de hızlandırmaktadır.&lt;br /&gt;Bu durum ise ülkemizde büyük bir beyin erozyonuna dönüşme aşamasındadır. ve unutulmamalıdır ki beyin göçü dünyada bugün geri kalmışlıkla özdeşleşen bir durumdur. Durum böyle iken de birileri çıkıp ülkemizin ne kadar gelişip büyüdüğünden bahsedip durmasın. Zira öyle olsaydı beyin göçü en az seviyede olurdu ve insanlar bu ülkeyi terk etmek istemezdi.&lt;br /&gt;Arzu Kök&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-5560301662629426596?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/5560301662629426596/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=5560301662629426596' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/5560301662629426596'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/5560301662629426596'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/08/ya-sev-ya-terk-et.html' title='YA SEV YA TERK ET'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-214662265859987580</id><published>2008-07-27T12:27:00.000-07:00</published><updated>2008-07-27T12:29:29.079-07:00</updated><title type='text'>DEMOKRATİK MÜCADELE</title><content type='html'>Ergenekon davası, sadece bir örgüt davası gibi gösterilse de aslında çok daha büyük bir anlam taşıyor. Bu davanın temelinde “&lt;a href="http://www.internethaber.eu/"&gt;cumhuriyet mi demokrasi mi&lt;/a&gt;” tartışması bulunmakta ne yazık ki. Halkın 1946’dan bu yana cumhuriyetin kazanımlarını yıpratma ihtimali olan muhafazakâr partilere oy vermesi, “cumhuriyeti kurtarma” fikrinin canlı kalmasını sağlayan bir etken olmuştur. Ve cumhuriyeti demokrasi içinde korumaktan umudunu kesenler için askeri müdahaleler bir sığınma alanı konumuna geldi. 27 Mayıs 1960 ihtilalinin ardından demokratik ve ilerici bir anayasa yapılması, sol hareketlerin bu ihtilalin ardından güç kazanıp toplumu etkilemeleri söz konusu oldu. aslında oluşumları gereği askeri darbelere en fazla karşı olması gereken sol çevreler için de ihtilaller bir çıkış gibi görünür hale geldi. Zira bugün bile kendisini sol olarak niteleyen kimi çevrelerin “cumhuriyet için demokrasiden feragat etme” fikriyle bir kavram kargaşası etkisindedirler.&lt;br /&gt;Öyle bir durum söz konusudur ki “Boş ver demokrasiyi, yeter ki vatanımız şeriatın eline düşmesin, bölünmesin” fikri neredeyse tüm bireylerin kafasında yer etmiş durumda. Oysa siyasi iktidardan kuşku duyduğumuz ama onu sandıkta yenemediğimiz zaman askeri göreve çağırmak demokrasiye duyulan inançsızlık değil de nedir? Her canımız yandığında "Asker göreve" diye bağırıyoruz bir çoğumuz. Ancak demokratik yollardan çözüm aramak, bu uğurda çalışan sivil toplum örgütleriyle iç içe çalışmaktan da imtina ediyoruz devamlı. Yani pek çoğumuz istiyoruz ki hem herşey istediğimiz gibi olsun hem de biz hiç yorulmayalım. Bir süreliğine demokrasiden de feragat ederiz, yeter ki olaylar bizim istediğimiz güzargaha girsin düşüncesi taşıyor birçogumuz. Ancak bu yaklaşım hem bize hem de ülkemize zarar verecektir.&lt;br /&gt;Demokrasinin bütün kurumlarıyla yerleşmediği, muhafazakâr ve sağ partilerin sürekli olarak “dini” temalar ve cemaatlerle en azından dirsek temasında bulunduğu bir ortamda yaşıyor oluşumuz da aslında demokrasiyle ilgili kuşkuları besleyen bir başka etken durumundadır. AKP hükümeti ise toplumun kafasından bu kuşkuları gidermek adına çok güçlü imkanlara ve desteklere sahip olmasına rağmen ısrarla bunu yapmaktan kaçınmıştır. Israrla bir kargaşa ortamı yaratmaya çalışmıştır. Şimdi gerçek anlamda birşeyler yapmak isteyenlere düşen görev askeri göreve çağırmak değildir. Yapmaları gereken şey; AKP’nin “sahte demokrat”, “takıyyeci” olduğuna, “gizli bir gündemle ülkeyi geriye götürmek istediğine” inananların örgütlenmesi, siyasete girmesi, AKP ve devamı olan siyasetleri “sandıkta yenmek” için çalışması olacaktır. Bu yaklaşım ise “hem cumhuriyeti hem demokrasi” yi istemenin ve ikisinin de bir arada olabileceğine inanmanın da gösterdiği yoldur.&lt;br /&gt;Sürekli demokrasiden dem vuranlar, Cumhuriyet kazanımlarının öneminden bahsedenler askeri göreve çağırmaya devam ededururlarken AKP eski Başbakan Yardımcısı Abdullatif Şener partisinden istifa etmiş ve "Yeni Oluşum Hareketi" adında bir parti kurmaya başlamıştı bile. yalnız bu olaylar olagelirken ilgimi çeken bazı noktalara da değinmeden geçmek istemiyorum açıkçası. Örneğin Şener AKP MYK üyeliğinden ayrılırken Başbakan tarafından bile medeni bir şekilde uğrlandı. Aslında özellikle yeni bir parti kurmak adına partisinden ayrılan için böylesine bir uğurlama görmedim, görmedik desem yeridir. Zira bu şekilde yolları ayrılanlar genelde kanlı bıçaklı olurlar. Ama burada tam tersi oldu.. Başbakan söz vermiş, Şener MYK toplantısında bir konuşma yaparak arkadaşlarına veda etmiş..Ne kadar güzel değil mi? Başbakan dert etmiyor, normal karşılıyor.. Peki diğer taraftan Şener'i karalamaya çalışan AKP'li demokrat(!) arkadaşlara ne oluyor?&lt;br /&gt;Aslına bakarsanız Şener’in bu çıkışı, Türkiye'de oturtulmaya çalışılan yeni moda demokrasi anlayışıyla hiçbir uyuşma göstermiyor. Zira yeni anlayışımız demokrasinin sadece AKP için var olduğudur. Bu nedenledir ki AKP’yi destekleyenlere demokrat(!) deniliyor.. AKP’ye bir vesileyle karşı duruş sergilediğiniz anda da darbeci, otoriter rejim sevdalısı falan olarak damgalanıyorsunuz. Şener AKP'den neden ayrıldığını da açık yüreklilikle açıklamalıdır. AKP rotasından mı şaştı şaştıysa niye şaştı, anlatmalıdır. Ayrıca yeni oluşum dediği hareketin AKP’den temel farkını da ortaya koymalıdır. Sadece merkez sağda boşluk var, insanlar yeni bir hareket bekliyor demekle olmayacaktır bu işler. Zira açık olmaması pek çok yakıştırmayı da beraberinde getirecektir. Zira İlk gövde gösterisini Şener Milli Görüş’ün kalesi Konya’da yapması bile çok şeyin değişmeyeceğinin göstergesi olarak yansımaktadır.&lt;br /&gt;Ancak her ne olursa demokratik bir mücadele yolunu seçmiştir Şener. Şimdi gerçek anlamda demokrasi isteyen, Cumhuriyet kazanımlarını elde tutmaya and içmiş kesimin de demokratik yollarla bir araya gelmesi ve mücadeleye başlaması gerekmektedir. Zira en büyük başarı demokratik yollarla ülkeyi tüm çirkinliklerden kurtarmak olacaktır....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-214662265859987580?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/214662265859987580/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=214662265859987580' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/214662265859987580'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/214662265859987580'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/07/demokratik-mcadele.html' title='DEMOKRATİK MÜCADELE'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-7419078229363646599</id><published>2008-07-27T12:25:00.000-07:00</published><updated>2008-07-27T12:26:52.367-07:00</updated><title type='text'>AYDIN OLMAK</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.internethaber.eu/"&gt;‘Aydın olmak nedir?’ &lt;/a&gt;Aydın, entelektüel,……….v.b. türünde pek çok kavram var. Peki entelektüelin karşılığı aydın mıdır, yoksa ‘aydın’ a ayrı bir anlam mı yüklenmelidir. Hep ‘entel takılıyor’ yada ‘entellik etme’ sözleriyle insanlara aşağılayıcı bir tavır edasıyla yaklaşıyoruz da ‘aydın’ denildiğinde durup düşünüyoruz. Örneğin hiç kimseye ‘aydın takılıyor’ demiyoruz. Kimdir bu aydın?&lt;br /&gt;Düşünce ve beyin çabası gösteren,zihinsel bir işle iştigal eden yada kafasıyla, fikirleriyle aydınlatma işlevini görev edinen midir? Yaygın tanım ‘aydın düşünce emekçisidir’ der. Peki tanım buysa bunun içerisine çok geniş bir kesim girmez mi? Mesela bilim, felsefe, edebiyat ve sanat yaratıcıları ve de tüm beyaz gömlekliler girer (bürokrat, mühendis, teknisyen, memur). Peki bunlar düşünce üretenler mi, yoksa üretilen düşüncenin yönetici ve yayıcıları mıdırlar?İkincisi demek daha uygun olacaktır. Zira bence aydın; düşüncelerini kendisi üretebildiği gibi, onları insanları aydınlatmak uğruna kullanan ve savaşandır. Tanımı böyle yaparsak ta bahsettiğimiz kesim daralır, küçülür. Bu durumda da aydın, kafası ve düşünceleriyle toplumu değiştirmeye çalışan insan olarak tanımlanacaktır. Yani ‘yenilikçi’ ve ‘aydınlatıcı’..&lt;br /&gt;Barış ve insanlık düşmanı güçlerin sevinç çığlıkları attıkları bir dönemde, insanlığın geleceğine sahip çıkma sorumluluğunu üstlenen, onurlu, inatçı ve özverili bir insandır aydın. Ancak yaşamla mücadele ederken, bunu güç araçlarıyla değil, tartışarak yapar. Onun silahları; kişisel bilgileri, yetisi ve inançlarıdır. Aydın bütüne ait bir parça olmaya güçlükle razı olur ve bunu yaparken de hevesinden değil, sadece ve sadece zorunluluktan yapar. Disiplin gereğini yalnızca kitleler için kabul eder, seçkin kafalar için değil. Ve kuşkusuz kendisini de bunlar arasına koyar… Olması gerekendir bu bir bakıma. Zira aydın, olayları ve düşüncelerini açıkça yazabilmek isteyendir, bu yolda mücadele verendir. ’Aydınlatma’ görevi onlara ayrı bir misyon yükler. Bu nedenle de siyasi iktidarların disiplin adı altında düşüncelerine sansür uygulamalarından hoşlanmazlar. Çünkü böyle bir durumda halka ulaşacak olanın, ’aydınlatma’ işlevinden uzak, siyasi iktidarın öğretilerinin dikte edilmesi olacağının bilincindedir. Bu nedenle disipline karşı çıkar, kişisel inançları için bunlara savaş açarlar. Sansüre uymaz, üzerlerindeki misyon gereği düşüncelerini olduğu gibi ifade ederler. Sonuç mu? Hapisler,gözaltılar….. Peki bunlardan sonra pes mi etmelidir aydın? Hayırrrr!...... Gerçek aydın, misyonuna duyduğu inançla bunlara boyun eğmemelidir. Ne olursa olsun… Aksi halde misyonunun yüklediği sorumlulukları yerine getirmeyen aydınlara gün gelecek halk cezasını en ağır şekilde verecektir.&lt;br /&gt;‘Kah sevecen,kah korkunç maskelerle&lt;br /&gt;Raksa çıkılan bir karnaval fikir hayatımız&lt;br /&gt;Tanımıyoruz…&lt;br /&gt;Nereden geliyorlar? Bilen yok&lt;br /&gt;Firavunlara benziyorlar&lt;br /&gt;Kalabalığa çehrelerini göstermeyen firavunlara&lt;br /&gt;Ve aydınlarımız…&lt;br /&gt;O meçhul için ehramlara taş taşıyan birer köle&lt;br /&gt;Tarihse hep firavunlardan bahseder&lt;br /&gt;Taşları taşıyanlar onlarmış gibi….’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-7419078229363646599?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/7419078229363646599/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=7419078229363646599' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/7419078229363646599'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/7419078229363646599'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/07/aydin-olmak.html' title='AYDIN OLMAK'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-9070699049457353696</id><published>2008-07-27T12:23:00.000-07:00</published><updated>2008-07-27T12:24:15.534-07:00</updated><title type='text'>BAKALIMM NELER OLACAK</title><content type='html'>45 devlet üniversitesine yeni rektör atanacak. Ayrıca 10 kadar vakıf üniversitesine de yeni rektörler gelecek. Yani bir anlamda ülkemizde bulunan üniversitesitelerin bir çoğunun kaderi tayin edilmiş olacak. Neden mi kaderini tayin edecek? Çünkü rektör seçimi sadece üniversiteyi kimin yöneteceğinin yapıldığı bir seçim değildir. Türkiye’de rektörler yürürlükteki yasanın onlara çok geniş yetkiler vermesinin de getirdiği imkanla bu işlevlerinin dışında ve yaşam tarzımızı etkileyebilecek kadar önemli olabilir haldeler.&lt;br /&gt;Yani yeni seçilecek rektörler, YÖK yasasının emrettiği gibi;&lt;br /&gt;"ATATÜRK inkılapları ve ilkeleri doğrultusunda ATATÜRK milliyetçiliğine bağlı, Türk milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini taşıyan, Türk olmanın şeref ve mutluluğunu duyan, Toplum yararını kişisel çıkarının üstünde tutan, aile, ülke ve millet sevgisi ile dolu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getiren, Hür ve bilimsel düşünce gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı" kuşaklar yetiştirecek, böylece de ülkenin geleceğini Cumhuriyet’in temel değerlerine sahip gençlere emanet edecek, yahut da siyasi yapının beklentilerine yanıt verme çabası içerisinde olacak.&lt;br /&gt;Ancak yazıktır ki gelen sinyaller hiç de iç açıcı değil. YÖK tarihinde görülmedik siyasi baskıların söz konusu olduğu gündemde. YÖK tarihinde böyle bir duruma asla düşmemişti. Ancak izlediğimiz kadarıyla gelinen nokta bu. Daha önce bir yazımda yakında YÖK seçimlerinin yapılacağını bu anlamda da herkesin dikkatli olması gerektiğini ve üniversitelerin başına iktidara yakın isimlerin getirilmeye çalışıldığını ifade etmiştim. Ancak bazı eleştiriler oldu. Böyle bir şeye özellikle bu ortamda hükümetin cesater edemeyeceği savunuldu. ancak görünen manzara odur ki olanlar olmuş ve isimler YÖK'e tek tek dayatılmış. Neden mi böyle gözlemliyoruz olayı; gayet basit. Özellikle türbana karşı olan Uludağ ve Dicle Üniversitelerinde en çok oyu alan iki kadın rektör adayıyla, Gazi ve Cumhuriyet Üniversitelerinden ilk sıradaki adayların listede olmaması yeterli bir gözlem değil de nedir? Ki YÖK'ün bu isimleri veto etmesi bazı çevrelerce büyük memnuniyetle de karşılandı.&lt;br /&gt;Yazık çok yazık. Zira gönül istiyor ki hiç değilse üniversite denilince akla bilim gelsin. Bilimin önceliği ile hareket edilsin. Ama nerdeeeeeeeeee!.... Türkiye öyle bir ülke durumuna geldi ki "Dağdaki çobanla benim oyum aynı mı olacak?" diyen bir manken hanım demokrasi adına eleştiriliyor ama üniversite öğretim üyelerinin yaptığı seçim hiçe sayılınca kimsenin sesi çıkmıyor. Nedense bu durum hakkında kimsenin ağzını bıçak açmıyor. Yazık ki Türkiye öyle bir duruma getirildi ki bilimsel çalışmalarıyla öne çıkmış liyakatli rektör atamaktansa türbana izin verecek rektör atamayı destur ediniyor. Bu sayede YÖK’ten sonra Üniversitelerarası Kurul’da da çoğunluk açık ara iktidarın eline geçecek. geçecek de ne olacak? Başbakan Erdoğan’ın sık sık eleştirdiği tabloyu tersine çevirmek için mi? Yani Dünyanın En İyi 500 Üniversitesi arasına daha çok Türk üniversitesi sokmak için mi? Keşke cevap EVET olabilseydi. Ama evet demek o kadar zor ki! Şu ana kadarki göstergeler, tek amacın kadrolaşma olduğunu gösteriyor. Hatta bu nedenledir ki zamanı geldiği halde dekan ve akademik personel atamaları bile uzun süredir yapılmıyor.&lt;br /&gt;Eğer üniversitede akıl ve sağduyu, gözü kara bir kadrolaşmayı yenemeyecekse, nerede yenecek? Bilemiyoruz doğrusu. İşte bu nedenledir ki, YÖK’ün yaptığı yanlışın Çankaya’dan dönmesini umuyoruz. Zira "laik cumhuriyeti korumaya" yemin etmişti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül. Ve bu anlamda da tarafsızlığını yitirmemelidir. Aksi halde kokmayan bir tuzumuz kalmıştı, onu da kokutacaklar. Bakalım neler olacak?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-9070699049457353696?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/9070699049457353696/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=9070699049457353696' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/9070699049457353696'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/9070699049457353696'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/07/bakalimm-neler-olacak.html' title='BAKALIMM NELER OLACAK'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-4356925182785871718</id><published>2008-07-27T12:22:00.000-07:00</published><updated>2008-07-27T12:23:15.839-07:00</updated><title type='text'>YIKIN ODTÜ'YÜ</title><content type='html'>"ODTÜ'yle sık sık sorunlar yaşayan Büyükşehir Belediyesi "uygulama imar planı, yapı ruhsatı ve iskan belgesi bulunmadığı" gerekçesiyle ODTÜ'ye 2 milyon YTL'ye yakın ceza kesti. "&lt;br /&gt;Bilindiği gibi ODTÜ rektörü Ural Akbulut Ankara Büyükşehir Başkanı Melih Gökçek'i Eymir'in devri, amblem ve Kızılırmak suyu konusunda çok sert biçimde eleştirmişti. Doğruları olduğu gibi tüm yalınlığıyla ifade etmeyi, yanlışı eleştirmekten karkmamayı şiar edinmiş aydın bir Türk bilim insanıdır Ural Akbulut. Ancak yazıktır ki en değerli vasıflar olmasına karşın Türkiye'de bu vasıflar cezayı beraberinde getiren nedenlerin de başında geliyor. Zira öyle olmasaydı yukarıdaki gibi bir karar asla alınmazdı.ODTÜ'nün dev bir arazi üzerine kurulduğunu hatırlatan Akbulut şunları söylüyor: "ODTÜ kampüsü kaç yıldır şu an bulunduğu alanda, Melih Gökçek kaç yıldır belediye başkanlığı yapıyor. Sanki yeni bir yapı varmış gibi bu uygulamayı neden şimdi yapıyor Melih Bey'e sormak lazım. İmar çalışmalarını Çankaya Belediyesi'yle yaptığımız ve onlarla sorun yaşadığı için yapıyor olabilir. Melih Bey ODTÜ'nün imarı olmadığını dün mü öğrenmiş. TBMM'nin de yoktu imarı yakın zamana kadar. Ama temelde şöyle bir yanlışlık var. Biz bir kamu kurumuyuz ve imar yüzünden rant sağlamamız gibi bir durum söz konusu değil. 15 gün içinde nasıl imar alınabilir ki? Sanki aparman dairesinin penceresi eksik, pencere tak diyorsunuz. Türkiye bir hukuk devleti, biz de hakkımızı konuyu yargıya taşıyarak arayacağız."&lt;br /&gt;Ural Bey aslında olaya Belediyeler arası kavga olarak bakmış. Ancak haberi duyan herkesin yaptığı ilk yorum şuydu: "Melih Gökçek Eymir'in devri, Ankara'nın anblemi ve Kızılırmak suyu konularında Ural Akbulut'un yaptığı açıklamalar dolayısıyla intikam alıyor." Aslında bu yorum nedense çok daha mantıklı gibi görünüyor. Zira Melih Gökçek dünkü Belediye Başkanı değil ki, kaç dönemdir bu görevi devam ettiren bir şahsiyet kendileri. Yaklaşık 15 yıllık Belediye Başkanlığı süresince ODTÜ'nün kaçak olduğunu anyamamış, görememiş de eleştiriler artınca mı, veya yerel seçimlere az bir zaman kala mı görebiliyor bunu?&lt;br /&gt;Yılardır kimse anlayamamış, görememiş bunu. Yaaaaaaaaa.... Meğer ODTÜ kaçakmış? Gerekçe 45 binanın imar izninin olmaması. Hangi binalar mı? Mimarlık, Fen Edebiyat, İktisadi ve İdari Bilimler, Eğitim Fakülteleri, Havacılık ve Uzay, Kimya, İnşaat, Bilgisayar, Elektrik ve Elektronik, Çevre, Gıda, Jeoloji, Endüstri, Makine daha onlarca mühendislik bölümü, yüksekokullar ve hatta rektörlük binası. Tabii ayrıca ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi, yemekhane, konukevi, yurtlar, spor merkezi, spor salonu, açık ve kapalı yüzme havuzu, kütüphane, rasathane... Bitti mi dersiniz? Hayır........... Liste bu şekilde uzayıp gidiyor. Büyükşehir kararında çok ciddi. "Ya 2 Trilyon lirayı ödeyin yada yıkacağız" diye diretiyor.&lt;br /&gt;Ural Akbulut'un açıklamalarında değindiği gibi TBMM de bünyesindeki ruhsatsız binalarıyla daha önce gündeme geldi. Çankaya Köşkü de... Belediye Başkanı'nın, Başkanvekili'nin, politikacıların oturduğu Angora Evleri'nin ruhsatı, imarı günlerce tartışma konusu oldu. Kimse sesini çıkarmadı. Bunlar yetmiyormuş gibi bu evlere ekleme yapıldığı iddiaları ayyuka ulaştı yine ses yoktu. Geçenlerde TOKİ Başkanı yaptığı açıklamada: "Mevcut yapıların yarısı kaçak. Kaçak bina sayısı 10 Milyon" dedi. Gerçekten de öyle. Bir hatırlayalım mesela; Başbakan'ın eşiyle birlikte tatil yaptığı otel ruhsatsız, Atatürk'ün Florya Köşkü'ne yapılan milletvekili misafirhanesi ruhsatsız, MNG Holding denizi doldurarak otel yapmaya çalışıyor ses çıkaran yok, tarihi kaya mezarlarının üzerine villa inşa ediliyor sessizliğe devam... Neden? Oysa bunların hepsi de rant amacıyla yapılan kanuna uymayan işlemler. Ozellikle rant sağlayanlara karşı sessiz kalanlar yaklaşık yarım asırsır Başkent'in hatta Türkiye'nin medarı iftiharı olmuş bir üniversiteye karşı seslerini nasıl bu kadar yükseltebiliyorlar hayret doğrusu.&lt;br /&gt;Yıkın ODTÜ' yü Melih Bey yıkın. Başında doğruları söylemekten çekinmeyen, korkmayan bir rektör olan üniversite dünya çapında gurur kaynağımız da olsa yıkın. Hem hiçbir rant sağlamayan kaçağın faydası ne ola ki değil mi? ODTÜ binalarının sağladığı bir rant, bireysel bir fayda var mı? ODTÜ'nün tek suçu yarım asırdır Başkent'in dünya çapında iftiharlarından birisi olması...&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-4356925182785871718?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/4356925182785871718/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=4356925182785871718' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/4356925182785871718'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/4356925182785871718'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/07/yikin-odty.html' title='YIKIN ODTÜ&apos;YÜ'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-7713096114032914245</id><published>2008-07-08T01:50:00.001-07:00</published><updated>2008-07-08T01:50:50.887-07:00</updated><title type='text'>UYANMA ZAMANI</title><content type='html'>Büyük ulusların tarihinde o ulusları , hatta dünyanın kaderini değiştiren kahramanlar vardır. Bunlar daha çok kriz zamanlarında yaşadıkları uluslar tarafından yaratılırlar. Büyük kahramanlar, ulusların hayati dinamiklerini kendi benliklerinde toplayarak felaket anında yeniden doğuşun mucizesini gösterirler. Onlar adeta özel bir talihle doğmuş, ulusların kaderini yüklenmiş, bu kaderi, bir ‘ulusal sır’ gibi vicdanlarında taşıyan , ’misyon’ sahibi büyük adamlardı.&lt;br /&gt;İşte Atatürk , son çağ Türk ve dünya tarihinde ortaya çıkmış, tarihin akışını değiştirmiş, bir devri kapatıp yenisini açmış bir liderdir. Hiç abartısız denilebilir ki müstesna bir kişiliktir.&lt;br /&gt;Yola çıktığında karşısında parçalanmış bir vatan, yorgun uçurumun kenarında bir ulus vardı. Bu ulusun vicdanında bulunan hürriyet, vatanseverlik ve kahramanlık duygularını çok iyi sezmiş ve harekete geçirmiştir. Böylece de birlik ve beraberliği sağlamıştır. Çok zor şartlarda halkı bir araya getirmeyi başarmış ve mücadeleye başlamışlardır. Genciyle, yaşlısıyla, kadınıyla tüm Türk halkını yanına almış, onlarla birlikte savaşmış ve sonunda yeni bir ‘ulusal devlet’ kurmuştur. Modern Türkiye Cumhuriyeti. Ve bu Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli temel taşı Meclis açılmıştır önce.&lt;br /&gt;Sivas Kongresi’ni yapmadan önce bile kafasında ulusal bir Meclis fikriyle hareket etmiştir. Özellikle İstanbul’un işgali ve 18 Mart 1920’de Osmanlı Parlamentosu çalışmalarını süresiz erteleyerek dağılınca bu fikir kesinlik kazanmıştır. Hemen ertesi gün Heyet-i Temsiliye adına Mustafa Kemal, illere,bağımsız birliklere ve kolordu kumandanlarına bir tamim göndererek Ankara’da yeni meclisin toplanacağını duyurmuştur. Ve bir ay sonra 23 Nisan 1920’de daha sonra adına Türkiye Büyük Millet Meclisi denilecek meclisi toplamıştır.&lt;br /&gt;Daha sonra kendisine ‘Milletvekilliğine aday olacak mısınız?’ diye sorulduğunda şu cevabı vermiştir. ’Ben sırf vatan ve ulusuma böyle bir an, her dakika bütünüyle bedenimi feda etmek amacıyla kutsal mesleğimden ayrılıp ulusun bağrına döndüm. Bunu yaparken sıradan bir ulus bireyi olarak elimden gelen her türlü fedakarlıktan geri kalmamak azmindeyim. Bununla birlikte tümüyle ulusumun genel iradesine boyun eğdim. Eğer ulus beni milletvekili seçme isteği gösterirse seve seve kabul ederim. Fakat kendiliğimden hiçbir fedakarlıkta bulunmam.’&lt;br /&gt;‘Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.’ demiş ve halkın iradesi dışında hareket etmemiştir. Bu meclis ile birlikte Türk ulusunu daha da ilerilere götürmek, yıkılmış yakılmış ülkeyi yeniden inşa etmek mücadelesine girmiştir. İlke ve inkılaplarını tek tek gerçekleştirmiştir. Bunları yaparken de halktan uzaklaşmamıştır.&lt;br /&gt;Atatürk sadece Türkiye Cumhuriyeti’ni kurmakla kalmamıştır.Türkiye Cumhuriyetine şekil veren, dün olduğu gibi, bugün ve yarın da Türkiye’ yi yaşatan ve yaşatacak olan temel fikir ve prensiplerin sahibi olmuştur. Bu anlamda da büyük bir inkılapçıdır. İnkılapları doğru anlaşılır ise Türkiye Cumhuriyeti her zaman dimdik ayakta durmayı başaracaktır. Zira bir ülke için gerekli her konuda fikir sahibi olabilirsiniz bunlar sayesinde.&lt;br /&gt;2005 yılında Amerika’nın en ünlü ekonomistlerinden birisi ekonomi konusunda Türkiye’ye öneri sunarken şöyle diyor: ’Türkiye ekonomiyle savaşta bir tek Atatürk’ü örnek alsa yeter de artar bile. ’ Oysa bizim hükümetlerimiz Atatürk’ü örnek almak dururken, kendilerine dış mihraklardan akıl hocası buluyorlar. Onlar da bunu kaybetmemek adına -Hani Türk halkı uyanır da bizden fikir almayı keser de amaçlarımız yarım kalır- Türkiye’ye ve Türk halkına Atatürk’ü unutturma gayreti içerisine girdiler. Önünde böyle bir örnek varken yeniden ayaklanabilir bu ulus. Böylece de amaçlarına birkez daha ulaşamamış olurlar. Bu nedenle de halka Atatürk'ü unutturmak ve onun değer verdiği kurumları yıpratma çalışmaları hız kazanmış durumdadır. Bu uğurda hoş olmayan ortamlar yaratılmıştır. Ama Türk halkı buna izin vermeyecektir:&lt;br /&gt;‘‘İzmir kurtulmuş, çok tatlı bir yorgunluk, Ankara’ya hareket edecekler…&lt;br /&gt;Trene binerler ve kompartımana çekilirler. Ertesi gün,yaveri Atatürk’ün kompartımanının kapısını çalar. Atatürk yorgun, bitkin bir halde kravatını yıkamaktadır. Yaveri; ’Paşam bu ne hal, hiç uyumadınız herhalde, neden böylesiniz?’ der.&lt;br /&gt;‘Çocuk, kompartımanıma yastıkla battaniye koymayı unutmuşsunuz, kolumu yastık yaptım ağrıdı, setremi yastık yaptım üşüdüm, uyuyamadım kalktım.’der. Yaveri:&lt;br /&gt;‘Aman Paşam! Birimize haber verseydiniz, hemen size yastık ve battaniye getirirdik.’ der.&lt;br /&gt;Ve bir ülke kurtarmakta yeni dönen tarihi komutan, tarihi bir cevap verir:&lt;br /&gt;‘Geç fark ettim, hepiniz en az benim kadar yorgundunuz, hiçbirinize kıyamadım. Önemli olan benim uyumam değil, milletimin rahat uyumasıdır.’ der.’’&lt;br /&gt;Gerçekten de bugün rahat uyuyabiliyorsak onun sayesinde. Ülkeyi karanlığa sürüklemek istiyorlar. Atatürk resimlerini kaldırmaya, güneşimizi karartmaya çalışıyorlar. Ancak unuttukları bir şey var. ’Güneş balçıkla sıvanmaz.’ Hiç kolay değil.&lt;br /&gt;Evet Atamız sayesinde bu kadar rahat uyuyoruz ama artık uyanmanın zamanı gelmedi mi? Zira yoksa çok şey kaybedilecek...&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-7713096114032914245?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/7713096114032914245/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=7713096114032914245' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/7713096114032914245'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/7713096114032914245'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/07/uyanma-zamani.html' title='UYANMA ZAMANI'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-7485082301946712201</id><published>2008-07-08T01:43:00.000-07:00</published><updated>2008-07-08T01:44:02.585-07:00</updated><title type='text'>YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR...</title><content type='html'>Kendimizi kaptırdık, Ergenekon soruşturması ve AKP’nin kapatılması davası ile tüm enerjimizi harcar hale geldik. Oysa tüm dünyada etkili olmaya başlayan ekonomik deprem bizi de vurmaya başladı. Önümüzdeki aylarda durum daha da ciddileşeceğe benziyor. Hem huzurumuzu bozmak, istikrarı yok etmek, hem de günlük yaşamımızı zehir etmek için elimizden geleni ardımıza koymuyoruz. Sağolsun(!) iktidar da bunu böyle yapmamız için çok uğraşıyor. Gündemimizi sadece Ergenekon ve AKP’nin kapatılma davaları kaplıyor. Belki de yemeden içmeden bu iki konuyu tartışıyoruz. Tüm enerjimizi, Ergenekon söylentileri ve AKP’nin kapatılıp kapatılmayacağı hesaplarıyla harcıyoruz. Gözümüz başka hiçbir şey görmüyor. Oysa dünyada büyük bir ekonomik kriz yaşanıyor.&lt;br /&gt;Uluslararası piyasalar birbirine giriyor. İflaslar devam ediyor. Dev şirketler ardı ardına çöküyor. Petrol 150 dolara vurmuş durumda. Gıda fiyatları giderek yükseliyor. Durum öyle bir noktaya gelmiş durumda ki, Amerika’nın sembolü olan dev General Motors’un bile iflas edebileceği dahi konuşuluyor. Anlayacağınız önü alınamayan büyük bir ekonomik deprem söz konusu ve bu depremin sarsıntıları bizi de vurmaya başladı. Hele önümüzdeki aylarda durum daha da ciddileşecek. Birçok şirket şimdiden kemer sıkmaya, adam çıkarmaya başladı. 2008 yılının ilk 5 ayında kapanan işyeri sayısı 2007 yılına göre %100 artış göstermiş durumda.&lt;br /&gt;Çoğu işyeri siftah bile yapamadan kapanıyor. Kiralar, ücretler, vergiler, SSK primleri ödenemiyor. Bonolar protestolu, çekler karşılıksız çıkıyor. Kısacası esnaf, sanatkar ve tüccar "Ben daha fazla dayanamayacağım" diyerek kepenk kapatıyor. Enflasyon tırmanışta, yıllık hedefteki %169 sapma ile bir anlamda dünya rekoru kırmış durumdayız. Faiz oranları giderek yükseliyor. Dünya da en yüksek faizin ödendiği ülke yine Türkiye. Yani bir dünya şampiyonluğu daha. Uygulanan yanlış para politikaları sayesinde ülke ekonomisi büyük bir kısır döngünün içine çekilmiş durumda. İşsizlik tırmanışta. Hatta son yirmi yılın en yüksek seviyesine çıkmış durumda.&lt;br /&gt;Kapanan işyeri sayısı arttıkça, yalnızca o işyerinin sahibi değil çalışanları da işsiz kalıyor. Olay ister istemez ailelerini de etkiliyor. Kapanan işyerine mal satan ya da hizmet yapan firmaların da bu durumda işleri olumsuz yönde etkileniyor. Devletin Gelir Vergisi, KDV ve sigorta primi kaybı oluyor. Yani bu kapanışlar yalnız vatandaşı değil devleti de vuruyor. Bizler ise sanki tüm bunları görmezden geliyoruz. Bu kriz neticesinde, cebimizdeki para azalmayacakmış, gelirimiz düşmeyecekmiş gibi bir havaya girmişiz. Özellikle de maddi durumu iyi olanlar. Enflasyon canavarı (her ne kadar geçen ay az da olsa düşse bile) tekrar hortladı ne yazık ki. Ve bir çoğumuz bunu görmezden geliyoruz. zaten hükümet de bu durumun ayrımına varmamamız için elinden geleni yapıyor.&lt;br /&gt;Ancak görünen manzara odur ki özellikle sonbahar aylarında ülkemiz ekonomizi büyük bir darboğaza girecek. Bu anlamda da başta devlet olmak üzere hepimizin ciddi önlemler alması gerekmektedir. Ergenekon ve AKP’yi tabii ki irdeleyeceğiz ancak “cebimizdeki parayı” da düşünme vakti gelmedi mi? Zira yarın çok geç olabilir...&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-7485082301946712201?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/7485082301946712201/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=7485082301946712201' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/7485082301946712201'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/7485082301946712201'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/07/yarin-ok-ge-olabilir.html' title='YARIN ÇOK GEÇ OLABİLİR...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-2321169619281704464</id><published>2008-07-08T01:42:00.000-07:00</published><updated>2008-07-08T01:43:15.311-07:00</updated><title type='text'>KIRK SATIR MI KIRK KATIR MI?...</title><content type='html'>Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök askerlik yaşamı boyunca pek çok olay karşısında binlerce kez “dikkat” komutu çekmiştir... Ancak hiçbirisi de yada öyle demeyelim de pek azı Milliyet’te Fikret Bila’ya yaptığı açıklamalar kadar önem taşımamıştır. Paşa “durumu kontrol edilebilir seviyeye çekmek için özveri” çağrısı yaptı. Bu da demek oluyor ki Paşa' da durumun kontrolden çıkabileceği konusunda büyük korkulara sahip.&lt;br /&gt;AKP hakkında yürütülen kapatma davası nedeniyle süren çatışmalar, diğer yandan Ergenekon soruşturması çerçevesinde gerçekleştirilen gözaltına almalarda çıtanın emekli orgeneral seviyesine yükselmesi, “Nereye gidiyoruz?” sorusunun her kesimce çok sık sorulmasına sebep olmuştur. Yazıktır ki toplum bir kutuplaşma içerisine çekiliyor ve adeta bir tercih yapmaya zorlanıyor. Öyle bir kutuplaşma ki, sanki yakın bir zaman sonra toplum “Kırk katır mı, kırk satır mı?” tercihine mecbur bırakılacak ve sorulacak: "Askeri darbe mi, kökten dinci darbe mi?" Darbelerden darbe, ölümlerden ölüm beğen! Seç seçebilirsen...&lt;br /&gt;Hilmi Özkök Paşa “Resmi bir aktörün geç kalmadan ortaya çıkıp, ortalığa çekidüzen verecek bir hareketi, halkı da arkasına alarak gerçekleştirmesi” gerektiğini söylemiş Fikret Bila'ya. Acaba bu resmi aktör kim ola ki? Aslında bu aktör Anayasa’ya göre devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmekle görevli olan Cumhurbaşkanı olmalıdır. Ancak bu görevi yürütebilecek Cumhurbaşkanı tamamıyla tarafsız olmalıdır. Zira Gül kapatma davasında suçlananlardan biri olarak zaten taraf durumundadır. Peki ne olacak bu durumda? Hilmi Özkök bu durumu gördüğünden midir nedir şunu da eklemiş sözlerinin sonuna: “Bu görevin yerine getirilmesine katkıda bulunabilecek, halkın güvenini kazanmış, politik beklentileri olmayan diğer âkil adamların da davet beklemeksizin devreye girmesi bir zorunluluk haline gelmiştir!” Akil adamlar!... Bunlar da kimler olabilir ki?...&lt;br /&gt;Emekli Orgeneral Özkök, demokrasinin olmazsa olmazlığına inanmış bir asker olduğu bilinen bir gerçektir. Onun gibi bir Paşa'nın yargı üzerinden karşı karşıya getirilen siyasal ve toplumsal güçlerin çatışmasıın önlenmediği takdirde ortaya çıkacak yıkımın sonuçlarını öngörme yeteneğine sahip olduğunu da bilinen bir gerçektir. O nedenle de endişelerine katılmamak mümkün değil. Paşa büyük bir iyi niyetle durumun tahlilini yapmış, kendince çözüm önerileri de getirmiştir. Ancak yazıktır ki önerdiği çözüm önerileri uygulanabilirlik özelliği taşımamaktadır ne yazık ki. Paşa'nın bahsettiği akil adamlar eski cumhurbaşkanları, genelkurmay başkanları, yüksek yargı başkanları mıdır? Peki bunlarsa kimin çağrısı ile bir araya gelip hangi yasadan aldıkları yetkiyi kullanacaklardır? Sonra siz toplumu tahrik ediyorsunuz, çetesiniz diye hepsinin hapse atılma riski de var.&lt;br /&gt;Özkök Paşa “Durum düzeltilemez hale gelirse olabileceklerin asıl sorumlusu hükümetimiz olmakla beraber yapabilecek bir şeyi olup da yapmayan herkes bu sorumluluktan pay alacaktır” diyor. Evet bu söyleminde de çok haklı. Ancak Özkök Paşa hükümet dışında kimlerden hizmet ve özveri bekliyor bunu söylemiyor. Yine bu özverinin sınırlarını çizmiyor. Zira şuan ülkmizdeki tüm kurumlar kendilerine göre çalışıyorlar. Çatışma aslında iktidarın kötü yönetiminden doğuyor maalesef. Yanlışın başlangıcı ise Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçilmesi ile başlıyor ne yazık ki. Ülkemizde şu sıralar yaşanan kaosun nedeni o yanlışın ürettiği diğer yanlışlardır.&lt;br /&gt;Gerçi artık suçlu aramaya da vaktimiz yok. Olayları serin kanlılıkla düşünmeli, akıllı, doğru adımlar atılmasını sağlamaya yönelik çalışılmalar yapılmalıdır. Aksi taktirde yani insanları kamplara bölerek, sokaklara dökerek daha öncekilerde nasıl bir şey elde edemedilerse şimdikilerde edemez. Olacak olan tek şey ülkeye, bu ülkenin halkına zarar vermek olacaktır. Bunun sonu ise bir felakettir. İzin vermeyelim… Bu anlamda da Özkök Paşa'nın bildiği birşeyler varsa ortaya koyması ve de bahsettiği özveriyi yapmaya başlaması gerekmektedir. Zira yarın çok geç olabilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-2321169619281704464?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/2321169619281704464/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=2321169619281704464' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/2321169619281704464'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/2321169619281704464'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/07/kirk-satir-mi-kirk-katir-mi.html' title='KIRK SATIR MI KIRK KATIR MI?...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-5618966618351526979</id><published>2008-07-04T23:53:00.000-07:00</published><updated>2008-07-04T23:54:06.833-07:00</updated><title type='text'>GÜLMEK YAŞAMAKSA...</title><content type='html'>-Bir keşiş araştırma yapmak için bir köye gitmişti. Önce köyün mezarlığına girdi. Çünkü kültürlerin, yaşam felsefesinin böyle yerlerde gizli olduğuna inanıyordu. Gözleri birden mezar taşlarının üzerindeki sayılara takıldı. Mezar taşlarında 5, 867, 900, 20003, 4979, 7, 421 gibi birbiriyle hiçbir bağlantısı olmayan sayılar yazıyordu. Uzun uzun düşündü, fakat bu sayıların anlamını bir türlü çözemedi. Köyün en bilge kişisine gitti, sordu; “Nedir bu sayıların sırrı Allah aşkına?” dedi. “Bu sayıların gösterdikleri ay mıdır, yıl mıdır, saat midir?”&lt;br /&gt;Gülümsedi bilge kişi; “Bizler bebeklerimiz doğduğu zaman, bellerine bir ip bağlarız. Yaşamı boyunca her güldüğü an, o ipe bir düğüm atarız. Öldükten sonra o düğümleri sayar, düğümün sayısını yazarız mezar taşına.” Bilge kişi karşısındakinin hiçbir şey anlamadığını görünce açıklamasını sürdürdü; “Böylece onun ne kadar yaşamış olduğunu anlarız.”-&lt;br /&gt;Bu kısa yaşanmış öyküyü duyduğumda bir an durup düşündüm. Acaba böyle bir gelenek bizim yaşadığımız topraklarda olsaydı mezar taşlarına yazılan sayılar ne olurdu diye. Sonra kendim cevapladım soruyu yine. Zira bu topraklarda gözlerini dünyaya açanlarının çoğunun kaderi hemen hemen benzerdi ve çoğu bir kere bile doyasıya gülemeden çekip gidiyordu bu dünyadan.&lt;br /&gt;Yoksulluk, hele de beyin yoksulluğu, acı, zevksizlik, kendi anadilini bile doğru dürüst yazıp çizememek, ezilmek, horlanmak, kandırılmak girdabında gelip geçer ömürlerimiz bu topraklarda. Çoğu güzellikleri yaşayamadan göçüp gideriz.&lt;br /&gt;Milyonlarca insanımız hayatı boyunca bir kitap bile okumadan, farklı bir yaşamı tanımadan teslim ediyor ruhunu. Korkusuzca, içten gelen kahkahaları atamadan veriyor son nefesini. Devletin karşısında tümüyle savunmasız, yarınından endişelidir çoğu insanımız.&lt;br /&gt;Şöyle bir akşam vakti hareketli bir caddede, deniz kenarında, salaş bir meyhanede sevdikleriyle hayatı ve kendilerini konuşmadan konuşamadan göçüp giderler. Yoksulluk bir gölge gibi sürekli takip eder onları, gittikleri her yerde adım adım. Çaresizlik diz boyudur bu topraklarda. Hükümetler de çare olmaz, belki de olmak istemez bu topraklarda.&lt;br /&gt;Beyin yoksulu olarak yaşamak zorunda bırakılan milyonlar, sırtlarını dönerler sanata, sanatçıya. Bir şeyi yaratmanın nasıl bir süreç olduğunu bilmez bizim insanımız. Milyonlarca anne, baba asla anlayamaz çocuğunun neden ressam, edebiyatçı, müzisyen olmak istediğini. Zira bu ülkede sanata tükürenler vardır.&lt;br /&gt;Daha çok küçük yaşlarda yalan hayatın bir gerçeği olarak sokulur maalesef çocukların hayatına. Ve hayat yalansız yaşanamaz hale gelirler büyüdükçe çocuklar. Kadın erkeği elinde tutabilmek için hileye, erkek kadını elinde tutabilmek için güce ve paranın kudretine başvurur. Böylece birliktelikler bile adi birer şirkete dönüşür bu ülkede.&lt;br /&gt;Kendisini tanıma zahmetine katlanamayan insanımız, zamanla ustalaşır tanımadığı başkalarının hayatını karartma sanatında. Beyin zenginliği, ruh güzelliği ve kendine güvenin yerini markalar ve para alır bu topraklarda.&lt;br /&gt;Yeteneklerinin geliştirilmesine izin verilmeyen milyonlar, akılları yerine daha çok dürtüleriyle olaylara tavır alıp sayısız dramların kahramanı olup çıkıverirler. Hayatın nasıl yaşanması gerektiği öğretilmediği için, ölüm korkusuyla geçer yaşamları. Bu korku yüzünden de hata üstüne hata yaparlar.&lt;br /&gt;Durum böyle olunca da birkaç akıllıya kalır meydan. Ortamı nasıl kullanabileceğini bilenlere kalır. Ve o insanlar milyonları yoksulluğa mahkum ederler bu topraklarda. Böylece de milyonlar sefalet içinde bir kere bile gülemeden sonlandırırlar yaşamlarını. Yani o köyün bilgesinin deyimiyle hiç yaşamadan ölürler. Yani gülmek yaşamaksa bu ülkede milyonlar yaşamadan ölürler.&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-5618966618351526979?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/5618966618351526979/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=5618966618351526979' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/5618966618351526979'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/5618966618351526979'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/07/glmek-yaamaksa.html' title='GÜLMEK YAŞAMAKSA...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-1907898484457688597</id><published>2008-07-04T23:52:00.002-07:00</published><updated>2008-07-04T23:53:22.266-07:00</updated><title type='text'>HÜZÜN</title><content type='html'>Yürüdüm,&lt;br /&gt;Dünyanın ucuna&lt;br /&gt;Kıyısında denizin,&lt;br /&gt;Aysız ışıkta şehir,&lt;br /&gt;Daldım.&lt;br /&gt;Rüzgara dökmüştü çocuklar,&lt;br /&gt;Dünyanın öbür ucundan,&lt;br /&gt;Barış türkülerini&lt;br /&gt;Yüreğimi doldurdum.&lt;br /&gt;Sularda hüzün vardı.&lt;br /&gt;Kaçtım kıyıdan,&lt;br /&gt;Ardımdaydı rüzgar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-1907898484457688597?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/1907898484457688597/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=1907898484457688597' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/1907898484457688597'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/1907898484457688597'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/07/hzn.html' title='HÜZÜN'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-2351078518005953343</id><published>2008-07-04T23:52:00.001-07:00</published><updated>2008-07-04T23:52:50.547-07:00</updated><title type='text'>ÜCRET ÖDENMİŞTİR</title><content type='html'>Kaldırdım bakışlarımı gökyüzüne&lt;br /&gt;Bir umuttu benim ki,&lt;br /&gt;Bir iz aradım, insan emeğine&lt;br /&gt;Sevgiyle bakan gözlerden&lt;br /&gt;Umut dağıtıyordu bir seyyah&lt;br /&gt;“Yaşamak eksiklik,&lt;br /&gt;ölüm hiçlik ise&lt;br /&gt;kalmaya gelmez ölümün&lt;br /&gt;siyah gölgesinde.&lt;br /&gt;‘ö’ sünü dahi yakaladıysan&lt;br /&gt;özgürlüğün booşşveeerrr”&lt;br /&gt;Gülümsedim.&lt;br /&gt;“Ederi?” diye sordum.&lt;br /&gt;“Ücret ödenmiştir.” dedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-2351078518005953343?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/2351078518005953343/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=2351078518005953343' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/2351078518005953343'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/2351078518005953343'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/07/cret-denmitir.html' title='ÜCRET ÖDENMİŞTİR'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-952348647210338929</id><published>2008-07-04T23:51:00.000-07:00</published><updated>2008-07-04T23:52:10.866-07:00</updated><title type='text'>CADI KAZANI</title><content type='html'>Yüz metre koşucularını dahi kıskandıracak süratte değişen bir ülke gündemimiz var. Gündem oluşturma konusunda adeta bir müshil kullanıyormuşuz gibi bir izlenim var. Bekler olduk. Gündemi bir anda değiştirecek nasıl bir bomba patlayacak diye. “Gerilimin tarafı olmayacağız” diye bağıranların ağızlarından çıkan her söz başlı başına gündem kaynağı oluyor.&lt;br /&gt;Yer demir, gök bakır derler ya işte öyle bir durum sözkonusu… Hava kurşun gibi ağır… Konu deseniz binlerce… Haber deseniz ohoooooooo… Komplolar, planlar, korkular, acılar iç içe… Umut mu dediniz? Gerçi bu milletin umudu hiçbir zaman tükenmez. Ama onun da tükenmesine az kaldı… Ve bu konuda yazılacak çok ama çook şey var “ama…”&lt;br /&gt;Bir ülkede “Biz asılız. Bu ülkede ‘bizim’ istemediğimiz hiçbir şey olmaz.” zihniyetine sahip bir kesim varsa ve bu kesim, sayı bakımından azınlık teşkil etmesine rağmen, devlet içindeki etkinliği bakımından belirleyici bir rol oynamaya başlıyorsa işte o zaman iş ‘ama’lara kalıyor ne yazık ki. Birileri çıkıp istediği kadar samimi çözümler üretiyor olsun. Kendi çıkarlarını hiçe sayıp vatanı milleti için çalışsın. Alacakları tepki çok açık: “Kimsiniz ki kalkıp koskoca hükümete çözüm önerisi getiriyorsunuz? Bir de utanmadan fedakarlıktan bahsediyorsunuz?” denir önce. Sonra da ilgili yargı organlarında kesilir cezanız. Bir de yalaka basın size yerinizi gösterir tarzda bir kaç makale, yorum yazısı yazıp sizi bir de toplum önünde yerin dibine sokar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tam bir cadı kazanı kaynatılıyor ülkemizde. Bilinmeyen, nedense açıklanmayan gerekçelerle bir sürü insan gözaltına alınıyor, cezaevlerine atılıyor. Ortada bir iddianame bile yok. Bu gözaltıların, "Ergenekon" adı verilen ve bir yıldan daha fazla süredir yürütülen, sürekli genişletilen ama bir türlü sonucuna varılamayan bir soruşturma kapsamında olduğu biliniyor. Ancak savcının gözaltına alınmasını istediği isimlerin hepsinin AKP karşıtları olması, ortada bir başka iş olduğunun ipuçlarını veriyor bizlere.&lt;br /&gt;Yazıktır ki yaklaşık bir yıldır yaşadığımız gelişmeler Amerika Birleşik Devletleri’nde 1950’de Senatör McCarty’nin başlattığı insan avına dönüşmüş durumda. O dönemde hukuk arka plana itilmiş, McCarty önüne geleni sorgulamaya almış, ABD toplumuna büyük bir korku salmıştı. O dönemde arkadaşlarını ihbar etmeyenler işlerinden güçlerinden edilmiş, aileler dağılmış, insanlar perişan olmuştu. 1954 yılında iş o kadar çığırından çıkmıştı ki siyasetçiler, askerler, bürokratlar, gazeteciler ve sanatçılar McCarty’nin hedefi oldu. Sonunda çizmeyi aşan McCarty suçlu bulunarak görevden alındı ve kapkara utanç dönemi sona erdi.İşte yazıktır ki bu olaylar şimdi de ülkemizde yaşanıyor.&lt;br /&gt;Sanki gözaltına alınanlar bu ülkede yaşamıyor yada kaçma ihtimalleri yüksek insanlarmış gibi, sürekli gündemde olan insanlar sabahın köründe gözaltına alınıyorlar. Bu durumda soruşturmayı yürüten savcının McCarty dönemini bile geride bırakmaya başlamış olduğu da gözlerden kaçmayan bir gerçektir. Gözaltına alınanların evleri didik didik aranıyor önce. Sonra işyerlerinde başlıyor aramalar. 20 den fazla insan gözaltına alınıyor. Tabii daha öncesinde gözaltına alınanlar hariç. Daha önce gözaltına alınanlarla birlikte yüz kişiden fazla insan kaynatılmaya çalışılan cadı kazanının içerisine atılmış durumda. Hiçbiri tam anlamıyla neden suçlandığını bilmiyor.&lt;br /&gt;Bir hukuk devletinde olmaması gereken bir durumla karşı karşıyayız. Zira bir hukuk devletinde devletin savcısı ucu açık bir soruşturma yapma yetkisine asla sahip değildir, sahip de olamaz. Aralarında çok önemli kişilerin de olduğu bir sürü insanı gözaltına almaya cesaret edemez. Bir savcı kendisine verilen yetkiyi bu şekilde kullanma hakkına sahip değildir. Zira bir hukuk devletinde insanlar suçlarını dahi bilmeden aylarca cezaevlerine kapatılamazlar. Durum ciddi anlamda çığırından çıkmıştır.&lt;br /&gt;Şimdi herkes aynı soruyu soruyor. Nereye gidiyoruz? Bundan sonra neler yaşanacak ? Kimselerin doğru dürüst bir tahmini yok. Ancak, tutuklamalar arasında bulunan emekli Orgenerallerin sayılarının artışı, acaba bir şeylerin işareti mi sayılmalı? Acaba “Bu iş "TSK’ya kadar uzanacaktır” demek mi isteniyor? Sanki “Siz AKP’yi kapatın, bizim de ne yapacağımızı görün” deniyormuş gibi bir hava estiriliyor.&lt;br /&gt;Açıkçası tüm Türk ulusu korku içinde. Zira gelişmeler tırmanıyor ve kontrolden çıkmış gibi bir görüntü veriyor. Ancak böyle filmleri biz eskiden de gördük. İktidar kendince başlatır birşeyleri. Ama olaylar öyle bir gelişmeye başlar ki olayın kontrolünü kaçırıverir elinden İş içinden çıkılmaz noktalara gelir… Aynı şekilde, muhalefet ayaklanır ve öylesine bir fırtına estirir ki, olayın kontrolü kaçıverir. Nerde duracağı belli olmayan bir ortam oluşur...&lt;br /&gt;Yazıktır ki bugünlerde işte böyle bir ortamdayız. birileri çıkıp da oyunu tatil etmeye kalkarsa kimse şaşırmasın. işte o zaman nasıl ayıklayacaklar acaba pirincin taşını? Çok ince bir ipin üzerinde yürüyoruz şimdilik. Kimseler yerinden kıpırdamıyor. Herkes sessiz. Her birimiz, film seyreder gibi olayların seyrine dalmışız. Ancak Şu da bilinmelidir ki, bir süre sonra duvara çarptığımız zaman, iş işten geçmiş olacak… Demokrat(!) AKP iktidarının son altı yılda ülkeyi getirdiği nokta bu ... Ancak şu da bir gerçektir ki yapılan hiçbir şey karşılıksız kalmaz...&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-952348647210338929?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/952348647210338929/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=952348647210338929' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/952348647210338929'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/952348647210338929'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/07/cadi-kazani.html' title='CADI KAZANI'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-1161838338018996121</id><published>2008-07-04T23:50:00.000-07:00</published><updated>2008-07-04T23:51:23.562-07:00</updated><title type='text'>ÇOCUKLAR NEDEN DERSHANEYE GİDERLER Kİ? HAYRET!...</title><content type='html'>Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dan üniversite hazırlık kurslarını kaldırma sinyali geldi. En güçlü liselerden mezun olanların bile kurslara gittiğini belirten Erdoğan, fen lisesinden ve Anadolu lisesinden mezun olanların bile hazırlık kursuna gittiğini, bunun bir "garabet" olduğunu ifade ederek, "Niçin acaba öğrenciler üniversite hazırlık kurslarına giderler? Bunu anlamakta zorlanıyorum. Anlıyorum da, bu sistem nasıl oluşturulmuş, bunu kaldırmaya kalktığınız zaman acaba hangi bariyerle karşı karşıya kalacaksınız?" dedi.&lt;br /&gt;Bir hafta kadar önce de kendi çocuğunun da takviye ders aldığını itiraf eden Milli Eğitim Bakanı’nın ağzından duyduk bu söylemi. Çocukların dershanelere neden gittiğini, velilerin bu kadar parayı neden harcadığını anlamadığını söylüyordu. Önce kendi çocuğuna neden takviye ders aldırdığını anlatması gerekmez miydi?&lt;br /&gt;Aslında bu söylemler gayet ilginç söylemler. Zira bu sözleri söyleyen muhalefet partisi lideri değil, bir Başbakan. Ve hiç istatistiklere bakmamış mı acaba? Zira dershaneye giden öğrenci sayısı AKP iktidarı sırasında ikiye katlandı. Üstelik bir dönem Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik’in adı Dershaneler Bakanı’na çıkmadı mı?&lt;br /&gt;Başbakan bu söylemi geliştirmiş olmakla ya bizleri enayi yerine koyuyor yada gerçekten olandan bitenden haberdar değil. Ancak ikincisine inanmak pek de mantıklı görünmüyor. Başbakan Erdoğan, Hüseyin Çelik’i çağırıp da bir sorsa; ”Öğrenciler daha önce kaç yaşında dershaneye başlıyordu, şimdi kaç yaşında gidiyorlar? Veliler daha önce dershanelere ne kadar para ödüyordu, şimdi ne kadar harcıyorlar?  En önemlisi de ortada düzeltilecek bir garabet vardı da son beş-altı yılda dershaneleri daha da güçlendirmenin ötesinde ne yaptılar?..” Hiç bir şey. Başbakan ya bizimle kafa buluyor. Yada kendisi eğitimin çok uzağında. Yada masum bir durum tespiti yapılırsa: Çelik, toplumu olduğu gibi, Başbakan’ını da ayakta uyutuyor!..&lt;br /&gt; “Eğitim sorunu” denildiğinde akıllarına türban ve imam hatip okullarından başka bir şey gelmemesinden kaynaklanıyor olabilir miydi acaba bunun nedeni? İktidarda oldukları süresince meslek eğitimini imam hatip liselerinin sorunlarına kilitlemeselerdi, pek çok eğitim sorunu çözülebilirdi beklide. Dershanelere her yıl harcanan milyarlarca dolar, modern bir eğitim sisteminin en başından inşa edilmesi için yönlendirilebilirdi. Bir yandan üniversite eğitiminin kalitesi artırılırken, diğer yandan çocuklara hiçbir beceri kazandırmayan lise eğitimi günün ihtiyaçlarına göre meslek eğitimine dönüştürülebilirdi.&lt;br /&gt;Eğitim gerçek anlamıyla yapılır dershaneler rahatlıkla kapatılabilirdi. Dershanelere olan bağımlılık ortadan kaldırılabilirdi. Ama zaman içerisinde. AKP, 5-6 yıl önce bu işe el atsaydı, bugünkü yakınmaların belki de hiçbiri olmazdı. Ama tam aksini yaptı. Dershanelere tam gaz destek verdi.&lt;br /&gt;Dershane sektörüne kimilerine göre her yıl 8-10 milyar dolar para akıyor. Sonuçta da ne eğitimin kalitesi yükseliyor ne de fazladan bir öğrenci Anadolu liselerine yada üniversiteye giriyor. Yani kazanan hep dershaneler oluyor. Oysa aynı kaynaklar eğitimin iyileştirilmesi ve yeni okullar açılması için harcansaydı, muhtemeldir ki bu sınavlara, dershanelere ve bu eziyete hiç gerek kalmazdı.Dershaneler, istihdam olanağı sağlayan, vergi veren, öğrencileri sokaktan kurtaran önemli eğitim kurumları. Ama sağladıkları yarar, götürdüklerinin yanında devede kulak kalmaktadır. Ama eğitim sistemi böyle olduğu sürece de dershanelere ilgi azalmadan hatta katlanarak devam edecektir. Zira eğitim biraz da onların sayesinde ayakta kalıyor.&lt;br /&gt;Hükümet ne yaptı, dershaneler bu kadar kökleşirken ülkemizde? Sadece konuştu. İmam Hatip Liselerine avantaj yaratmaya çabalamaktan başka bir şey yapmadılar, yapamadılar. Böylece de ne eğitimin kalitesini arttırabildiler, ne de İmam Hatiplilere bir fayda sağlayabildiler. Şimdi ise hayretle bakıyorlar insanlar çocuklarını neden dershanelere yolluyorlar diye. Yazık…..&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-1161838338018996121?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/1161838338018996121/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=1161838338018996121' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/1161838338018996121'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/1161838338018996121'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/07/ocuklar-neden-dershaneye-giderler-ki.html' title='ÇOCUKLAR NEDEN DERSHANEYE GİDERLER Kİ? HAYRET!...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-8829497032714768319</id><published>2008-07-04T23:49:00.001-07:00</published><updated>2008-07-04T23:49:53.359-07:00</updated><title type='text'>ÇİRKİN BİR OYUN VE SESSİZ HÜKÜMET...</title><content type='html'>Askeri Şura’nın başlamasına az bir zaman kala askeri ve özellikle Genelkurmay Başkanlığı görevine getirilmesi muhtemel Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral İlker Başbuğ’u yıpratma çalışmaları hız kazandı.&lt;br /&gt;Özellikle boyalı basın bu işin şakşakçılığına soyunmuş durumda. Neymiş İlker Başbuğ ile, Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili Osman Paksüt görüşmüşler.Bunun ne zararı var doğrusu anlamak güç. Tabii AKP davasının gündemde olduğu şu günlerde hem Osman Paksüt’ü hem de şura öncesi İlker Başbuğ’u yıpratma çalışmaları yapanlar için durum hiç de öyle değil. Zira AKP’nin kapatılma davasında askerin yargıyı etkilediği gibi saçma sapan bir söylem geliştiriyorlar. Oysa bu işi her fırsatta yapmaya çalışanlar kendilerinden başkası değildir, olmamıştır.&lt;br /&gt;“Ziyaret talebi ve ziyaretin amacı, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak’ın kuzeyine Şubat 2008’de icra ettiği harekâta ilişkin kutlamaların iletilmesi ile sınırlı kalmıştır. Bunun dışındaki yorumlar gerçekle bağdaşmamaktadır” diyen Osman Paksüt’ün veya bir yargı organının böyle bir gerekçesi olamazmış gibi hükümet ve hükümet yanlısı basın tarafından sürekli çarpıtılıyor. Çok çirkin bir oyun sahneye konmuş ne yazık ki.&lt;br /&gt;İki net hedef var ortada. Kara Kuvvetleri Komutanı ve Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili. Türkiye’nin iki legal kurumunun iki en önemli adamı. Biri Türkiye’nin bütünlüğünün emanet edildiği yerde, Kara Kuvvetleri’nin başında, diğeri de bu bütünlüğün koruyucusu Anayasa’nın emanet edildiği yerin iki numaralı ismi. Bunların görüşmelerinde ne acayiplik var ki? Güya gizlice görüşmüşler. Tabii o saatlerde eminiz ki Genelkurmay Karargahı’nda onlardan başka kimse yoktur. Olay öyle abartıldı ki sanırsınız ki görüşenler iki mafya lideri. Yazıklar olsun. Yazanlar kim? Bir gazete. Devletin iki üst düzeyi görüşmüş sanki ortada bir ayıp varmış gibi gösteriliyor.&lt;br /&gt;Kimse de “Anayasa Mahkemesi Başkan Vekili, Kara Kuvvetleri Komutanı ile resmi bir görüşme yapıyor. Bunu yazıyorsunuz da, Anayasa Mahkemesi Başkanı kapatma davası açıldığı günlerde, yargıladığı partinin yöneticileriyle kebapçıda ahbap çavuş ilişkileri içinde yemek yerken niye yazmıyorsunuz? AKP yönetimini kızının düğününe davet ederken niye yazmıyorsunuz?” diye sormuyor. Bunun tam aksine meydanı boş bulanlar daha da fazlasını yazma cüretini gösteriyorlar.&lt;br /&gt;Genelkurmay İkinci Başkanı’nın sağlık raporu yayınlanıyor. Tedavi örüyormuş. Hasta olmak, tedavi görüyor olmak suçmuş gibi. Yazanlar kim? Tabii ki Başbakan'ın, kameralar önünde hastanelik olmasından sonra sağlığıyla ilgili bilgileri yazanlara kızanlar. Kısacası Türkiye tam anlamıyla zıvanadan çıkartılıyor. Türkiye’nin göz bebeği kurumlar alenen ve alçakça bir şekilde yıpratılıyor. Aslında kim oldukları belli olan yer ve kişilerce kotarılıyor bu durum. Tıpkı daha önce Genelkurmay Başkanlığı görevini almadan önce Orgeneral Yaşar Büyükanıt’a yapılanlar gibi. Zira o da o dönemde aynı odakların ağır saldırısına uğramıştı. Hakkında yazılmadık , çizilmedik çirkinlik bırakılmamıştı. Ne oldu sonra başaramadılar. Onlara rağmen Genelkurmay Başkanı oldu Yaşar Büyükanıt..&lt;br /&gt;Şimdi hedefte Kara Kuvvetleri Komutanı İlker Başbuğ ve Genelkurmay 2. Başkanı var. Anayasa Mahkemesi Başkan vekili ise daha uzun bir süredir hedef konumundaydı zaten. Kurumlar yıpratılıyor. Yıpratanlar, AKP’ye yaranma, hizmet etme, AKP’yi kullanarak pis, iğrenç, alçak emellerine ulaşma hayalini kuruyorlar. AKP de ya bu zokayı yutuyor yada bu kişiler zaten onlara hizmet ediyor. Zira bu hizmet onu memnun etmiş görünüyor ki günlerdir hiç ses çıkarmıyorlar. Sonra da bunun adına hükümet olma, her kesimi kucaklama olarak adlandırıyorlar. Kim inanır size.&lt;br /&gt;Böyle mi hükümet edilir, böyle mi devlet yönetilir? Ordusu satılık kalemler tarafından paçavraya çevrilmeye çalışılırken sessiz kalan Hükümet mi olur? Anayasa Başkan Vekili yıpratılırken sessiz kalan hükümet mi olur? Yeri geldiğinde DSİ Müdürü'ne bile arka çıkan Başbakan şimdi neden sessiz?.... &lt;br /&gt;ARZU KÖK,&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-8829497032714768319?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/8829497032714768319/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=8829497032714768319' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/8829497032714768319'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/8829497032714768319'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/07/irkin-bir-oyun-ve-sessiz-hkmet.html' title='ÇİRKİN BİR OYUN VE SESSİZ HÜKÜMET...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-7704541902407550035</id><published>2008-07-04T23:47:00.002-07:00</published><updated>2008-07-04T23:49:10.134-07:00</updated><title type='text'>ATATÜRK'Ü DEĞİL, HUMEYNİ'Yİ SEVİYORLARMIŞ...</title><content type='html'>Teke Tek programını izlerken adeta bir şok yaşadım geçen gün. Fatih Altaylı programında türban meselesini üniversitede okuyan kızlarla konuşup tartışmak amacıyla çağırmıştı o genç kızları. Kızlardan ikisi türbanlı, ikisi de başı açık kızlardı.&lt;br /&gt;1999'dan  bu yana türban eylemcisi olduğunu söyleyen Nuray isimli genç kız, inanç özgürlüğü  kapsamında türbanla eğitim hakkını savunurken, bunun eğitimle  sınırlı olmayacağını, kamuda çalışmak dahil her türlü hakkı  kapsaması gerektiğini söyledi. Aslında bu söylem kimseyi pek şaşırtmadı. Zira alıştığımız bir durumdu bu. Türban savunucularının sıkı sıkıya sarıldıkları bir söylemdi bu. Yani AKP'nin Anayasa'da yaptığı ama iptal edilen değişiklik zaten  onları kesmeyecekti. Bu bilinen bir gerçekti. Ancak bu kız konuyu bambaşka taleplere kadar taşıma cesareti gösterdi.&lt;br /&gt;Nuray'a "İnanç gereği diye yasama tarafından oluşturulmuş hukuku  beğenmeme ve kendi inançlarınıza göre yargılanma talebinizin  ortaya çıkmayacağını ve yarın öbür gün Müslümanların kadı  mahkemesinde yargılanmasını istemeyeceğinizi kim garanti edebilir?"  şeklinde bir soru yöneltildi. Verdiği cevap da ilginçti; "Kimse garanti edemez. Hatta isteriz de.  Niye insan kendi inandığı  hukukla yönetilmesin?" Fatih Altaylı da izleyen herkes de aminim şok olmuşlardır bu cevap karşısında. Hemen ardından bir soru; "Bu çok hukukluluk anlamına gelir. Bir demokraside böyle bir şey  nasıl olacak?" Cevap; "Niye olmasın"&lt;br /&gt;Daha sonra diğer türbanlı kız Kevser’e bir soru; "İran'daki baskı rejiminin İslam'a örnek olamayacağını  söylüyorsun ama facebookdaki sayfanda Humeyni resimleri varmış"  Gayet sakin bir tonda yanıtlıyor soruyu; "Evet var. Humeyni'yi çok severim." Ardından ise bizleri asıl şoke eden soru ve alınan yanıt geliyor; "Peki Humeyni'yi çok seviyorsun. Atatürk'ü de sever misin?" Yanıt olarak sadece askeri yönü ön plana çıkararak; "Asker olarak çok başarılıymış" dedi. Tam anlamıyla bir Milli Görüş çizgisi söylemiydi bu.&lt;br /&gt;Diğer öğrenci de Humeyni’yi çok sevdiğini söylüyordu. Yine Fatih Altaylı ona da "Peki Atatürk'ü seviyor musun?" diye sordu. Önce biraz şaşırdı. Ne diyeceğini bilemedi.Sonra "Hayır Atatürk'ü hiç sevmem" dedi. “Neden?” diye soruldu. Alınan cevap; "85 yıldır çektiğim çilelerin müsebbibi o da ondan" dedi. "İyi de sevmediğin o adam Türkiye'yi İngiliz, Fransız, Yunan  işgalinden kurtardı. Onun sayesinde bağımsız bir ulus olduk. O  olmasa idi bugün burada yabancı bir ülkenin mandası altında  olabilirdik. Sömürge olurduk" açıklamasını yapınca Fatih Altaylı, "Kurtuluş savaşını Atatürk değil, inançlı Müslümanlar  başlattı. Maraş’ta Fransız askerleri Nene Hatun’un başörtüsüne uzandı. Sütçü İmam ilk ateşi açtı, böylelikle Kurtuluş Savaşı başladı. O dönemin sosyolojik yapısını incelerseniz, cephedeki insanlar hep Müslüman. Atatürk'le ilgisi yok" dedi türbanlı kız. "Atatürk bu savaşı organize etmeseydi, Maraş'ta veya başka bir  yerdeki bu gibi tepkiler ezilip yok edilirdi" diyen Fatih Altaylı’ya yine bir cevabı vardı kızın; "Belki de daha iyi olurdu. Belki yabancı manda altında  inançlarımız daha iyi yaşayabilirdik. Daha özgür olabilirdik"  dedi.&lt;br /&gt;Ülkemizin üzerindeki asıl mesele kara cehalet. Ve yazıktır ki bu kara cehalet ülkemizi tehdit eder hale gelmiş durumda. Neden mi öyle diyorum? Bir defa Nene Hatun, Maraşlı değil, Erzurumlu. O bölgede savaştığı düşman, Fransız değil, Rus. Ruslar başörtüsüne değil Aziziye Tabyası’na saldırmışlardı. İlk kurşunu sıkan Sütçü İmam değil , Hasan Tahsin idi. Üstelik kızın söylediği gibi Maraş’ta değil, İzmir’de. Baktığımız zaman Hasan Tahsin tetiğe Sütçü İmamdan tam altı ay önce basmış.&lt;br /&gt;Üstelik o dönemin sosyolojik yapısı incelendiğinde cephedeki insanların hepsinin Müslüman olmadığını da göreceklerdir. O dönemde okunan "şehit listesi"ne göre, bu toprakları İngilizler işgal etmesin diye savaşan, can veren İstanbullu doktorlar arasında, 140 Türk, 32 Ermeni, 25 Rum, 18 Yahudi var. Dikkat edilirse hepsi de şehitlerimiz olarak geçmiştir tarihe. Zira o dönemde şehitlik dinle alakalı bir şey değildi. Tamamıyla yurtseverlikle alakalıydı.&lt;br /&gt;Yazıktır ki Türkiye Cumhuriyeti'nin karşı karşıya olduğu durum yansıdı geçen gün tüm açıklığıyla televizyonlara. İstenen şey açıkça şeriat. Pek çoğu tarafından dillendirilmese de asıl talep edilen bu. Anayasa Mahkemesi kararına karşı gösterilen tepkinin nedeni de bu. Zira bu Türkiye Cumhuriyeti'nden alınmak istenen rövanş.&lt;br /&gt;Çok da güzel kılıf uydurulmuş. Bunun kılıfı özgürlük. Bunun kılıfı demokrasi.Bunun kılıfı liberalizm. Kabul ederseniz. Etmezseniz zorla yaptırmak istiyorlar. Örneğini gördüğümüz kara cehaleti ülkemize yerleştirmek istiyorlar. Gerisini siz düşünün….&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-7704541902407550035?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/7704541902407550035/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=7704541902407550035' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/7704541902407550035'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/7704541902407550035'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/07/atatrk-deil-humeyniyi-seviyorlarmi.html' title='ATATÜRK&apos;Ü DEĞİL, HUMEYNİ&apos;Yİ SEVİYORLARMIŞ...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-1569920784405863274</id><published>2008-07-04T23:47:00.001-07:00</published><updated>2008-07-04T23:47:54.720-07:00</updated><title type='text'>AKP'YE DEĞİL MUHALEFETE KIZMAK...</title><content type='html'>Bu cennet ülke AKP ve Zihniyetine teslim edildi. Aslında AKP’ye kızmaktan çok muhalefete kızıyorum. Muhalefetin laftan anlamayan destekçileri gerçi bu yazıdan sonra mutlaka bizi de eleştirecekler ya neyse.&lt;br /&gt;Özellikle CHP’nin son günlerde ortaya dökülen rezaletleri ne kadar haklı olduğumuzu göstermiyor mu? Telefonuna sahip çıkamayan bir genel sekreter. Diyor ki “Telefonumu açmadım, dinlendim” Bu söyleminde haklı bile olsa bu şekilde telefonunun dinlenebilmesi için telefonuna bir program yerleştirilmesi gereklidir. Yani her anlamda telefonuna sahip çıkamadığı kesin bir genel sekreter.&lt;br /&gt;Genel sekreter ve dinlenme olayı yetmezmiş gibi şimdi de Kanaltürk rezaleti çıktı ortaya. CHP Kanaltürk’le bir anlaşma yapmış, 3,5 milyon dolar vermiş. Hem parti için çalışacak, hem de Kanaltürk devamlı CHP yanlısı yayın yapacak. Olacak iş değil. Eğer iktidarın bir medya ile böyle bir anlaşma yaptığı ortaya çıkmış olsaydı o zaman CHP neler söyleyecekti. Gerçi iktidarın bir kısım medya ile böyle bir anlaşması olduğu gözlerden kaçmıyor. Sabah-ATV’ye 750 milyon dolar verdiler, diğerleri de zaten malum. Ancak hiç değilse CHP gibi bunu yazıya dökmeyecek kadar akıllı davranmışlar.&lt;br /&gt;Çok acıdır ki Atatürk’ün kurduğu bir parti olan CHP son yıllarda tam bir beceriksizlik, tam bir basiretsizlik örneği sergiliyor. Tüm dünyayı etkileyen ekonomik kriz ülkemize doğru yavaş yavaş geliyor. Enflasyon aldı başını gidiyor. Yıl sonunda % 20’lere ulaşması bekleniyor. Yolsuzluklar, rezaletler diz boyuna ulaştı. Belli ki AKP bu işi götüremedi, götüremeyecek. Bu arada büyük bir ihtimalle bir de kapatma cezası alacak. Vatandaşın memnuniyetsizliği giderek artıyor. Bu gidişle daha da artacak. Peki söyler misiniz bu durumda yeni bir seçim olsa vatandaş kime oy verecek? CHP’ye mi?&lt;br /&gt;Gerçi halkın CHP’ye bir kırgınlığı yok. Kırgınlık bu şekilde yönetilen CHP’ye. İktidar büyük bir hızla oy kaybediyor, ama özellikle son olayların ardından CHP de oy kaybediyor. Peki oylar kime gidecek? MHP’ye mi? Peki türban meselesinde ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde AKP’ye adeta destek olan MHP’ye belirli hassasiyetlere sahip olan seçmenler nasıl oy versin?&lt;br /&gt;AKP yanıyor, bitiyor ve belki de kül olacak. AKP tamamen yasaklansa, tüm milletvekillerini kaybetse veya bunlar olmadan ülkeyi nasıl bir bataklığa sürüklediklerini tüm Türk Halkı anlasa bile bu seçmen kime oy verecek? Açıkçası bilemiyorum. Zira ben bile şimdi bir seçim olsa kime oy vereceğimi bilemiyorum.&lt;br /&gt;Eğer CHP biran önce yönetim şeklinde bir düzenlemeye gitmezse, aynı sistemle çalışmaya devam ederse yazık ki daha önce bizleri AKP’ye mahkum ettikleri gibi bu sefer de başka bir karanlığa mahkum edecekler. Bu durumda da başta belirttiğim kızgınlığımdaki haklılığım ortaya çıkacak. Bunu bir defa yaptınız. Bir daha izin vermeyin yoksa sizin eleştirdiklerinizden ne farkınız olacak?&lt;br /&gt;Unutulmamalıdır ki artık Türk Halkı kendisini AKP’ye mahkum edenlere daha çok kızar hale geldi. Herkes ayağını denk almak zorundadır.&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-1569920784405863274?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/1569920784405863274/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=1569920784405863274' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/1569920784405863274'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/1569920784405863274'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/07/akpye-deil-muhalefete-kizmak.html' title='AKP&apos;YE DEĞİL MUHALEFETE KIZMAK...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-8977798534590342770</id><published>2008-07-04T23:46:00.000-07:00</published><updated>2008-07-04T23:47:11.198-07:00</updated><title type='text'>ALİ BABACAN İSTİFA ETMELİ...</title><content type='html'>Her zaman şikayet edilen bir şey vardır ülkemizde. Türkiye’yi yurt dışındaki toplantılarda kötüleyen Türk vatandaşlarının varlığı. Kimler mi bunlar? Tabii ki Avrupa’da kabul görmek isteyen Türkiye düşmanları, ödül kazanmak isteyen yazarlar, iltica etmeyi kafasına koyan kaçaklar, bölücüler, PKK’lılar…. Ancak acıdır ki şimdi bu listeye yeni bir isim daha ekleyebiliriz; Dışişleri Bakanı Ali Babacan.&lt;br /&gt;Avrupa Parlamentosu’nda Babacan, dini özgürlüklerle ilgili bir soruya "Türkiye'de sadece gayrimüslim azınlıklar değil, Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor. Türkiye'de son dönemde laiklik eksenli bir tartışma yaşanıyor. Bizim laiklik tanımımız çok açık: Din ve devlet işlerinin açık şekilde birbirinden ayrılması. Devletin de bireylerin dininin gereğini yerine getirmesine müdahale etmemesi. Burada farklı inançtakiler de dinsizler de bu özgürlük ortamından faydalanabilmeliler" şeklinde cevap vermiş.&lt;br /&gt;Duyduğumuz anda inanmak istemediğimiz sözlerdi bunlar. Zira bu sözlerle Babacan ülkemizde azınlıklara baskı yapıldığını kabul etmekle kalmamış, Türkiye’nin bir baskı rejimiyle yönetilmekte olduğunu da söylemiş oldu. Aslında sorumlu mevkideki bir bakanın kendi iktidarlarında Türkiye’de baskı rejimi olduğunu kabul etmesi oldukça ilginç bir durum, ancak bunu yurt dışındaki bir toplantıda söyleyerek ülkesini kötülemesi kabul edilir bir durum değildir.&lt;br /&gt;Doğrusu çok merak ediyorum; Bu ülkede kim namaza gidiyor diye önüne engel kondu? Hangi vatandaşımızın hacca gitmesi engellendi? Kim veya kimler oruç tuttukları için cezalandırıldı? Tabii ki hiç kimse. Sadece ne oldu? Kızlar türbanı yüzünden okullara giremedi. Bu da ülkede Müslümanların özgürlüklerini yaşayamamaları olarak algılandı iktidar tarafından. Nasıl böyle bir bakış açısına sahip olabilirler ilginç doğrusu. Hele ki bunu ülkemizi rezil edecek şekilde yurt dışında dillendirmeleri çok acı bir durumdur.&lt;br /&gt;Bu iktidarı anlamak gerçekten çok güç. Ne yani onlar iktidara gelmeden önce bu ülkenin %99’u Müslüman değil miydi? Bu ülke insanı dine onların sayesinde mi kavuştu? Peki koskoca İslam dini türbandan mı ibaret? Hiç ahlaktan bahsetmiyorlar? Mesela yalan söylemenin İslam’daki cezası nedir? Bir baksınlar bizce.&lt;br /&gt;Bu ülkede herkes dinini özgürce yaşıyor. Ve bunu siz iktidara gelmeden önce de yaşıyordu. Kimsenin de kimseyle herhangi bir sorunu yoktu. Eğer bugün ortada bir sorun varsa da bunun sorumlusu olarak iktidar kendini görmelidir. İslam kurallarının son derece rahat yaşandığı bu ülkeyi ‘Müslüman çoğunluk da dini özgürlük konusunda sorun yaşıyor’ diye kimsenin hele ki Avrupa’ya şikayet etme hakkı yoktur. Bunun yapılması ise son derece ayıptır ve tarihte örneği yoktur. Bu anlamda Ali Babacan bir ilk.&lt;br /&gt;Bir dönem Orhan Pamuk için bir sürü şey söylenmişti. Ancak bugün baktığımızda Babacan’ın yaptığının, Orhan Pamuk’un yaptığından hiç bir farkı yok. Hatta ve hatta bu daha kötü bir durum. Zira Orhan Pamuk’un sözleri sadece ve sadece kendini bağlayan sözlerdi. Ancak Ali Babacan’ın sözleri Dışişleri Bakanı olduğu için Türkiye Cumhuriyeti’ni bağlıyor.&lt;br /&gt;Eğer Ali Babacan’ın sözleri eğer iktidarın kendisini Avrupa’ya hoş göstermek adına Türkiye’yi gerekirse rezil etme niyetinin bir göstergesi değilse, Ali Babacan ya istifa etmeli yada Bakanlıktan azledilmelidir. Hayır, eğer gerçekten de iktidarın politikası buysa zaten durum çok vahimdir. Allah sonumuzu hayretsin.&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-8977798534590342770?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/8977798534590342770/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=8977798534590342770' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/8977798534590342770'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/8977798534590342770'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/07/ali-babacan-istifa-etmeli.html' title='ALİ BABACAN İSTİFA ETMELİ...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-586180548599429158</id><published>2008-07-04T23:45:00.000-07:00</published><updated>2008-07-04T23:46:30.301-07:00</updated><title type='text'>KIZILIRMAK SUYU</title><content type='html'>Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Büyükşehir Belediyesi Basın merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, Kızılırmak’tan verilen suyunun son derece kaliteli ve sağlıklı bir su olduğunu söyledi. Ankaralı’nın 21 gündür Kesikköprü Barajı’ndan gelen Kızılırmak suyunu içtiğini bildiren Gökçek, "Kimse de bunun farkına varmadı. İshal vakaları da artmadı" dedi.&lt;br /&gt;Bu durumu önceden duyurmama sebebi olarak da bazı sivil toplum örgütleri ve partilerin toplantılar düzenleyerek bu suyun kullanımını sabote edecekleri iddiasını ortaya koydu. Gökçek, "Bazı sivil toplum örgütlerinin bu durumu istismar ederek, ajitasyon yapmasını engellemek için bu gecikmiş açıklamayı yapıyorum. Ankaralılara hayırlı olsun. Böyle bir yola başvurduğum için halktan özür diliyorum" dedi. Tabii bu açıklamaların ardından da kendince haklı duruma geldi.&lt;br /&gt;Bilim adamları, bu işin uzmanları proje başladığından beri bu suyun getireceği zararları sayıp döküyorlar. Gökçek ise 21 gündür kullanılan suyun herhangi bir ishal vakasına neden olmadığı savunmasını yaparak bu suyun yaratabileceği kanser vakalarının varlığını unutuyor.&lt;br /&gt;Zira Kızılırmak suyunun sülfat ve sertlik oranı yüksektir. Yüksek sülfat oranı nedeniyle Ankara’ lıların sağlığı risk altına girmiş bulunmaktadır. Sülfat insanlarda , özellikle de çocuklarda  dehidrasyon’ a (su kaybı) ve ishal’e neden olan bir madde olarak bilinegelir. Ayrıca, Neojen tüflerinden süzülen sular akciğer kanserine neden olan ince-iğnemsi mikrolitleri içine alarak toplanma havzasına taşırlar. Gözle görülmeyen bu ignemsi çubuklar suda hep asılı katı parçacıklar durumda kalırlar. Bunları içeren sular içme olarak alındığında bu sefer mide ve iç organlarda kanserleşmeye neden olabilirler. Yani kısacası bilim adamlarına göre sağlığımız tehlike altına girmiş bulunmaktadır.&lt;br /&gt;Kızırmak suyu’nun yüksek sertlik oranı sadece sağlığımızı değil kesemizi, ağzımızın tadını da bozacaktır. Nasıl mı;&lt;br /&gt;•  Sert sular  sabun, deterjan sarfiyatını arttıracaktır.&lt;br /&gt;• Sıcak su tesisatı , buhar kazanları gibi tertibata ait boruların kısa zamanda kireç taşı bağlamasıyla kesitlerinin daralmasına neden olacaktır.&lt;br /&gt;• Sert sular mutfak işleri bakımından da uygun değildir. Baklagiller gibi bazı yemekler sert sularda iyi pişmezler ve sert kalırlar. Karbonat sertliği çay ve kahvenin tadını bozar.&lt;br /&gt;Melih Gökçek tüm bunlar daha önce konuşulmuş, tartışılmış, her türlü uyarı yapılmış olduğu halde kimseyi dinlememiş ve Ankara halkından habersiz suyu şebekeye vermiştir bile. Gökçek suyun şebekeye verildiğini açıkladığı basın toplantısında “Halkına sağlıksız su vermesi için bir belediye başkanının hain olması lazımdır" şeklinde bir söz sarfetmiştir. Şimdi soruyorum; Tüm bu uyarılara rağmen halkın sağlığını tehlikeye atacak bu uygulamaya devam etmek veya başlatmak ne anlama geliyor?&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-586180548599429158?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/586180548599429158/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=586180548599429158' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/586180548599429158'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/586180548599429158'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/07/kizilirmak-suyu.html' title='KIZILIRMAK SUYU'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-7625669674659124251</id><published>2008-07-04T23:44:00.000-07:00</published><updated>2008-07-04T23:45:44.803-07:00</updated><title type='text'>DOĞMAMIŞ İŞÇİLER</title><content type='html'>İşçileri öldürün, öldüremiyorsanız döveceksiniz, dövemiyorsanız söveceksiniz.&lt;br /&gt;Tuzla’da olduğu gibi…&lt;br /&gt;1 Mayıs’ta olduğu gibi…&lt;br /&gt;Başbakan’ın söylediği gibi…&lt;br /&gt;Her zaman deniliyor ki Tuzla’daki ölümler görmezlikten geliniyor diye. Koca bir yalan bu söylenenler. Nasıl görmezden gelinebilir ki efendim, hele ki ölümlerin üzerini örtmek bu kadar zor bir iş iken? Yaşanan olaylar karşısında sessizce beklendiğini, hiçbir şey yapılmadığını düşünenler ise daha da çok yanılıyorlar. Bu yapılanlar,gördüklerimiz sadece ve sadece oyunun kuralı. Ne yapabilirler ki siparişler alınmış bir kere, işler yetiştirilmelidir. Gayri Safi Milli Hasıla, tüm “saf”lığımıza rağmen artmak, kişi başına düş(mey)en gelir yükselmek zorundadır. Bakınız ne güzel ihracat(ımız) artmıyor mu… Kapitalizmde şov bitmemelidir. Makineler gümbürdemek, kaslar gerilmek zorundadır. İşte olması gereken asıl zorunluluk budur. Saf bir şekilde tedbir alınmasını beklerken “üzücü olaylar yaşanmaya devam edecek” yada “inşallah tedbir alınır” gibi sözleri işitiyor olmamızın da nedeni budur. Zira kapitalizmin vicdanı yoktur. Şov her şeye rağmen devam etmelidir, edecektir. Aksi halde işçiler dışındaki birileri zarar görür. Hem maazallah onlar zarar görürse halimiz nice olur?&lt;br /&gt;“Doğmamış Çocuğa Mektup” adında yıllar önce okuduğum bir kitap vardı. Tuzla’da ölen bir işçinin eşinin sekiz aylık olduğunu duyduğumda aklıma geldi birden. “Acaba bu mektubu Tuzla’da eşi ölen, sekiz aylık hamile anne yazmış olsaydı ne yazardı diye?” düşündüm. “Çocuğum, kızım yada oğlum babasız doğacak, babasız büyüyeceksin” diye başlardı mektuba sanırım. Ama ya sonrası? Nasıl getirirdi gerisini mektubun?&lt;br /&gt;“Yazık ki senin için de benim için de bir tufan olacak yaşamımız… Bir şeyler yarım kaldı ortada, ben de anlayamadım. İşe gidiyorum diye çıktı bir sabah erkenden baban… Başka bir yere de gitmezdi zaten… Hiçbir kötü alışkanlığı da yoktu. Ama… Sanırım işe gittiği için öldü baban, işçi olduğu için… İşçi ne demek diye soracaksın şimdi evladım. Nasıl olsa öğreneceksin günü geldiğinde ama şu kadarını söyleyeyim sana, yaşamak adına başkaları için çalışanlara işçi denir… Kimileri işçi olduğunu bilmez yada reddeder, kimileri ise bunu çok kutsal sayar, kimileri ise hiç önemsemez veya aşağılar, ama şu kadarı açık ki onlar olmasa… Şu etrafına bak… Göz alabildiğine genişçe bak… Hadi şimdilik senin yerine ben bakayım, işte tüm bunlar da olmazdı… Olmazdı ama zaten bizim de olmadı….Amcanların da yok, dayınların da… Babanın iş arkadaşlarının da yok… Galiba işe gittikleri için hiç olmamış…. Hiç de olmayacak…&lt;br /&gt;Aslında bu yokluk halinin onlar da farkında, mesela yılda bir kez bayram seyran diyerek kutlama yapmaya, haklarını aramaya kalkıyorlar… Diyeceksin ki ne cesur babam varmış… Yok çocuğum yok… Evet gerçi cesurdu cesur olmasına ama… Dayakları, biber gazlarını, copları yiyip sularını içip geliyorlardı eve… “Biber gazı da ne?” diye mi sordun, boş ver şimdi, nasıl olsa sonra anlarsın, sen de bakarsın tadına… Ha bir de “ayak takımı” meselesi var… Aman sakın unutma çocuğum… İleride duyduğunda da şaşırma sakın… Yok yok senin o yumuşacık, güzel ayakların değil bahsedilen… Bazı insanlar baban gibilerinden kendi aralarında ayak takımı diye bahsederler… Muhtemelen de ilerde senden de öyle bahsedecekler… Ama sen bakma onlara… Yada bak, bak ki iyi belle… Niye mi senden de ayak takımı diye bahsedecekler…Galiba sen de baban gibi işe gideceğin için çocuğum…”&lt;br /&gt;Sekiz aylık hamileyken üstelik, eşini kaybeden bir annenin karnındaki çocuğu ile babası hakkındaki konuşmasını, dertleşmesini kestirmek ne kadar zor. Duyguların ağırlığı, gerçekliğin acımasızlığı kadarmış. Böyle durumlarda daha iyi anlıyor insan bunu.&lt;br /&gt;Doğmamış işçiler rahat uyuyun diyemiyorum sizlere. Zira bugün de ölüm haberi gelecek mi Tuzla’dan diye rahatsızız her daim. Ama şunu biliyorum ki Tuzla’daki işçiler 16 Haziran’da eylem yaptılar. O gün greve giden hiçbir işçi ölmedi, o gün greve giden hiçbir işçinin çocuğu yetim kalmadı, o gün greve giden hiçbir işçinin eşi, hiçbir anne benzer ağırlığı taşımak zorunda kalmadı. Keşke grev olmadan da hiçbir işçinin ölmeyeceği günler olsa. Keşke hiçbir çocuk hele ki doğmadan yetim kalmasa…&lt;br /&gt;Arzu Kök&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-7625669674659124251?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/7625669674659124251/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=7625669674659124251' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/7625669674659124251'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/7625669674659124251'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/07/domami-iiler.html' title='DOĞMAMIŞ İŞÇİLER'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-2961385242516863423</id><published>2008-07-04T23:43:00.000-07:00</published><updated>2008-07-04T23:44:53.617-07:00</updated><title type='text'>LİSELERDE YENİ DÜZENLEME!</title><content type='html'>MEB liselerde yeni bir düzenlemeye gidiyor. Bugün var olan sistemde lise öğrencileri en çok üç dersten başarısız olduklarında "ortalama yükseltme" sınavına girebilme hakkını elde edebiliyordu. Yeni düzenlemeyle beraber öğrenci kaç dersten başarısız olursa olsun, o derslerden sınava girme hakkını elde edecek; hatta ve hatta bu sınavlarda başarılı olamasa dahi bir üst sınıfa devam edebilme hakkına sahip olacak. Bir de sınırlama getirilmiş güya. Yani öğrencinin başarısız olabileceği ders sayısı 6 ile sınırlandırılmış.&lt;br /&gt;Bilgi çağında, iletişim kolaylığının üst düzeyde olduğu bir dönemde, MEB’ in toplumla ve yayın organları ile arasında kurduğu iletişim hattından öğreniyoruz bunları. Belki, MEB de ne yapacağını bilmiyor. Bir şekilde basın yoluyla doğru yada yanlış topluma aksettirilmesi sağlanarak bir nevi nabız yoklaması yapılıyor böylece. Tabii MEB’ in yapmayı düşündüğü bu türden düzenlemeleri eğitim fakülteleriyle paylaşmak, onların fikir ve görüşlerini almak gibi bir alışkanlığı yok. Ortaya bazı fikirler atılacak, gelen tepkilere göre yön verilecek. Ne mantıklı bir uygulama yöntemi değil mi? Ve ne yazık ki bu yöntemi MEB gibi bir kurum uyguluyor. Yazık bizlere.&lt;br /&gt;Düşünülen düzenlemede, öğrenci başarısız olduğu dersleri 4 yıl içinde düzeltemezse, öğrenciye 1-2 yıl daha ek süre verilecek belki de öğrencinin sınırsız sınav hakkı olacak. Aslına bakarsanız ilk bakıldığında olumlu bir karar gibi görünüyor: Liseye giden öğrenci yıl kaybına uğramadan tüm sınıfları okumuş olacak; sınırsız sınav hakkı verilirse, eninde sonunda (tabii isterse) lise diplomasına kavuşacağı düşüncesi geliyor insanın aklına.&lt;br /&gt;Oysa durum aslında hiç de öyle değildir. Başarısızlığa prim verilerek ve toplumun gözünü boyanarak sağlıklı çözümlere ulaşmak asla mümkün değildir. Bu düzenlemenin pek çok sakıncası bulunmaktadır. Konu gündeme geldiğinde mikrofon uzatılan lise öğürencileri, "Bu uygulama öğrenciyi tembelliğe iter; bu uygulama başarısızlığa yol açar; ilk sınıflarda başarısız olan öğrencinin üst sınıflarda başarılı olması çok zor; bu uygulama okullardaki disiplin sorunlarının artmasına neden olur" şeklinde yanıtlar verdiler. Bunlar öğrencilerin gördükleri sakıncalar. Tabii başka sakıncalar da söz konusudur aslında. Öğretmenin iş yükü artar, yaz tatili zehir olur, üstelik hak ettiği ek ders ücretini de alamaz. Katlanacak iş yükünden bezginliğe düşen öğretmen, öğrencinin başarısız sayılmaması için yada başarısız olan öğrenciden kurtulmak adına hiç de istemeyeceği yolları deneme yoluna gidebilir.&lt;br /&gt;Eğitim bakanı bir "eğitimci" değil, bu olumsuzlukları nereden bilecek diyerek bakanı savunanlar çıkabilir. Ancak, bu bakanın hiç mi danışmanı yok? Bu tür düzenlemeleri akıl eden,düşünen (!) bakan değilse bile, bakanlık bürokratları değil midir? Peki bu bürokratlar öğrencilerin dahi hemen sıraladıkları bu sakıncaları bilmiyorlar mı yada düşünemiyorlar mı? Yetkililerin öğrenci kadar düşünemeyeceğini kabul edemeyeceğimize göre, bunların amaçlarının başka olduğu gibi bir şey çıkıyor ortaya.&lt;br /&gt;AKP' nin MEB' i, ilköğretimin son sınıfında okuyan öğrencilere, ilk dönem başarılı olduklarında ikinci dönem okula devam etmeme izni vermişti. İkinci yarıyıl iznini daha çok kim kullanır, köylü-dar gelirli çocuğu mu, kentli-varlıklı aile çocuğu mu? İlköğretimde yaptıkları bir başka düzenlemeyle SBS' yi getirip bu sınavlarda İngilizce soru sorulmasını da benimsemişti. İngilizce’de başarısız olma olasılığı yüksek olan çocuklar, İngilizce öğretmeni yetersiz olan okullarda okuyan çocuklarla özel ders alamayan yada özel dershaneye gidemeyen çocuklar değil midir? Zorunlu eğitimi 9/10 yıla çıkarmak yerine liseler 4 yıla çıkarılmıştı. Süre zorunlu olarak uzatılmadığında, kimlerin okula gitmeyeceği/gidemeyeceği belli değil midir? Bu uygulamaların temel anlamı ne idi ise, sınıfta kalmanın kaldırılmasının da temel anlamı odur. Yani yoksulların, dar gelirlilerin ve öğrenim düzeyi sınırlı olup çocuğu ile ilgilenemeyen kesimlerin çocuklarını sistem dışına itmek.&lt;br /&gt;Varlıklı yada eğitimli aile çocuğunun "Nasılsa kalma yok" diyerek tembelleşme olasılığı ya da şansı var mı? Bu nitelikteki aileler ne yapar eder, sık sık okula gider ve çocuğunu takipçisi olur, özel hocalar tutar, özel dershaneye gönderir, çocuğunun çalışkan öğrencilerle arkadaşlık kurmasını sağlar, tembelleşmeyi engeller. Köylü, işsiz, asgari ücretle çalışan, yoksul, dar gelirli yada örgün eğitimden yeterince yararlanamamış aile çocuklarına, aile sahip çıkabilir mi, okullarda bu tür çocuklara sahip çıkacak olanaklar ve süreçler var mıdır? Kaç lisede rehber öğretmen var ve kaç öğrenciye bir rehber düşüyor?&lt;br /&gt;Liseye kadar gelmiş öğrencinin öğrenme güçlüğü içinde olacağı düşünülemez bile. Lisede başarısızlığın nedenini çocuğun yeteneğine bağlamak da anlamsız. Lisede başarısızlığın nedeni, ilköğretimden zayıf gelmek olduğuna göre, suç çocukta mı, MEB' de mi? Lisede karşılaşılan başarısızlığın nedenlerini bulup öğrenciye yardımcı olmak ve onu başarıya yönlendirmek MEB' in ve okulun görevleri içine değil midir? Öyledir ama bu görevler unutulmuş, başka şeylerle uğraşılır olunmuş maalesef.&lt;br /&gt;ÖSYM başkanı geçenlerde 2006 ÖSS' de 750 bin kadar lise mezunu öğrencinin [15-(8-3)=?] işlemini yapamadığı gerçeğini açıklamıştı. Sınıf geçmenin kolaylaştırılması durumunda bu işlemi doğru olarak çözeceklerin sayısının artmasını mı planlıyorlar acaba, yoksa daha da azalmasını mı?&lt;br /&gt;Aslında bu düzenleme ile yapılmak istenen şey çok açıktır. MEB, öğrenciyi başarısızlığa iten nedenleri gidermek için çalışacağına, asli görevini boşlayıp sahipsiz olan öğrencinin sistem dışına itilmesini sağlamaya çalışıyor. Sistem dışına itilenlere de büyük olasılıkla cemaatler sahip çıkacak ve böylece de, bir taşla iki kuş vurulmuş olacak. Ne ince bir düşünce değil mi? Ancak görünen odur ki işin özü budur.&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-2961385242516863423?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/2961385242516863423/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=2961385242516863423' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/2961385242516863423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/2961385242516863423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/07/liselerde-yeni-dzenleme.html' title='LİSELERDE YENİ DÜZENLEME!'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-3754281489115738195</id><published>2008-06-12T08:19:00.001-07:00</published><updated>2008-06-12T08:19:55.068-07:00</updated><title type='text'>HABERİNİZ VAR MI?..</title><content type='html'>Haberiniz var mı?&lt;br /&gt;Gözünü bağlamışlar,&lt;br /&gt;İdam sehpasına götürüyorlar dünyayı&lt;br /&gt;Suçu ne ki?&lt;br /&gt;Savaştırılıyor dünya insanı&lt;br /&gt;Kederler başlıyor,&lt;br /&gt;Umutlar, sevinçler, arzular yıkılıyor,&lt;br /&gt;Kahroluyor insanlar.&lt;br /&gt;İsimler anlamsız,&lt;br /&gt;Yarınlar yok, umutlar yok.&lt;br /&gt;Olan tek şey&lt;br /&gt;Yaşamak, hayatta kalabilmek.&lt;br /&gt;Haberiniz var mı?&lt;br /&gt;Dünyayı idam ediyor birkaç kişi&lt;br /&gt;Ona bağlanan insanların,&lt;br /&gt;Yaşamak isteyenlerin,&lt;br /&gt;Suçu ne ki?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-3754281489115738195?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/3754281489115738195/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=3754281489115738195' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/3754281489115738195'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/3754281489115738195'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/06/haberiniz-var-mi.html' title='HABERİNİZ VAR MI?..'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-8519879831559312519</id><published>2008-06-12T08:15:00.000-07:00</published><updated>2008-06-12T08:16:46.775-07:00</updated><title type='text'>AKP'YE DEĞİL MUHALEFETE KIZMAK...</title><content type='html'>Bu cennet ülke AKP ve Zihniyetine teslim edildi. Aslında AKP’ye kızmaktan çok  muhalefete kızıyorum. Muhalefetin laftan anlamayan destekçileri gerçi bu yazıdan sonra mutlaka bizi de eleştirecekler ya neyse.&lt;br /&gt;Özellikle CHP’nin son günlerde ortaya dökülen rezaletleri ne kadar haklı olduğumuzu göstermiyor mu? Telefonuna sahip çıkamayan bir genel sekreter. Diyor ki   “Telefonumu açmadım, dinlendim” Bu söyleminde haklı bile olsa bu şekilde telefonunun dinlenebilmesi için telefonuna bir program yerleştirilmesi gereklidir. Yani her anlamda telefonuna sahip çıkamadığı kesin bir genel sekreter.&lt;br /&gt;Genel sekreter ve dinlenme olayı yetmezmiş gibi şimdi de Kanaltürk rezaleti çıktı ortaya. CHP Kanaltürk’le bir anlaşma yapmış, 3,5 milyon dolar vermiş. Hem parti için çalışacak, hem de Kanaltürk devamlı CHP yanlısı yayın yapacak. Olacak iş değil. Eğer  iktidarın bir medya ile böyle bir anlaşma yaptığı ortaya  çıkmış olsaydı o zaman  CHP neler söyleyecekti. Gerçi iktidarın bir kısım medya ile böyle bir anlaşması olduğu gözlerden kaçmıyor. Sabah-ATV’ye 750 milyon dolar verdiler, diğerleri de zaten malum. Ancak hiç değilse CHP gibi bunu yazıya dökmeyecek kadar akıllı davranmışlar.&lt;br /&gt;Çok acıdır ki Atatürk’ün kurduğu bir parti olan CHP son yıllarda tam bir beceriksizlik, tam bir basiretsizlik örneği sergiliyor. Tüm dünyayı etkileyen ekonomik kriz ülkemize doğru yavaş yavaş geliyor. Enflasyon aldı başını gidiyor. Yıl sonunda % 20’lere ulaşması bekleniyor. Yolsuzluklar, rezaletler diz boyuna ulaştı. Belli ki AKP bu işi götüremedi, götüremeyecek. Bu arada büyük bir ihtimalle bir de kapatma cezası alacak. Vatandaşın memnuniyetsizliği giderek artıyor. Bu gidişle daha da artacak. Peki söyler misiniz bu durumda yeni bir seçim olsa vatandaş kime oy verecek? CHP’ye mi?&lt;br /&gt;Gerçi halkın CHP’ye bir kırgınlığı yok. Kırgınlık bu şekilde yönetilen CHP’ye. İktidar büyük bir hızla oy kaybediyor, ama özellikle son olayların ardından CHP de oy kaybediyor. Peki oylar kime gidecek? MHP’ye mi? Peki türban meselesinde ve Cumhurbaşkanlığı seçiminde AKP’ye adeta destek olan MHP’ye belirli hassasiyetlere sahip olan seçmenler nasıl oy versin?&lt;br /&gt;AKP yanıyor, bitiyor ve belki de kül olacak. AKP tamamen yasaklansa, tüm milletvekillerini kaybetse veya bunlar olmadan ülkeyi nasıl bir bataklığa sürüklediklerini tüm Türk Halkı anlasa bile bu seçmen kime oy verecek? Açıkçası bilemiyorum. Zira ben bile şimdi bir seçim olsa kime oy vereceğimi bilemiyorum.&lt;br /&gt;Eğer CHP biran önce yönetim şeklinde bir düzenlemeye gitmezse, aynı sistemle çalışmaya devam ederse yazık ki daha önce bizleri AKP’ye mahkum ettikleri gibi bu sefer de başka bir karanlığa mahkum edecekler. Bu durumda da başta belirttiğim kızgınlığımdaki haklılığım ortaya çıkacak. Bunu bir defa yaptınız. Bir daha izin vermeyin yoksa sizin eleştirdiklerinizden ne farkınız olacak?&lt;br /&gt;Unutulmamalıdır ki artık Türk Halkı kendisini AKP’ye mahkum edenlere daha çok kızar hale geldi. Herkes ayağını denk almak zorundadır.&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-8519879831559312519?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/8519879831559312519/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=8519879831559312519' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/8519879831559312519'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/8519879831559312519'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/06/akpye-deil-muhalefete-kizmak.html' title='AKP&apos;YE DEĞİL MUHALEFETE KIZMAK...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-2131593393844382641</id><published>2008-06-12T08:14:00.000-07:00</published><updated>2008-06-12T08:15:49.467-07:00</updated><title type='text'>ALİ BABACAN İSTİFA ETMELİ...</title><content type='html'>Her zaman şikayet edilen bir şey vardır ülkemizde. Türkiye’yi yurt dışındaki toplantılarda kötüleyen Türk vatandaşlarının varlığı. Kimler mi bunlar? Tabii ki Avrupa’da kabul görmek isteyen Türkiye düşmanları, ödül kazanmak isteyen yazarlar, iltica etmeyi kafasına koyan kaçaklar, bölücüler, PKK’lılar…. Ancak acıdır ki şimdi bu listeye yeni bir isim daha ekleyebiliriz;  Dışişleri Bakanı Ali Babacan.&lt;br /&gt;Avrupa Parlamentosu’nda Babacan, dini özgürlüklerle ilgili bir soruya "Türkiye'de sadece gayrimüslim azınlıklar değil, Müslüman çoğunluk da dini özgürlüklerle ilgili sorunlar yaşıyor. Türkiye'de son dönemde laiklik eksenli bir tartışma yaşanıyor. Bizim laiklik tanımımız çok açık: Din ve devlet işlerinin açık şekilde birbirinden ayrılması. Devletin de bireylerin dininin gereğini yerine getirmesine müdahale etmemesi. Burada farklı inançtakiler de dinsizler de bu özgürlük ortamından faydalanabilmeliler" şeklinde cevap vermiş.&lt;br /&gt;Duyduğumuz anda inanmak istemediğimiz sözlerdi bunlar. Zira bu sözlerle Babacan ülkemizde azınlıklara baskı yapıldığını kabul etmekle kalmamış, Türkiye’nin bir baskı rejimiyle yönetilmekte olduğunu da söylemiş oldu. Aslında sorumlu mevkideki bir bakanın kendi iktidarlarında Türkiye’de baskı rejimi olduğunu kabul etmesi oldukça ilginç bir durum, ancak bunu yurt dışındaki bir toplantıda söyleyerek ülkesini kötülemesi kabul edilir bir durum değildir.&lt;br /&gt;Doğrusu çok merak ediyorum; Bu ülkede kim namaza gidiyor diye önüne engel kondu? Hangi vatandaşımızın hacca gitmesi engellendi? Kim veya kimler oruç tuttukları için cezalandırıldı? Tabii ki hiç kimse. Sadece ne oldu? Kızlar türbanı yüzünden okullara giremedi. Bu da ülkede Müslümanların özgürlüklerini yaşayamamaları olarak algılandı iktidar tarafından. Nasıl böyle bir bakış açısına sahip olabilirler ilginç doğrusu. Hele ki bunu ülkemizi rezil edecek şekilde yurt dışında dillendirmeleri çok acı bir durumdur.&lt;br /&gt;Bu iktidarı anlamak gerçekten çok güç. Ne yani onlar iktidara gelmeden önce bu ülkenin %99’u Müslüman değil miydi? Bu ülke insanı dine onların sayesinde mi kavuştu? Peki koskoca İslam dini türbandan mı ibaret? Hiç ahlaktan bahsetmiyorlar? Mesela yalan söylemenin İslam’daki cezası nedir? Bir baksınlar bizce.&lt;br /&gt;Bu ülkede herkes dinini özgürce yaşıyor. Ve bunu siz iktidara gelmeden önce de yaşıyordu. Kimsenin de kimseyle herhangi bir sorunu yoktu. Eğer bugün ortada bir sorun varsa da bunun sorumlusu olarak iktidar kendini görmelidir. İslam kurallarının son derece rahat yaşandığı bu ülkeyi ‘Müslüman çoğunluk da dini özgürlük konusunda sorun yaşıyor’ diye kimsenin hele ki Avrupa’ya şikayet etme hakkı yoktur. Bunun yapılması ise son derece ayıptır ve tarihte örneği yoktur. Bu anlamda Ali Babacan bir ilk.&lt;br /&gt;Bir dönem Orhan Pamuk için bir sürü şey söylenmişti. Ancak bugün baktığımızda Babacan’ın yaptığının, Orhan Pamuk’un yaptığından hiç bir farkı yok. Hatta ve hatta bu daha kötü bir durum. Zira Orhan Pamuk’un sözleri sadece ve sadece kendini bağlayan sözlerdi. Ancak Ali Babacan’ın sözleri Dışişleri Bakanı olduğu için Türkiye Cumhuriyeti’ni bağlıyor.&lt;br /&gt;Eğer Ali Babacan’ın sözleri eğer iktidarın kendisini Avrupa’ya hoş göstermek adına Türkiye’yi gerekirse rezil etme niyetinin bir göstergesi değilse, Ali Babacan ya istifa etmeli yada Bakanlıktan azledilmelidir. Hayır, eğer gerçekten de iktidarın politikası buysa zaten durum çok vahimdir. Allah sonumuzu hayretsin.&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-2131593393844382641?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/2131593393844382641/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=2131593393844382641' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/2131593393844382641'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/2131593393844382641'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/06/ali-babacan-istifa-etmeli.html' title='ALİ BABACAN İSTİFA ETMELİ...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-6128889989220055679</id><published>2008-06-12T08:13:00.000-07:00</published><updated>2008-06-12T08:14:53.051-07:00</updated><title type='text'>KIZILIRMAK SUYU</title><content type='html'>Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Büyükşehir Belediyesi Basın merkezi’nde düzenlediği basın toplantısında, Kızılırmak’tan verilen suyunun son derece kaliteli ve sağlıklı bir su olduğunu söyledi. Ankaralı’nın 21 gündür Kesikköprü Barajı’ndan gelen Kızılırmak suyunu içtiğini bildiren Gökçek, "Kimse de bunun farkına varmadı. İshal vakaları da artmadı" dedi.&lt;br /&gt;Bu durumu önceden duyurmama sebebi olarak da bazı sivil toplum örgütleri ve partilerin toplantılar düzenleyerek bu suyun kullanımını sabote edecekleri iddiasını ortaya koydu. Gökçek, "Bazı sivil toplum örgütlerinin bu durumu istismar ederek, ajitasyon yapmasını engellemek için bu gecikmiş açıklamayı yapıyorum. Ankaralılara hayırlı olsun. Böyle bir yola başvurduğum için halktan özür diliyorum" dedi. Tabii bu açıklamaların ardından da kendince haklı duruma geldi.&lt;br /&gt;Bilim adamları, bu işin uzmanları proje başladığından beri bu suyun getireceği zararları sayıp döküyorlar. Gökçek ise 21 gündür kullanılan suyun herhangi bir ishal vakasına neden olmadığı savunmasını yaparak bu suyun yaratabileceği kanser vakalarının varlığını unutuyor.&lt;br /&gt;Zira Kızılırmak suyunun sülfat ve sertlik oranı yüksektir. Yüksek sülfat oranı nedeniyle Ankara’ lıların sağlığı risk altına girmiş bulunmaktadır. Sülfat insanlarda , özellikle de çocuklarda  dehidrasyon’ a (su kaybı) ve ishal’e neden olan bir madde olarak bilinegelir. Ayrıca, Neojen tüflerinden süzülen sular akciğer kanserine neden olan ince-iğnemsi mikrolitleri içine alarak toplanma havzasına taşırlar. Gözle görülmeyen bu ignemsi çubuklar suda hep asılı katı parçacıklar durumda kalırlar. Bunları içeren sular içme olarak alındığında bu sefer mide ve iç organlarda kanserleşmeye neden olabilirler. Yani kısacası bilim adamlarına göre sağlığımız tehlike altına girmiş bulunmaktadır.&lt;br /&gt;Kızırmak suyu’nun yüksek sertlik oranı sadece sağlığımızı değil kesemizi, ağzımızın tadını da bozacaktır. Nasıl mı;&lt;br /&gt;•  Sert sular  sabun, deterjan sarfiyatını arttıracaktır.&lt;br /&gt;• Sıcak su tesisatı , buhar kazanları gibi tertibata ait boruların kısa zamanda kireç taşı bağlamasıyla kesitlerinin daralmasına neden olacaktır.&lt;br /&gt;• Sert sular mutfak işleri bakımından da uygun değildir. Baklagiller gibi bazı yemekler sert sularda iyi pişmezler ve sert kalırlar. Karbonat sertliği çay ve kahvenin tadını bozar.&lt;br /&gt;Melih Gökçek tüm bunlar daha önce konuşulmuş, tartışılmış, her türlü uyarı yapılmış olduğu halde kimseyi dinlememiş ve Ankara halkından habersiz suyu şebekeye vermiştir bile. Gökçek suyun şebekeye verildiğini açıkladığı basın toplantısında “Halkına sağlıksız su vermesi için bir belediye başkanının hain olması lazımdır" şeklinde bir söz sarfetmiştir. Şimdi soruyorum; Tüm bu uyarılara rağmen halkın sağlığını tehlikeye atacak bu uygulamaya devam etmek veya başlatmak ne anlama geliyor?&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-6128889989220055679?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/6128889989220055679/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=6128889989220055679' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/6128889989220055679'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/6128889989220055679'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/06/kizilirmak-suyu.html' title='KIZILIRMAK SUYU'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-3609015561410762946</id><published>2008-06-01T07:26:00.001-07:00</published><updated>2008-06-01T07:26:49.869-07:00</updated><title type='text'>GÖRÜLMEYEN TEHLİKE</title><content type='html'>Şu sıralar kimsenin dikkatinde olmayan, ancak ileride en çok tartışılacak bir konu, tehlike var. Ancak Ankara bu ara çok meşgul. Şimdilik az sonra bahsedeceğim konuyu düşünemiyorlar bile ve oralar birer kale ve kimse dokunamaz gibi geliyor insanlara. Belki de bu nedenledir, kim bilir çok rahatlar şimdilik. Ancak bir an önce tartışılmaya başlanmaz ve önü alınmazsa yarın çok geç olacak. Zira birileri bunun hazırlığına başladı bile.&lt;br /&gt;Bu konu önümüzdeki aylarda yapılacak olan rektörlük seçimleri konusudur. Çünkü  21 üniversitenin rektörü değişecek bu dönemde. Yani bir anlamda ülkemizde bulunan 85 devlet üniversitesinin dörtte biri kaderini tayin edecek. Neden mi kaderini tayin edecek? Çünkü rektör seçimi sadece üniversiteyi kimin yöneteceğinin yapıldığı bir seçim değildir. Türkiye’de rektörler yürürlükteki yasanın onlara çok geniş yetkiler vermesinin de getirdiği imkanla bu işlevlerinin dışında ve yaşam tarzımızı etkileyebilecek kadar önemli olabilir haldeler.&lt;br /&gt;Yani yeni seçilecek 21 yeni rektör, YÖK yasasının emrettiği gibi;&lt;br /&gt;"ATATÜRK inkılapları ve ilkeleri doğrultusunda ATATÜRK milliyetçiliğine bağlı, Türk milletinin milli, ahlaki, insani, manevi ve kültürel değerlerini taşıyan, Türk olmanın şeref ve mutluluğunu duyan, Toplum yararını kişisel çıkarının üstünde tutan, aile, ülke ve millet sevgisi ile dolu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getiren, Hür ve bilimsel düşünce gücüne, geniş bir dünya görüşüne sahip, insan haklarına saygılı"  kuşaklar yetiştirecek, böylece de ülkenin geleceğini Cumhuriyet’in temel değerlerine sahip gençlere emanet edecek, yahut da siyasi yapının beklentilerine yanıt verme çabası içerisinde olacak.&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi içerisine gireceğimiz dönem aslında çok hassas bir dönemdir. Bu dönemin hassaslığını ise Trabzon’da çıkan Kuzey Ekspres gazetesinin 6 Mayıs 2008 tarihinde yayımladığı bir söyleşiden aldığımız bazı satırlar sanırım olayı çok güzel özetleyecektir. Söyleşi bir gazeteci ile Karadeniz Teknik Üniversitesi’nin (KTÜ) eski rektörü olan ve yeniden rektörlüğe adaylığını koyan  Prof. Dr. Aydın Dumanoğlu arasında geçiyor:"- KTÜ’de tarikat ve cemaatçilerin etkin olduğu söyleniyor. Tarikat ve cemaatlere yakın isimler sizi destekliyormuş?- Kimi destekleyeceklerini bilmiyorum. Ama şu anda büyük çoğunluğu benim yanımda değil.- Tarikat ve cemaatçi öğretim üyesi sayısı tahminen ne kadar?- Kesin sayı veremem. Ama öyle tahmin ediyorum ki Fethullahçı diye tanımlanan veya o gruba yakın olduğu söylenen öğretim üyelerinin sayısı 80 civarında. Türkiye Gazetesi’ne yakın bir grup daha var. Işıkçılar diyorlar. Onlar da 15-20 civarında. Bir de diğer tarikat ve cemaatten olanlar var. Onlar da 40-50 civarında.- Bu ifadelerinize göre, KTÜ’ deki öğretim üyelerinin neredeyse dörtte biri cemaatçi-tarikatçı.- Öyle görünüyor.- Bu gruplar herhalde eskiden de vardı.- Eskiden bu kadar fazla değildi. O zaman böyle ayırım da yapılmıyordu."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuşma olayın ne kadar vahim bir halde olduğunun en somut göstergesi niteliğinde. Bu nedenle de bu durum şimdiden gündeme alınmalı ve bir şekilde ülkenin geleceğini emanet edeceğimiz gençlerimizi yetiştirecek kurumlarının şu anını ve geleceğini tartışmaya başlamalıyız. Zira görünen odur ki yarın çok geç olacaktır.&lt;br /&gt;Rektör seçimlerinde oy kullanacak öğretim üyelerine de bu anlamda büyük iş düşmektedir. Umarız ki onlar taşıdıkları bu büyük sorumluluğun farkında olurlar ve ona göre bir karar verirler.&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-3609015561410762946?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/3609015561410762946/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=3609015561410762946' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/3609015561410762946'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/3609015561410762946'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/06/grlmeyen-tehlike.html' title='GÖRÜLMEYEN TEHLİKE'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-4492901566082028484</id><published>2008-05-29T23:28:00.001-07:00</published><updated>2008-05-29T23:28:52.767-07:00</updated><title type='text'>LİSELERDE YENİ DÜZENLEME</title><content type='html'>MEB liselerde yeni bir düzenlemeye gidiyor. Bugün var olan sistemde lise öğrencileri en çok üç dersten başarısız olduklarında "ortalama yükseltme" sınavına girebilme hakkını elde edebiliyordu. Yeni düzenlemeyle beraber öğrenci kaç dersten başarısız olursa olsun, o derslerden sınava girme hakkını elde edecek; hatta ve hatta bu sınavlarda başarılı olamasa dahi bir üst sınıfa devam edebilme hakkına sahip olacak. Bir de sınırlama getirilmiş güya. Yani öğrencinin başarısız olabileceği ders sayısı 6 ile sınırlandırılmış.&lt;br /&gt;Bilgi çağında, iletişim kolaylığının üst düzeyde olduğu bir dönemde, MEB’ in toplumla ve yayın organları ile arasında kurduğu iletişim hattından öğreniyoruz bunları. Belki, MEB de ne yapacağını bilmiyor. Bir şekilde basın yoluyla doğru yada yanlış topluma aksettirilmesi sağlanarak bir nevi nabız yoklaması yapılıyor böylece. Tabii MEB’ in yapmayı düşündüğü bu türden düzenlemeleri eğitim fakülteleriyle paylaşmak, onların fikir ve görüşlerini almak gibi bir alışkanlığı yok. Ortaya bazı fikirler atılacak, gelen tepkilere göre yön verilecek. Ne mantıklı bir uygulama yöntemi değil mi? Ve ne yazık ki bu yöntemi MEB gibi bir kurum uyguluyor. Yazık bizlere.&lt;br /&gt;Düşünülen düzenlemede, öğrenci başarısız olduğu dersleri 4 yıl içinde düzeltemezse, öğrenciye 1-2 yıl daha ek süre verilecek belki de öğrencinin sınırsız sınav hakkı olacak. Aslına bakarsanız ilk bakıldığında olumlu bir karar gibi görünüyor: Liseye giden öğrenci yıl kaybına uğramadan tüm sınıfları okumuş olacak; sınırsız sınav hakkı verilirse, eninde sonunda (tabii isterse) lise diplomasına kavuşacağı düşüncesi geliyor insanın aklına.&lt;br /&gt;Oysa durum aslında hiç de öyle değildir. Başarısızlığa prim verilerek ve toplumun gözünü boyanarak sağlıklı çözümlere ulaşmak asla mümkün değildir. Bu düzenlemenin pek çok sakıncası bulunmaktadır. Konu gündeme geldiğinde mikrofon uzatılan lise öğürencileri, "Bu uygulama öğrenciyi tembelliğe iter; bu uygulama başarısızlığa yol açar; ilk sınıflarda başarısız olan öğrencinin üst sınıflarda başarılı olması çok zor; bu uygulama okullardaki disiplin sorunlarının artmasına neden olur" şeklinde yanıtlar verdiler. Bunlar öğrencilerin gördükleri sakıncalar. Tabii başka sakıncalar da söz konusudur aslında. Öğretmenin iş yükü artar, yaz tatili zehir olur, üstelik hak ettiği ek ders ücretini de alamaz. Katlanacak iş yükünden bezginliğe düşen öğretmen, öğrencinin başarısız sayılmaması için yada başarısız olan öğrenciden kurtulmak adına hiç de istemeyeceği yolları deneme yoluna gidebilir.&lt;br /&gt;Eğitim bakanı bir "eğitimci" değil, bu olumsuzlukları nereden bilecek diyerek bakanı savunanlar çıkabilir. Ancak, bu bakanın hiç mi danışmanı yok? Bu tür düzenlemeleri akıl eden,düşünen (!) bakan değilse bile, bakanlık bürokratları değil midir? Peki bu bürokratlar öğrencilerin dahi hemen sıraladıkları bu sakıncaları bilmiyorlar mı yada  düşünemiyorlar mı? Yetkililerin öğrenci kadar düşünemeyeceğini kabul edemeyeceğimize göre, bunların amaçlarının başka olduğu gibi bir şey çıkıyor ortaya.&lt;br /&gt; AKP' nin MEB' i, ilköğretimin son sınıfında okuyan öğrencilere, ilk dönem başarılı olduklarında ikinci dönem okula devam etmeme izni vermişti. İkinci yarıyıl iznini daha çok kim kullanır, köylü-dar gelirli çocuğu mu, kentli-varlıklı aile çocuğu mu? İlköğretimde yaptıkları bir başka düzenlemeyle SBS' yi getirip bu sınavlarda İngilizce soru sorulmasını da benimsemişti. İngilizce’de başarısız olma olasılığı yüksek olan çocuklar, İngilizce öğretmeni yetersiz olan okullarda okuyan çocuklarla özel ders alamayan yada özel dershaneye gidemeyen çocuklar değil midir? Zorunlu eğitimi 9/10 yıla çıkarmak yerine liseler 4 yıla çıkarılmıştı. Süre zorunlu olarak uzatılmadığında, kimlerin okula gitmeyeceği/gidemeyeceği belli değil midir? Bu uygulamaların temel anlamı ne idi ise, sınıfta kalmanın kaldırılmasının da temel anlamı odur. Yani yoksulların, dar gelirlilerin ve öğrenim düzeyi sınırlı olup çocuğu ile ilgilenemeyen kesimlerin çocuklarını sistem dışına itmek.&lt;br /&gt;Varlıklı yada eğitimli aile çocuğunun "Nasılsa kalma yok" diyerek tembelleşme olasılığı ya da şansı var mı? Bu nitelikteki aileler ne yapar eder, sık sık okula gider ve çocuğunu takipçisi olur, özel hocalar tutar, özel dershaneye gönderir, çocuğunun çalışkan öğrencilerle arkadaşlık kurmasını sağlar, tembelleşmeyi engeller. Köylü, işsiz, asgari ücretle çalışan, yoksul, dar gelirli yada örgün eğitimden yeterince yararlanamamış aile çocuklarına, aile sahip çıkabilir mi, okullarda bu tür çocuklara sahip çıkacak olanaklar ve süreçler var mıdır? Kaç lisede rehber öğretmen var ve kaç öğrenciye bir rehber düşüyor?&lt;br /&gt;Liseye kadar gelmiş öğrencinin öğrenme güçlüğü içinde olacağı düşünülemez bile. Lisede başarısızlığın nedenini çocuğun yeteneğine bağlamak da anlamsız. Lisede başarısızlığın nedeni, ilköğretimden zayıf gelmek olduğuna göre, suç çocukta mı, MEB' de mi? Lisede karşılaşılan başarısızlığın nedenlerini bulup öğrenciye yardımcı olmak ve onu başarıya yönlendirmek MEB' in ve okulun görevleri içine değil midir? Öyledir ama bu görevler unutulmuş, başka şeylerle uğraşılır olunmuş maalesef.&lt;br /&gt;ÖSYM başkanı geçenlerde 2006 ÖSS' de 750 bin kadar lise mezunu öğrencinin [15-(8-3)=?] işlemini yapamadığı gerçeğini açıklamıştı. Sınıf geçmenin  kolaylaştırılması durumunda bu işlemi doğru olarak çözeceklerin sayısının artmasını mı planlıyorlar acaba, yoksa daha da azalmasını mı?&lt;br /&gt;Aslında bu düzenleme ile yapılmak istenen şey çok açıktır. MEB, öğrenciyi başarısızlığa iten nedenleri gidermek için çalışacağına, asli görevini boşlayıp sahipsiz olan öğrencinin sistem dışına itilmesini sağlamaya çalışıyor. Sistem dışına itilenlere de büyük olasılıkla cemaatler sahip çıkacak ve böylece de, bir taşla iki kuş vurulmuş olacak. Ne ince bir düşünce değil mi? Ancak görünen odur ki işin özü budur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-4492901566082028484?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/4492901566082028484/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=4492901566082028484' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/4492901566082028484'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/4492901566082028484'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/liselerde-yeni-dzenleme.html' title='LİSELERDE YENİ DÜZENLEME'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-5621938058337296705</id><published>2008-05-26T00:48:00.000-07:00</published><updated>2008-05-26T00:49:12.892-07:00</updated><title type='text'>ÇEVRECİ BAKAN VE TURİZM TEŞVİK KANUNU</title><content type='html'>Turizm Teşvik Kanunundaki değişiklikler TBMM’den geçti. Bu yasaya göre orman alanları rahatlıkla turizme tahsis edilebilecek. Bu yasa çerçevesinde tahsisi düşünülen yerler arasında ise özellikle Bodrum ve Antalya’da ki bakir koylar dikkati çekiyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nda hazırlanan listeye göre çoğu da orman arazisi olan en az 8,7 milyon metrekare alan turizme açılacak.&lt;br /&gt;            Bu yasaya doğal olarak ilk karşı çıkanlar ise çevreciler oldu. Çünkü ormanların orman olarak kalması her yönden kamu  ve toplum yararına olan bir şeydir ki bu yönde bir Anayasa Mahkemesi kararı da mevcuttur. Ancak bu karara rağmen yeni yasa ormanların turizme tahsislerinin önünü açıyor. Atılan bu adım ise aslında turizmi teşvik değil baltalamaktır. Zira tahsise açılması düşünülen bakir koylar daha çok mavi yolculuğun uğrak yerleri ve dünyanın hiçbir yerinde böyle bir mavi yolculuk yok. Sadece mavi yolculuk yapmak adına bile ülkemize gelen turistler mevcut. Durum böyle iken o alanların oteller için ayrılması ne gibi bir teşvik olacak anlamadık doğrusu.&lt;br /&gt;            Çevrecilerin itirazlarını cevaplayan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’ a göre endişeler yersiz. Günay “Asıl çevreci benim” diyor konuşmasında ama orman katliamına izin verecek olan yasayı da sonuna kadar savunuyor. Turizm teşvik edilmeliymiş. Evet turizm teşvik edilmeli. Ancak Ege ve Güney sahillerimizin böyle bir teşviğe ihtiyacı yok ki. Zaten en son teşvik edilen MNG’nin kıyılarımıza ne yaptığını da gördük hep beraber. Yeni teşviklerle ormanlarımızın ne hale geleceğini sanırız en güzel bu MNG örneği gösteriyor bizlere.&lt;br /&gt;            Turizm teşvik edilmeli. Ama teşvik, İç Anadolu, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu için yapılmalı. Oraların turizme açılması için yapılmalı. Kültürel ve tarihi miraslarımızı dünya milletleri ile paylaşma şansının arttırılması için kullanılmalı, ormanlarımızın katli için değil. Zaten her yıl orman yangınları sayesinde hektarlarca ormanımız kül olmaktadır. Yapılması gereken şey bu ormanların yeniden canlandırılması olması gerekirken orman katliamına seyirci kalmak nasıl bir çevreciliktir sayın Günay?&lt;br /&gt;            Çevreci olmak doğanın katliamına destek olmak değildir. Çevreci olmak gelebilecek her türlü zararın karşısında olmaktır. Bu anlamda bu yasaya destek olup savunanlar lütfen çıkıp da “asıl çevreci benim” diyerek dolanmasınlar ortalarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-5621938058337296705?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/5621938058337296705/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=5621938058337296705' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/5621938058337296705'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/5621938058337296705'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/evreci-bakan-ve-turizm-tevik-kanunu.html' title='ÇEVRECİ BAKAN VE TURİZM TEŞVİK KANUNU'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-4550274662427257020</id><published>2008-05-22T06:29:00.000-07:00</published><updated>2008-05-22T06:30:25.055-07:00</updated><title type='text'>IMF VE HALKINI ÇOK DÜŞÜNEN HÜKÜMET!...</title><content type='html'>Türkiye, 19. stand-by anlaşmasını tamamladığı IMF ile “Program Sonrası İzleme” sürecine geçti. IMF’ye borcu olan ülkelerin mali durumlarının izlenmesi ilkesine dayanan bu sistem, olası yeni bir stand-by anlaşması sürecinden bağımsız olarak işleyecek. Yani Türkiye verdiği sözleri tutup tutmadığı yolunda incelenecek. Sonra da buna göre kredi kullanmasına izin verilip verilmeyeceği kararlaştırılacak.&lt;br /&gt;Türkiye, IMF ile anlaşmayı; harcamaları kısma, personel alımını ve maaşları düşük tutma, özelleştirme yapma, elektriğe otomatik zam sözleri ile tamamladı. Devlet Bakanı Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz imzası ile  IMF’ye sunulan niyet mektubunda yeni döneme ilişkin sözler verildi. Taahhütler ve taleplerden bazıları şöyle: - Ayakta tedavi hizmetlerinden, hizmet basamağına göre artan oranlarda farklılaştırılmış katkı payı alınmasına ilişkin duyuru yakın zamanda yapılacaktır. Katkı payları birinci basamak sağlık hizmetleri için 0 ila 2 YTL aralığında, ikinci basamak sağlık hizmetleri için 5 ila 10 YTL aralığında ve üçüncü basamak sağlık hizmetleri için de 8 ila 10 YTL aralığında olacaktır. - Sektörel vergi indirimlerinden ve kamu maliyesinin saydamlığına ve mali disipline zarar verecek bütçe dışı fon tesis edilmesi uygulamasından kaçınılacaktır. -  Sosyal güvenlik reformu, ekim ayında yürürlüğe girecek. Yeni yasanın yürürlüğe girmesi öncesinde, emekli maaşlarında yapılacak ayarlamaların yeni Kanunda yer alan endeksleme katsayılarının öngördüğü artış oranlarını aşmaması temin edilecektir. İstihdamın ve ücret politikalarındaki değişikliklerin daha etkin bir biçimde izlenmesi yoluyla personel harcamaları toplam kamu harcamaları içerisindeki payını azaltacak bir kamu personel reformu yapılacak. Elektrikte otomatik fiyatlandırma sistemi 1 Temmuz 2008 tarihinde yürürlüğe girecek. - Çeşitli banka varlıkları için belirlenen risk ağırlıkları yakın zamanda BDDK tarafından açıklanacak. Halkbank’ın yüzde 24’ü için ikincil halka arz yapılacak.&lt;br /&gt;Ne güzel taahhütler değil mi? ATO geçenlerde bir açlık ve yoksulluk araştırması yaptırdı. Bu araştırmanın sonucuna göre ise nüfusu 70 milyon Türkiye’de 11 milyon kişi aç yaşıyor ve 53 milyon kişi yoksulluk sınırında yaşıyor. Durum böyleyken hükümetimiz hala IMF’ye verdiği sözler arasına zaten düşük olan maaşların düşürülmesi yönünde sözler veriyor. Halihazırda yüksek meblağlar halinde ödenmekte olan elektrik faturalarını otomatik zamma bağlıyor. Halkın olmazsa olmaz sağlık harcamalarını arttırıyor. Görünüşe göre artık muayene olmak isteyen vatandaş minimum 2 YTL’yi gözden çıkaracak. Aksi taktirde muayenesi bile yapılmayacak. Yani parası olmayan ölsün denilecek.&lt;br /&gt;Bu tedbirleri ne güzel de halkınızı düşünerek hazırlamışsınız sevgili iktidarımız(!). Haklısınız! Türk halkının yarısından çoğu yoksulluk sınırında yaşıyormuş kime ne. İnsanlarımızın büyük bir çoğunluğu açmış kim takar. Hastalanmasın efendim. Eğer kazara hastalanırda muayene olmak isterse parasını hazırlasın efendim yada hiç gelmesin hastaneye. Ölüp gitsin evinde. Elbet bulunur cenazesini kaldıracak. Ne diyelim haklısınız sevgili hükümetimiz.&lt;br /&gt;Yalnız bu kadar çok düşünceli olmayın sevgili hükümetimiz. Yazık size ki hergün oturup bu halk için daha ne yapabiliriz diye düşünüp kafa yorduğunuz için. Kıyamayız biz size(!). Siz hiç yorulmayın ve bırakın bu işleri en iyisi…&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-4550274662427257020?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/4550274662427257020/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=4550274662427257020' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/4550274662427257020'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/4550274662427257020'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/imf-ve-halkini-ok-dnen-hkmet.html' title='IMF VE HALKINI ÇOK DÜŞÜNEN HÜKÜMET!...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-3809316132740006265</id><published>2008-05-22T06:28:00.000-07:00</published><updated>2008-05-22T06:29:29.372-07:00</updated><title type='text'>ERKEK EGEMEN POLİTİKALAR VE TECAVÜZ...</title><content type='html'>Danimarka' dan bisikletiyle tek başına yola çıkarak Türkiye'ye gelen ve Kapadokya' ya gitmeyi planlayan kadın turiste, Yozgat'ın Sorgun İlçesi yakınlarında mola verdiği bir çeşmenin başında tecavüz edildi. Tecavüz ettikleri iddia edilenler ise tutuklandı.&lt;br /&gt;Bilindiği gibi bir süre önce de İtalyan sanatçı Pippa Bacca’ ya da önce tecavüz edilmiş, sonrada öldürülmüştü. Pippa “Gelinler Yolda” isimli bir projeyle dünyada barış için otostopla Beyrut’a kadar ulaşmayı hedeflemişti. Ancak bu yolculuğu Türkiye’de hem de acı bir sonla noktalandı. Gebze’de otostop yaparak bindiği kamyonun şoförü tarafından önce tecavüze uğradı sonra da öldürüldü ve ilginçtir ki fotoğraf makinesindeki son kare fotoğrafta tecavüzcüsünün resmi vardı. Pippa’ nın sonunu getirende, Danimarkalı turiste tecavüz edilmesinin altında da aslında asıl suç bu coğrafyada yerleşmiş bir zihniyet. Bir çok kamyonun üzerinde asılı duran, kadife kırmızı zeminin üzerine yazılı “ya benimsin ya kara toprağın” zihniyeti…&lt;br /&gt;Tecavüzleri ve bu yolda ölümlerin sonunu hazırlayan, bu ülkedeki toplumsal cinsiyet politikaları, erkek egemen iktidarın ta kendisi. Bu sadece iktidarın bir tecavüzcü olarak vücut bulması… Pippa elbetteki bu riski bilerek çıktı yola üzerinde saflığı, barışı, masumiyeti simgeleyen gelinliğiyle… ancak üzerinden geçmeyi düşündüğü coğrafya tecavüzcüsüyle üstelik gelinlik giydirilerek evlendirildiği bir kadınların ülkesiydi.&lt;br /&gt;Aile içi şiddetin meşru sayıldığı, kadının karakola kocasını şikayet etmek için gittiğinde tıpış tıpış polis tarafından evine gönderildiği, ailesi tarafından “kocandır,döver de, sever de” diye geri yollanıp kocası tarafından öldürüldüğü kadınların ülkesiydi. Sokakta gündüz vakti fiziksel ve cinsel tacize maruz kalan kadınların ülkesiydi.&lt;br /&gt;Üzerinden geçmeyi düşündükleri coğrafya, amcasının oğlu tarafından tecavüze uğramış, bunun sonucunda da hamile kaldığında ağabeyleri tarafından öldürülen kadınların ülkesiydi. Başbakan’ının kadınlar gününde her kadının üç çocuk yapmasını öğütlediği, kadının eve kapatılma politikalarıyla, yeni sosyal güvenlik yasalarıyla kıstırıldığı, annelik ve karılık kavramlarıyla kutsandığı, namus kavramıyla da boğazlandıkları bir coğrafyaydı.&lt;br /&gt;Üzerinden geçmeyi düşündükleri coğrafya, yılbaşında kameralar önünde, turist kadınları uluorta taciz eden erkekleri beş kuruş karşılığında serbest bırakan yetkililerin yaşadığı bir coğrafyaydı. Ülke sevgisini “ya sev ya terk et”, aşklarını tehdit, şiddet, mülkiyet ilişkileri üzerinden ifade eden, bebeklerden katil, tecavüzcü, işkenceci yaratan bir karanlığın olduğu bir coğrafyaydı.&lt;br /&gt;Bir gelinlik giymişti Pippa. Ancak damatsız bir gelin, gerçekten bu ülkede masumiyet, saflık ve barış simgeleriyle mi yüklüydü? Damatsız gelin, “baba otoritesine, mahalle baskısına, koca iktidarına, zorla evlendirilmeye” kısacası “erk”e bir başkaldırış değil midir bu coğrafyada? Toplumsal cinsiyet politikaları evlenmeyi, baba, koca, amca, abi, mahalle ve devlet tarafından kadının sahiplenilmesini kutsarken, damatsız gelin bu coğrafyada tacizi hak eden olarak görülür. Gece sokağa çıkan, başı açık, baldırı açık, kadınlar, yılbaşı gecesi Taksim’e çıkma cesareti gösterenler, başka ülkelere turistik yada sanatsal niyetlerle seyahat edenler, okulda, pazarda, toplu taşım araçlarında, işyerlerinde, kısacası kamusal alanda varız deme cesareti gösteren tüm kadınlar tecavüzü hak etmiştir bu coğrafyada. Erkekliklerini ispata çalışanlarla dolu bir coğrafya burası.&lt;br /&gt;Erkekliğin ise ispatı güçtür. Hem mecaz hem de gerçek anlamda. İspat etmek güç olunca da bunu cebirle ilan yoluna gidiyor. Sonuç düz bir vahşet, kuru gürültü ve suçluluk. Bu ise telafisi olmayan bir durum. Böyle giderse ülkemize hiçbir kadın ayak basmayacak. Ülkemizin adı sürekli bu tür çirkinliklerle lekelenecek. Artık ya bir şeylerin baştan değişmesi lazım yada her şeyi olduğu kabullenip oturmak. Tabii mümkünse…&lt;br /&gt;Son yapılan araştırmalara göre erkek nesli tükenmeye başlamış. Ne dersiniz tüm bunların yaşandığı bir coğrafyada arkalarından ağlayan olur mu?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-3809316132740006265?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/3809316132740006265/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=3809316132740006265' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/3809316132740006265'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/3809316132740006265'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/erkek-egemen-politikalar-ve-tecavz.html' title='ERKEK EGEMEN POLİTİKALAR VE TECAVÜZ...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-3253146319814304090</id><published>2008-05-22T06:27:00.000-07:00</published><updated>2008-05-22T06:28:21.935-07:00</updated><title type='text'>BUGÜN 19 MAYIS</title><content type='html'>BUGÜN 19 Mayıs... Mustafa Kemal'in Anadolu'da ihtilalin ateşini yaktığı gün…Eşsiz bir Kurtuluş ve Bağımsızlık Savaşı'nın başladığı günün 89'uncu yıldönümü.&lt;br /&gt;Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Büyük Nutuk'ta, ülkenin içinde bulunduğu durumu anlatırken sözlerine, ''Millet yorgun ve fakir bir halde... Ordunun elinden esliha (silahlar) ve cephanesi alınmış ve alınmakta...'' diyerek başladığı dönemin simge günü.&lt;br /&gt;Aradan 89 yıl geçtikten sonra geriye dönüp, bu dönemin Cumhuriyet'le başlayan ilk 27 yılında yapılanlarla sonraki süreçte yapılanlara bakınca insan, o ilk dönemin kıymetini ve o dönemde ülkeyi yönetenlerin büyüklüğünü çok daha iyi anlayabiliyor doğrusu. Tabii iyi niyetli bir kişiyse ve hem Atatürk'e, hem de devrimlerine karşı önyargılı bir fikre sahip değilse.&lt;br /&gt;İyi niyetten yoksun ve önyargılı olanlara bazı gerçekleri göstermek mümkün değildir. Örneğin Atatürk devrimlerinin hepsi de Türkiye'nin bugünkü ihtiyaçları ile tam bir uyumluluk göstermektedir. Nitekim Avrupa Birliği'ne girmek isteyen Türkiye'den istenenlerin birçoğu o devrimlerle, örneğin hukuk devrimi, kıyafet devrimi, harf devrimi, dil devrimi vb. ile hiçbir noktada çelişmemektedir. Ama bunun önemini kalkıp da o insanlara anlatamazsınız. Hele ki Türkiye bugün o devrimlerin gösterdiği yönde yeterince ilerlemediği -veya ilerlemesi kendi içindeki yobaz, ahlaksız ve hırsız sürüsü tarafından- engellendiği için sıkıntı çekmekte olduğunu anlatmanız ise daha da imkansızdır.&lt;br /&gt;Yıllardır iktidara gelenler güya liberalliğe, özgürlükçülüğe soyundular. Fakat nedense bir türlü Türkiye’nin kuruluş döneminin gerçeklerini görmek istemediler. Yeri geldi Atatürk’e karşı olduklarını dillendirdiler bile. Ancak çoğu zaman sessiz kaldılarsa bu uyandıkları ve Atatürk’ün büyüklüğünü anladıkları için değil, onun eserleri ve yaptıkları karşısında duydukları kompleks yüzündendir.&lt;br /&gt;O nedenledir ki Atatürk'e karşıtlıklarını açıkça dile getirmek yerine, Adnan Menderes gibi, Atatürk devrimlerini ‘‘millete mal olanlar, olmayanlar’’ diye ayıran, oy alabilmek uğruna Said Nursi'nin elini öpmeye giden, öpen; Alparslan Türkeş gibi, Atatürk'ü ‘‘pasif bir dış politika izleyerek Asya'daki Türkleri kaderlerine terk etmekle’’ suçlayan; Turgut Özal gibi, Atatürk'ün tüm yaptıklarını yıkmayı misyon edinmiş kişilere duydukları hayranlığı dile getirerek ortaya koymaya çalışırlar.&lt;br /&gt;Zihinlerinde önyargılarla ve de bu önyargıları destekleyecek kendilerine uygun şahitlerin kitaplarından aktarılmış cümlelerle desteklemeye çalışan bir güruh Türkiye için yazık ki acı bir son hazırlama girişimindedir. Yazıktır ki aradan 89 yıl geçmesinin ardından Türkiye yeniden Nutuk’ta dile getirilen ülkenin durumu ile paralellik göstermektedir. Bu gidişe bir dur demek gerekmektedir.&lt;br /&gt;Bizi, önümüzdeki 19 Mayıs'ları, ilk 19 Mayıs'ın ruhuna uygun bir anlayışla kutlamak ve değerlendirmek en ileri noktaya götürecektir. Bu nedenle de Türkiye’nin kuruluş dönemi gerçeklerini görmek ve Atatürk ilkeleri doğrultusunda hareket etmek esas olmalıdır.&lt;br /&gt;Uyan Türkiye. Bu 19 Mayıs’ı sana yaraşır şekilde kutla ve kurtar yeniden ülkeni her türlü kötülükten….&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-3253146319814304090?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/3253146319814304090/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=3253146319814304090' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/3253146319814304090'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/3253146319814304090'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/bugn-19-mayis.html' title='BUGÜN 19 MAYIS'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-3010557917013568161</id><published>2008-05-16T01:18:00.000-07:00</published><updated>2008-05-16T01:19:17.212-07:00</updated><title type='text'>KYOTO İMZALANACAKMIŞ!...</title><content type='html'>Küresel ısınmayla mücadeleyi öngören Kyoto Anlaşması, Birleşmiş Milletler'in 1997'de Japonya'da düzenlediği çevre toplantısında katılımcı hükümetler tarafından kabul edilen bir anlaşma...&lt;br /&gt;Bu anlaşma, gelişmiş ülkelerin sera etkisi yaratan gazların salınımını 2008- 2012 yılları arasında yüzde 5.2 düşürmelerini öngörüyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, 2001'den itibaren 84 ülke anlaşmayı imzaladı, 34 ülke onayladı. Ancak bu protokolün bir bağlayıcılığı olmadığı için bu anlaşma sonrasında dahi gaz salınımlarında küresel bir düşüş gözlenmedi. Çevreci örgütler, küresel ısınmanın önüne geçilebilmesi için başta Amerika olmak üzere gelişmiş ülkelerin Kyoto Anlaşması'na imza atmasını ve kurallarına uyması gerektiğini görüşündeler.&lt;br /&gt;Rus bilim adamlarına göre, dünya 2055'de "Buz Devri"ne geri dönecek. Uzay bilimci Khabibullo Abdusamatov, şu anki küresel ısınmanın ardından küresel bir soğuma kuşağına gireceğimizi öne sürdü. "Dünyayı sera gazı etkisinden korumak için uygulanan Kyoto protokolleri şimdilik ertelenmeli. Çünkü şu anda Dünya, küresel sıcaklık anlamında en yüksek noktada ve bundan böyle sıcaklık kademeli olarak azalacak" diyen Abdusamatov, soğumanın birkaç yıl içinde başlayacağını kaydetti. Bunun önüne geçecek tek uygulama ise Kyoto Protokolü şartlarına tamamen uyulması olacaktır.&lt;br /&gt;Kyoto Sözleşmesi ile devreye girecek önlemler son derece pahalı yatırımlar gerektiriyor. Ancak dünyanın geleceği açısından son derece önemli bu yatırımların yapılması. Kyoto Sözleşmesi neleri mi öngörüyor;”- Atmosfere salınan sera gazı miktarı yüzde 5'e çekilecek.- Endüstriden, motorlu taşıtlardan, ısıtmadan kaynaklanan sera gazı miktarını azaltmaya yönelik mevzuat yeniden düzenlenecek. - Daha az enerji ile ısınma, daha az enerji tüketen araçlarla uzun yol alma, daha az enerji tüketen teknoloji sistemlerini endüstriye yerleştirme, ulaşımda, çöp depolamada çevrecilik, temel ilke olacak.- Atmosfere bırakılan metan ve karbondioksit oranının düşürülmesi için alternatif enerji kaynaklarına yönelinecek. - Fosil yakıtlar yerine örneğin, bio dizel yakıt kullanılacak. - Çimento, demir çelik ve kireç fabrikaları gibi yüksek enerji tüketen işletmelerde atık işlemleri yeniden düzenlenecek. - Termik santrallerde daha az karbon çıkartan sistemler, teknolojiler devreye sokacak. - Güneş enerjisinin önü açılacak. Nükleer enerjide karbon oranı sıfır olduğu için dünyada bu enerji ön plana çıkarılacak. - Fazla yakıt tüketen ve fazla karbon üretenden daha fazla vergi alınacak. “&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi öngörülen önlemler gerçek anlamda atılması gereken çok önemli önlemlerdir. Özellikle dünyayı çok kötü etkileyecek olan bu küresel ısınmanın etkilerini son yıllarda çok fazla hisseden Türkiye yıllardır -Amerika istemediği için kim bilir – imzalamadı bu sözleşmeyi. Yıllardır ülkemizdeki pek çok çevreci örgüt hükümetlere bu konuda baskı yapmalarına rağmen bu sözleşmeyi imzalatmayı başaramadılar. Sanki yaşanan onca gelişme görmezden gelindi. Kuraklık, orman yangınları, susuzluk,…..yaşandı ama hep hükümetler görmezler geldi. Zira ABD imzalamıyordu ve bazı ülkelerin de imzalamasını da istemiyordu. Tabii ki Türkiye de bu ülkelerden birisi.&lt;br /&gt;Ancak  TBMM Çevre Komisyonu Başkanı Özdalga yaptığı açıklamada  Türkiye’nin, kısa bir süre içinde Kyoto protokolünü imzalayacağını bildirdi. Terörle mücadeleden sonra, iklim değişikliği konusunun uluslararası diplomasinin gündemindeki en önemli konudan biri olduğuna işaret eden Özdalga, "Türkiye, iklim değişikliği mücadelesine kayıtsız kalamaz, kalmamalıdır" dedi. Evet kalmamalıdır. Bu zamana kadar sessiz kalmış kalması bile aslında büyük bir suçtur.  Hükümetlerin dünyaya ve Türkiye’ye ihanetleridir bu durum.&lt;br /&gt; Özdalga ayrıca, "Eğer imzalamazsa Türkiye tamamen yalnız kalacak" dedi. Bu sözde yazıktır ki aslında çok acı bir taraf var. Zira hala bu sözleşmenin dünya geleceği açısından ne kadar önemli olduğunun ayırdına varılmadığını gösteriyor bu sözler. Yani Türkiye bu anlaşmayı şimdiye kadar ABD istemedi diye imzalamadı ise, bundan sonra AB istiyor, bu konuda baskı yapıyor diye kabul edecek. Ne acı bir durum. Çünkü hükümetler böyle bir adımı gerekliliğine inandıkları için atamayacak kadar acizler. Birileri istiyor diye kabul etmiyor yada birileri istiyor diye kabul ediyorlar. Nerede kaldı ülke iradesi?&lt;br /&gt;Kyoto sözleşmesinin imzalanması bu vesile zorla da yapılsa güzel bir sonuçtur. Ancak yine de bunu Türkiye’nin yıllar önce yapmasını isterdik. Kendisi gerçektende istediği için, gerekliliğine inandığı için yapsın isterdik, AB kriterleri öyle gerektirdiği için değil.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-3010557917013568161?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/3010557917013568161/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=3010557917013568161' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/3010557917013568161'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/3010557917013568161'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/kyoto-imzalanacakmi.html' title='KYOTO İMZALANACAKMIŞ!...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-6281129661776582284</id><published>2008-05-16T01:17:00.000-07:00</published><updated>2008-05-16T01:18:18.504-07:00</updated><title type='text'>AKP YOKSULDAN MI YOKSA ZENGİNDEN Mİ YANA?...</title><content type='html'>AKP iktidara geldiğinden beri  dar gelirlinin yanında olduğu konusu üzerinde ısrarla duruyor. Peki acaba gerçekten de AKP dar gelirlinin yanında mı? Bence değil. Ama bunu sadece ben veya birkaç kişi söylemiyor. Yaşadığımız, gördüğümüz olaylar söylüyor.&lt;br /&gt;Dar gelirlinin yiyebildiği yiyecekler ay çiçek yağı, pirinç, makarna, un, fasulye, nohut, bulgur, mercimek ve barbunya değil midir? Bunları daha çok tüketenler dar gelirli insanlarımız değil mi? Evet, bunlar fakir halkın yiyeceği. Peki fakir halktan yana olduğunu söyleyen AKP iktidarı  samimiyse neden fiyatları düşürmek adına köklü tedbirler almıyor? Bu yiyeceklerin fiyatları 6 ayda iki katına çıkmış. Spekülatörler bayram ediyor. Yani dar gelirli vatandaşımız bu yiyeceklere artık iki kat fazla ödeme yapmak durumunda. Halbuki gelirlerinde bu tarz bir artış söz konusu dahi değil.Maaşlarında ki artış ise gıdada ki artışın yanında devede kulak kalıyor.&lt;br /&gt;Gıda fiyatları nedeniyle ülkemizde yoksullar yüzde 5-6 kadar daha da fakirleştiler. Rakamlar ortada. Ülkemizde 2005 gelir dağılımı araştırmasına göre 620 bin aç insan var. Ama ölmediklerine göre, bir yerden borçla yiyecek buluyorlar. 11.7 milyon kişinin de ailesine (5 kişi) ayda 850 YTL’ den az para giriyor. Yani, kısaca, ülkemizde 13 milyona yakın kişi sıkıntı içinde. Gerçek gıda fiyatı artışının da son bir yılda yüzde 20’den fazla olduğu göz önüne alınırsa (kimilerine göre yüzde 50) ülkemizde yoksullar yüzde 10’a yakın hırpalandı. Açlık sınırında yaşayan insan sayısında büyük bir artış söz konusu artık.&lt;br /&gt;Peki, bu şartlar altında, AKP fakirden yana, denir mi?&lt;br /&gt;AKP iktidarının fakirden değil de zenginden yana olduğunu ise en iyi belki de şu haber gösteriyor. “Yelkenli ve motor yat vergileri düşürülüyor.” Neden düşürülüyor acaba? Yoksa dar gelirli vatandaşın teknesi mi var? Yoksa varlıklı, zengin insanlara yapılan bir kıyak mıdır bu? İşte görüldüğü gibi AKP böyle kişilerin vergilerini düşürürken yoksulları yerden yere vuruyor.&lt;br /&gt;AKP’ nin düşük gelirlinin değil, zenginin partisi olduğunu, “Spor kulüplerinin vergi ve prim borçlarına 10 yıl erteleme ve taksit olanağı” getiren yasa tasarısına eklenen bir maddede de görmek mümkündür. Buna göre, aylık maaşı halihazırda 130 bin YTL olan Fatih Terim sadece yüzde 5 vergi ödeyecek. Yani yoksul vatandaş yüzde 19 vergi verirken Fatih Terim yüzde beş vergi verecek. Peki bu mudur fakirden yana olmak? Bu mudur kendini fakirlerin partisi diye çıkanlar?&lt;br /&gt;Fakire kömür, gıda yardımı yapıyorlar diyeceksiniz. Evet yapıyorlar. Ama burada da insanın aklına “Adama, kömür,gıda yardımı yapacağınıza, 6 yılda kömürünü kendi parasıyla, kendi kazancıyla alacak hale getirseniz daha iyi olmaz mıydı?” sorusunu sormak geliyor hemen. Durum bizim sorumuzda sorduğumuz gibi olmayınca da o yardım, gösteriş, göz boyamadan başka bir şey değil de nedir? Hem öyle olmasaydı yeni kabul edilen yasayla yoksul halkın sağlık koşullarından yararlanabilme şansı düşürülürken  AKP’ lilerin teklifiyle ve oyuyla milletvekiline sağlıkta gazi muafiyeti kabul edilir miydi? Peki “Milletvekilleri ve onların emeklileri bu toplumda fakir sayılabilirler mi” sorarım size. Ama onlar ve yakınları ilaçta katkı payından muaf tutulan gaziler gibi, bundan sonra avantajlı olacaklar. Yoksul halk ise bunları ödemek zorunda.&lt;br /&gt;Bunlar gibi daha nice örnekler var önümüzde. Durum böyle olunca da sorarım size “AKP kendi söyledikleri gibi yoksuldan yana mı zenginden yana mı?” Açıkçası bu söylemin koca bir yalan olduğunu bu ve bu gibi eylemleriyle kanıtlamış oldular. Hala var mı acaba AKP’ nin yoksulun partisi olduğuna inanan?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-6281129661776582284?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/6281129661776582284/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=6281129661776582284' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/6281129661776582284'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/6281129661776582284'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/akp-yoksuldan-mi-yoksa-zenginden-mi.html' title='AKP YOKSULDAN MI YOKSA ZENGİNDEN Mİ YANA?...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-1122690403054229799</id><published>2008-05-10T09:01:00.000-07:00</published><updated>2008-05-10T09:03:53.101-07:00</updated><title type='text'>ANNE</title><content type='html'>Korkunç bir mezarlığa dönmüş sokaklar&lt;br /&gt;Ağaçlar son yaprağını döküyor anne&lt;br /&gt;İşte kalabalık içinde yine yalnızım&lt;br /&gt;Ankara’ya koyu bir akşam çöküyor anne&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzülme uzakta diye yakınım sana&lt;br /&gt;Ne zaman düşünürsen gelirim yanına&lt;br /&gt;İçimde büyüyen binlerce hatırana&lt;br /&gt;Kader ayrılıkları veriyor anne&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dışarıda hırçın ıslıkları rüzgarın&lt;br /&gt;İçimde izleri geçen günlerin&lt;br /&gt;Durmadan söyleyen “yavrum “diyen sözlerin&lt;br /&gt;Hepsi bağrımı söküyor anne&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün yine yara oldu bana özlemin&lt;br /&gt;Islık ıslık deliyor ufukları gözlerim&lt;br /&gt;İşte anne sana uzanıyor titreyen ellerim&lt;br /&gt;O kutsal ellerinden öpüyorum anne…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-1122690403054229799?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/1122690403054229799/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=1122690403054229799' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/1122690403054229799'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/1122690403054229799'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/anne.html' title='ANNE'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-5550711883648416460</id><published>2008-05-10T09:00:00.000-07:00</published><updated>2008-05-10T09:01:25.001-07:00</updated><title type='text'>ANNEM'E</title><content type='html'>Yaşam gidilmesi gereken bir yol, yolculuk ise ben ortalarında sayılırım bu yolun. Ama hala çocuğum ben… Ve bu dünyanın tüm olumsuzluklarına çocukluğuma rağmen direnebiliyorsam bu senin sayendedir. Çünkü bu çocuk senin eserin…&lt;br /&gt;Kendimi en zayıf, en çaresiz, en umutsuz hissettiğim anlarda aradığım tüm gücü senin ellerinde, senin gülümsemende, sımsıcak yüreğinde buluyorum. Bu nedenledir ki varlığın benim için çok değerli. Evet sen de bir insandın ve belki senin de zayıf olduğun anlar vardı, ama hiç hissettirmedin bana bunları. Her zaman ayakta, her zaman dimdik, onurlu ve her zaman güçlüydün. Bu nedenledir ki hep rahattım ben. Çünkü senin gibi sığınılacak bir limanım vardı. Her fırtına sonrasında yelkenlimle senin sakin sularına yanaşırken tüm yaralarımın sarılacağını, acılarımı dindireceğini biliyordum. Rahattım, özgürdüm sayende…&lt;br /&gt;Duygularımı kelimelere rahatça dökebileceğime inanan ben, bu satırları yazarken aciz kalıyorum. Kelime haznem yetersiz kalıyor, ne yazacağımı şaşırıyorum. Belki de bir sevdayı, aşkı yazmak, anlatmak çok daha kolay olacaktı. Ama seni yazmak, seni anlatmak çok zor. Hem nasıl anlatabilirim ki seni? Mesela; yüreğinde benim için büyüttüğün sevgiyi tam olarak anlatabilecek kelime hangisidir bilemiyorum doğrusu. Ne yapsam aciz, yetersiz kalıyorum.&lt;br /&gt;Düşünüyorum; “Acaba verdiklerinin karşılığı var mı?” diye. Yok…. Bulamıyorum… Mesela; dünyanın bütün çiçeklerini tek tek ellerimle toplayıp önüne yığsam, bana olan sevginin karşılığını verebilir miyim? Yada kesinlikle değer bile ölçülemeyecek kadar kıymetli elmas, yakut, pırlanta ile çıksam karşına bana verdiğin canın kıymeti ile ölçülebilir mi bu? Hayır….. Hiç bir şey verdiklerinin karşılığı olamaz.&lt;br /&gt;Beni bilirsin. Bazen çok vurdumduymaz oluyorum. Hatta sen bile bazen bana “gamsız” dersin. Hiç düşündün mü belki de sen bu kadar çok gam çektiğin için aldırmaz olmuşumdur? Yanımda olmadığın zamanlarda sensizliğe direnmeyi, acıları içime gömüp başım dik gezmeyi hep senden öğrendim ben. Seni hep içimde taşıyorum. Sensizlik mi? Hayır……. Zira böyle bir şeyi düşünmek bile istemiyorum.&lt;br /&gt;Annem, canım benim. Seni o kadar çok seviyorum ki anlatamam. Zira kelime haznem yetmiyor. Biliyor musun dünyanın en şanslı insanıyım ben? Çünkü senin gibi bir annem var. Sen benim geçmişim, bugünüm, geleceğimsin.&lt;br /&gt;Teşekkür ederim canım annem. Beni sevdiğin, beni özlediğin, beni koruduğun, beni sarıp sarmaladığın, beni var ettiğin, büyütüp bu günlere getirdiğin için teşekkür ederim anneciğim.…&lt;br /&gt;“Anneler Günün Kutlu Olsun”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-5550711883648416460?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/5550711883648416460/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=5550711883648416460' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/5550711883648416460'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/5550711883648416460'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/anneme.html' title='ANNEM&apos;E'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-1525519974712493668</id><published>2008-05-10T08:59:00.000-07:00</published><updated>2008-05-10T09:00:32.470-07:00</updated><title type='text'>AMAÇ BARIŞ MI NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ MÜ?...</title><content type='html'>41 yıldır İsrail ile Suriye arasında en büyük kavga nedeni Golan Tepeleri. Yıllardır pek çok ülke iki ülke arasında barış sağlamak adına girişimlerde bulundu. Ancak bir gelişme sağlamak mümkün olmadı. Olması da mümkün değil gibi görünüyor.&lt;br /&gt;Zira İsrail için 1967'de işgal, 1981'de ilhak ettiği Golan stratejik açıdan önemli. Çünkü zaten kıt olan su kaynaklarının dörtte birini Golan'dan karşılıyor. Sırf bu nedenden ötürü dahi tamamını iadesi mümkün değil. Hatta ve hatta tarımsal üretim ihtiyaçlarının büyük bir kısmı da bu bölgeden sağlanıyor. 50 bine yakın Suriye’ linin kovulmasının ardından İsrail'in yerleşime açtığı bölgede bugün 33 yerleşim biriminde 18 bin Yahudi yaşıyor. Ancak bölgenin daha kalabalık sahipleri, özel Golan Yasası'yla vatandaşlık hakkı da tanınmış olan 20 bin Dürzi. Ve çoğu da Suriye vatandaşlığından vazgeçmiyor. Her fırsatta yeniden Suriye himayesinde olmak istediklerini dile getiriyorlar.,&lt;br /&gt;İsrail'in her zaman şık bir koz olarak kullandığı Golan'ı kısmen iadesi, hadi imkânsız demeyelim ama hiç de kolay değil. Zira bunun karşılığında Şam'dan çok esaslı bir şeyler koparması gerekir. İsrail'in ünlü lideri Menahem Begin, Golan'ı ilhak kararı BM'de sorun olduğunda Knesset' teki soruları "Sizler ilhak kelimesini kullanıyorsunuz, bense kullanmıyorum" demişti. Olmert de bugün gizli kanallardan kozunu nasıl oynarsa oynasın kamuoyu önünde Golan' ın iadesini hiç ama hiç anmadı. Zira İsrail kendisi için bu kadar önem arz eden Golan' ı kontrolünden bir şey yitirmeden vermesi hiç kolay değil ve bunu bir arabulucunun başarabilmesi de mümkün değil.&lt;br /&gt; İsrail işgali altındaki Golan Tepeleri'nin iadesi odaklı müzakerelerin 2000'de çökmesinden beri tekrarlanıp duran bu sorun artık tüm dünya kamuoyunda bıkkınlık yarattı. Belki de tek farkı İsrailliler için dünün 'ancak kolaylaştırıcı rol üstlenebilir' dediği Türkiye'nin bugün arabulucu pozisyonuyla arz-ı endam etmesi. O vakit sormak lazım: Bayram değil seyran değil, eniştem beni niye öptü?&lt;br /&gt;Bu konuda Erdoğan’ın başarı sağlaması halinde böylesine kördüğüme dönmüş bir meseleyi çözdüğü gerekçesiyle Nobel Barış Ödülü verilecek büyük bir ihtimalle. Ancak çok merak ediyoruz doğrusu acaba bu ABD’nin daha doğrusu George W. Bush' un Erdoğan için hazırladıkları son bir kıyak mıdır? Yada Golan Tepeleri’ ni vermesi halinde müthiş bir su krizine girecek olan İsrail’ e bu konuda Erdoğan nasıl bir öneri sundu? Daha doğrusu şunu soralım; Bu barış sağlandığı takdirde Türkiye ne kaybedecek?&lt;br /&gt;Belki de çok kuşkucu olduk. Ancak yaşananlar ve ortadaki manzara yazıktır ki karamsar olmamıza neden oluyor. Bunun suçlusu da bizler değil, bizleri bu hale düşürenlerdir. Umarız Erdoğan Nobel Barış Ödülü adına ülkemizi felaketlere sürükleyecek anlaşmalara imza atmaz…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-1525519974712493668?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/1525519974712493668/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=1525519974712493668' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/1525519974712493668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/1525519974712493668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/ama-bari-mi-nobel-bari-dl-m.html' title='AMAÇ BARIŞ MI NOBEL BARIŞ ÖDÜLÜ MÜ?...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-4859732600427199107</id><published>2008-05-05T07:00:00.000-07:00</published><updated>2008-05-05T07:02:13.644-07:00</updated><title type='text'>KİM SUÇLU?...</title><content type='html'>Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Meclis Grubu'nda partili milletvekillerine sesleniyor. Erdoğan konuşmasında ATV- Sabah ihalesine yönelik eleştirilere de üstü kapalı yanıt verdi. AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan RecepTayyip Erdoğan, Katar, Suriye, Suudi Arabistan, Kuveytli işadamlarının, dünyanın her tarafında yatırım yaptığını ancak bu yatırımlar Türkiye'ye yönelince, farklı tavırlar gösterildiğini belirterek, "Nedir bu hazımsızlık, neden bu alerji? Bu açıkça ayrımcılıktır, sermaye ırkçılığıdır" dedi.&lt;br /&gt;Başbakan bu sözlerle kendini veya hükümetini savunuyor. Ancak Başbakan’ın gözden kaçırdığı bir nokta var. Herhangi bir ülkenin ülkemizde yatırım yapıyor olmasına değil, daha çok bu yatırımın yapılması için, Çalık Grubuna destek için Başbakan hatta Cumhurbaşkanı’nın devreye girmiş olması. Ama nedense bu tepkiyi anlamak istemiyorlar yada anlamak işlerine gelmiyor.&lt;br /&gt;Bilindiği gibi Çalık Grubu Sabah ve ATV’ nin alımında kamu bankalarından almayacak durumda olmasına rağmen hatırlı kişilerin devreye girmesi sonucu Halkbank ve Vakıfbank’tan kredi sağladı. Bu yetmiyormuş gibi bir de Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nın da desteği ile Katar’dan bir de ortak buldular. İşte asıl mesele bu. Acaba Başbakanımız ve Cumhurbaşkanımız başka şirketler için de bu kadar uğraşırlar mıydı? Yoksa bu sadece Başbakanın damadının Ceo’ su olduğu şirkete yapılan bir kıyak mıydı? Nedense bizlere öyle gibi görünüyor. &lt;br /&gt;Başbakan’ın en yakınındaki işadamlarından Ahmet Çalık’ın Sabah-ATV alımında kullanmak için kamu bankalarından sağladığı kredinin tek teminatı Turkuvaz. Bu kredi verilirken ne Ahmet Çalık’ın şahsi kefaleti ne de tek bir Çalık grubu şirketinin hissesi istenmedi. Üstelik bir süre önce uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, geçen hafta Çalık Grubu’nun kredi notunu düşürülmüştü. Fitch, bu not indirimi sırasında raporunun satır aralarında öyle ilginç tespitler yaptı ki... Ancak bir Allah’ın kulu bu tespitleri dikkate almadı. Beklide okumadılar bile… Ama yine de Çalık Grubuna kredi vermekten geri durmadılar.&lt;br /&gt; Halkbank ve Vakıfbank’ ın tarihlerindeki en yüksek hacimli kredileri Çalık Grubu iştiraki Turkuvaz’a açarken nasıl bir iş bilmezlik yaptılar anlamıyorum. Bu durum karşısında  “Halkbank esnafın bankasıdır. Özelleştirilmesine karşıyız. Kamuda kalmalı” diyenlerin bile içi sızladı. Çünkü  Fitch; “Sağlanan kredi (375’şer milyon dolarlık Halkbank ve Vakıfbank kredisinden sözediliyor) grup teminatsızdır. Bu kredinin teminatı sadece Turkuvaz şirketinin varlıklarıyla sınırlıdır. Turkuvaz’ın kredi ödemesini gerçekleştirebilmesi sadece Turkuvaz’a bağlı (Sabah-ATV) şirketlerin kârlılığı ile bire bir bağlantılıdır.”&lt;br /&gt;Aslında söylenenler çok açık ve net... Gerek Halkbank gerekse Vakıfbank, tarihlerindeki en büyük krediyi verirken Turkuvaz’ın varlıkları dışında Çalık Grubu’na ait hiçbir şirketten hisse istemediler. Ahmet Çalık’ın şahsi teminatına bile gerek görmediler. Bu ise tam bir bankacılık intiharı. Çünkü Sabah yada ATV kar getirmediği zaman kredi ödenemeyecek. Dolayısıyla banka büyük bir açıkla karşı karşıya kalacak. Ahmet Çalık ise böyle bir durumda, “Benim bir alakam yok“diyerek çıkacak işin içinden. Yani bankalar batarsa batsın, ama Çalık ve Grubuna hiçbir zarar gelmesin mantığıyla yapılan bir işlem olarak çıkıyor karşımıza bu durum.&lt;br /&gt;Bu şekilde usulsüzce verilen bir kredi sonrasında bir de bu yetmezmiş gibi Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nın devreye girerek Çalık’a Katar’dan bir ortak bulmaları insanlara “Yeter artık” dedirtti. Ancak nedense Başbakan bunu anlayamıyor. Kendilerini eleştirenleri sermaye ırkçılığı ile suçluyor. Acaba bu olanlara sessiz kalamayanlar mı, yoksa bir şirkete böylesine yardım edenler mi suçlu? Karar okurlarındır….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-4859732600427199107?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/4859732600427199107/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=4859732600427199107' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/4859732600427199107'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/4859732600427199107'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/kim-sulu.html' title='KİM SUÇLU?...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-6711239214623724288</id><published>2008-05-02T01:57:00.000-07:00</published><updated>2008-05-02T01:58:15.382-07:00</updated><title type='text'>23 NİSAN</title><content type='html'>Hani çocukların en kolay ezberlediği bir 23 Nisan şiiri vardır. O şiirin iki mısrası şöyledir; “Bugün 23 Nisan / Neşe doluyor insan.” Çarşamba günü günü tüm yurtta ve KKTC'de bazı çocuklar müsamerelere, bazıları alanlara çıkacak, okul avluları sevinç ve coşkuyla dolup taşacak, şarkılar, şiirler birbirine karışacak... Ve bu şiir de mutlaka okunacak. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı törenlerle kutlanacak.&lt;br /&gt;Pek tabidir ki kutlanmalıdır. Ama çocuklara kutlu olsun, büyüklere değil! Zira o  büyüklerdir  ki, çocukluktan nefret ettikleri için bir an önce büyüyüp büyük mevkilere makamlara gelmişlerdir, ne kendi çocukluklarını ne de başka çocukları sevmişlerdir! Bu nedenle de onların bayramını kutlama gereği duymuyorum. Zira ikiyüzlülük yapmış olmak istemem.&lt;br /&gt;Şimdi onlar, çocukları da kendilerine benzetebilmek adına, bir günlüğüne koltuklarını çocuklara devredecek böylece de vali, belediye başkanı, emniyet müdürü, başbakan hatta cumhurbaşkanı olacak çocuklar! Ancak bu koltukların çocuklara verilmesine hiç de taraftar değiliz. Zira onların saflığını, iktidar, hırs, mevki, koltuk gibi bazılarının pek bayıldığı şeylerle bozulması taraftarı değiliz.&lt;br /&gt; Çocukları sevmiyorlar. Çünkü, onların varlığından bile haberleri yok, olsa bile gözlerinin gördüğü yok zaten. Her zaman çok mühim başka işleri var, kimi güya  vatanı milleti kurtarma peşinde, kimi dergi, gazete basıp gençleri coplatma işinde, kimi daha fazla rant elde etmek için şehirleri köstebek yuvasına çevirmek peşinde. Çocukları değil sevmeye, görmeye bile tahammülleri yok. Oysa çocuklar onların yüzünden ölüyor, onları sevmedikleri, onlara azıcık da olsa değer vermedikleri için ölüyorlar. Hepsi de suçludurlar. Suçlular. Çocukların küçücük elleri onların yakalarına yapışıp onları sanık sandalyesine oturtamayacaklar belki ama, onlar bu kadar büyüdükleri, çocukluktan bu kadar uzaklaştıkları için vicdanlarda hep suçlu olarak kalmaya mahkum olacaklar.&lt;br /&gt;Bu kadar çabuk büyümeselerdi, belki emirlerindeki kurşunlar,bombalar ufacık çocukları delik deşik edemeyecekti. İçlerinde bir parça çocukluk kalmış olsaydı, rögarlardan içeri peş peşe çocukların düşüp ölmesine izin vermezlerdi.  Bir an geçmişe dalıp çocukluk günlerinizi hatırlayabilselerdi,geçen yıl bir gezi sırasında ölen 30 çocuk belki bu yıl da kutlayabileceklerdi 23 Nisan’ı coşkuyla. Yanmış bir çocuk hastane kapılarında parası yok diye ağlar vaziyette bekletilmezdi.&lt;br /&gt;Büyüklerin veya kendilerini çok büyük görenlerin bu  bayramı kutlamaya hakları yok. Bu anlamda da  ikiyüzlülük yapmamaları ve biraz olsun utanmaları varsa  gidip  kendileri hakkında suç duyurusunda bulunmaları gerekir. Ancak hala tüm bunlar onları rahatsız etmiyor ki rahat koltuklarında güle güle, izzet ve ikbal ile oturuyorlar. Ne diyelim; “ Buyurun devletlim, makam da sizin koltuk da! “ kullanın dilediğiniz kadar. Ancak unutulmamalıdır ki hiçbir şeyin garantisi yoktur. Devran dönebilir birgün.&lt;br /&gt; Bu bayram çocuklar yine "Bugün 23 Nisan / Neşe doluyor insan" diye sevinçli şarkılarını söyleyecekler. Ancak lütfen büyük makam sahipleri; sakın ola ki onların şarkılarına katılmayın, hatta bayramlarını bile kutlamaya kalkışmayın! O sanki sonradan tutturulmuş iğreti gülüşlerinizle, o yapmacık sevgilerinizle ve yapmacık hareketlerinizle çocuklara yaklaşmayın Zira sizleri görünce değil bizlerin çocukların  bile yüzü gülmüyor. Yani “Neşe dolmuyor insan.”&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-6711239214623724288?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/6711239214623724288/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=6711239214623724288' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/6711239214623724288'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/6711239214623724288'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/23-nisan.html' title='23 NİSAN'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-3940202656466234271</id><published>2008-05-02T01:56:00.000-07:00</published><updated>2008-05-02T01:57:21.727-07:00</updated><title type='text'>ÜNİVERSİTELER VE ÇATIŞAN GENÇLER...</title><content type='html'>Üniversite bir disiplin içinde evrensel gerçekliği açık bilimler açısından ve bunları da toplarsanız hayatın bütünü açısından araştırılıp, üretilmeye çalışıldığı bir kurumdur. Bunu yapanlar ise akademisyenler ve tabii ki de öğrencilerdir. Ancak bunu yaparken de özgür bir ortama gereksinim duyarlar. Zira gerçek anlamda bilim ve fikir adamları sadece özgür üniversitelerde yetiştirilir.&lt;br /&gt;            Üniversiteler bilgi ürettikleri için güç elde ederler. Bu gücü kullanmak isteyen çeşitli çevreler olabilir. Bu çevreler üniversite üzerinden insanın insana ve diğer varlıklara karşı hükmetmesi olup, insanın özünde olan iktidar gücünü elde etme arzusuyla hareket ederler. Durum böyle olunca da siyasi akımlar, siyasi iktidar, üniversite dışı güç odakları sürekli olarak da üniversite gücünü yanlarına alarak güçlerine güç katmaya çalışırlar. Ancak bu durum üniversiteyi evrensel davranış tarzından uzaklaştırıp bilimsel özerklikle bağdaşmayan bir iktidar aygıtı haline getirir. Böyle durumlarda ülkemizde olduğu gibi maalesef iktidarların çizdiği sınırların dışına çıkılamaması, çıkıldığı zaman da meşruiyet kaybıyla karşı karşıya kalacak olma korkusu üniversiteleri güdük bırakmaktadır. Dolayısıyla da vicdanı, birikimi ve düşünceleri arasında ikilem arasında kalan insanlar yetiştirmektedir.&lt;br /&gt;Ülkemizdeki mevcut durum üniversite mensubunu memurluk ile entelektüellik arasında bir seçim yapmaya zorlamaktadır. Memurluk devlet nezdinde meşruiyet kazandırırken, siyasi açıdan da iyi bir pozisyon tutmanın yolunu açmaktadır. Entelektüel kaygılar ise iktidar ve çevresine eklemlenmemeyi ve otoriteye kafa tutmayı sağlarken, toplumsal gelişmenin de motor gücü olmaktadır. Bu nedenledir ki üniversitelerin güdük kalmasının sorumluluğu önce zorlamalar karşısında entelektüel duruş sergileyemeyen bilim insanlarının, sonra da üniversiteleri evrensel normların dışında zorlayan güç odaklarınındır.&lt;br /&gt;Çoktan seçmeli sınavlarla üniversiteye başlıyor gençlerimiz. Sosyal hayatlarında karşılaştıkları sorunlar karşısında seçebilecekleri beş şıktan mahrumdular oysa ki. Yaşamın beş şıktan ibaret olmadığını onlara öğretebilecek en iyi yer üniversitelerdi. Kendilerini daha güzel ifade edebilecekleri, insanları, yaşamı daha iyi tahlil edebilecekleri mekanlardı üniversiteler. Doğruydu hayalleri. Ama bulamadılar umduklarını. Bir de üzerine başka sıkıntılar da eklenince üniversiteler patlamaya hazır birer bomba haline geliyor. Bu başka sıkıntılar neler mi;&lt;br /&gt;- Üniversiteyi kazanabilmek adına harcanan büyük emek ve sermaye harcanmasına karşın bunun karşılığını üniversitede bulamanın yarattığı hayal kırıklığı,&lt;br /&gt;- Ailelerinden gelen para çoğu öğrenciye yetecek seviyede değil. Dolayısıyla büyük bir ekonomik sıkıntı içindeler. Evet devlet kredi veriyor ama aylık 160 YTL yazıktır ki yetecek seviyede değil.&lt;br /&gt;- Üniversitelerde ders dışında yapabilecekleri etkinlik sayısı çok az. Enerjilerini dışarı vurmalarını sağlayacak sosyal, spor ve kültürel etkinlikler yok denecek kadar az.&lt;br /&gt;- Hükümet ile YÖK arasında yaşanan gerginlikler ister istemez onlara da yansıyor. Hükümetin kendilerini cezalandırdığına inanan öğrenci sayısı ise giderek artıyor. Bu yüzden AB ve ABD’den sonra en büyük tepki neredeyse hükümete.&lt;br /&gt;-  Siyasilerin hemen hepsine karşı tavır var. Marjinal gruplar dışında, siyasete ilgi duyan öğrenci sayısı çok fazla değil. İktidarıyla, muhalefetiyle siyasete ve siyasetçiye karşı genel bir soğukluk dikkat çekiyor.-  70’li, 80’li yılların sessiz çoğunluğu, şimdi konuşur oldu. Üniversite ve ülke sorunlarına karşı daha duyarlılar. Marjinal grupların karşısında daha dik durabiliyorlar.-  Ve en büyük tedirginlik kaynağı, işsizlik. Mezun olmaktan adeta korkuyorlar.&lt;br /&gt;Durum böyle olunca da öğrenciler çok gergin. Adeta patlamaya hazır bomba gibiler. En son Antalya Üniversitesi’nde yaşanan olaylarda bunun en büyük göstergesi niteliğindedir yazık ki. Zira zaten gergin olan öğrenciyi harekete geçirmek için tek bir kıvılcım dahi yetebiliyor. Bu da provakatörlerin işine gelen bir manzara çıkarıyor karşımıza.&lt;br /&gt;Antalya Üniversitesi’nde yaşanan olaylar karşısında hepimiz dehşete düştük. Zira 70’li, 80’li yıllarda yaşanan üniversite olaylarını getirdi birçoğumuzun aklına ve yeniden acaba o günlere mi dönüyoruz şüphesiyle, korkusuyla doldurdu içimizi. Ancak şu sıralar yaşanan olayların çıkış nedeni o yıllardaki gibi de değil.   “Devrimci”, “ülkücü” veya “sağcı”, “solcu” ayrışmasından farklı bir ayrışma yaşanıyor. Tıpkı toplumda olduğu gibi. Türkiye’deki siyasal çatışmanın eksenini, “Türk-Kürt” ve “laik-antilaik” ayrışması oluşturuyor. Doğal olarak üniversitelerdeki gerginlikler de bu eksen üzerinde gelişiyor. Toplumda baş gösteren kamplaşma, üniversitelerde çatışma biçiminde uç veriyor. En heyecanlı, en duygusal, kullanılmaya en elverişli olan üniversite gençliği provokasyona en uygun zemin olarak görülüyor.&lt;br /&gt;Üniversitelerde tansiyonun düşmesi için herkes elinden geleni yapmalıdır. En başta da iktidar, YÖK ve rektörler. Hükümet, ebeveynlerin söz dinlemeyen çocuklarının harçlığını kestiği gibi, kendi kontrolüne girmeyen üniversiteleri parasızlıkla “ıslah” etme çalışmasından vazgeçmelidir. Rektörler de öğrencilerine daha çok vakit ayırmalıdırlar.&lt;br /&gt;Henüz kuruluş aşamasını dahi tamamlayamadan üniversite etiketi verilen  üniversitelerin yöneticileri tüm dikkatlerini inşaatlara veriyor. Rektörler, adeta şantiyede yatıp şantiyede kalkar hale geliyor. Yüz milyonlarca dolarlık yatırımlar yapıp, devasa kampuslar kuruyorlar. Bu yoğun tempoda ihmal ettikleri sadece öğrencileri olmadı. Yapmaları gereken bilimsel çalışmalarından uzak kaldılar. Kendi ailelerinin de çok uzağında kaldılar. Çocuklarının, torunlarının büyüdüğünü bile yakından göremediler.&lt;br /&gt;Düşünülmesi gereken, üniversitelerdeki genel atmosferin nasıl yumuşatılacağı, gençler arasındaki kültür ve siyaset farklarının çatışmaya dönüşmesinin nasıl önleneceğidir. Bu ise ciddi bir araştırma ve inceleme konusudur aslında.&lt;br /&gt; İktidardan muhalefete, üniversite yöneticilerinden emniyet güçlerine, medyadan felaket tellallarına kadar herkese düşen görev, gençleri olayların içerisine çekmek ya da itmek değil, onları kazanmaktır. Yangına körükle gitmekten vazgeçip provokatörlerin ekmeğine yağ sürülmezse bu başarılır.  Üniversitelerdeki gerginlik yaygınlaşmadan ve sokağa taşmadan, bir an önce önlenmelidir. Bunun yolu da gençlere sıcak ilgiden geçmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-3940202656466234271?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/3940202656466234271/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=3940202656466234271' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/3940202656466234271'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/3940202656466234271'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/niversiteler-ve-atian-genler.html' title='ÜNİVERSİTELER VE ÇATIŞAN GENÇLER...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-629536845969405000</id><published>2008-05-02T01:55:00.000-07:00</published><updated>2008-05-02T01:56:02.203-07:00</updated><title type='text'>MAĞDURİYET VE MODA</title><content type='html'>Ülkemizde siyasi görüş maalesef ki babadan oğula geçen bir miras yada bir moda takibi şeklindedir. İnsanlarımızın bir çoğu neden o görüşte olduğunu bilmez bile. Sadece onlara göre olması gereken odur. Ya babadan miras kalmıştır yada o günlerde moda bunu gerektiriyordur. Siyasi görüşün modası olur mu demeyin. Türkiye’de olur.&lt;br /&gt;            Moda o sıralar en mazlum görünen kimseler ve partileri üzerinden yayılır. Eli yüzü düzgün, takım elbiseli efendi görünen ama illaki mazlum olan, haksızlığa uğramış sanılan birileri piyasaya çıktığı an tutulur. Hatta alınır, ezici bir üstünlükle devletin başına geçirilir. Seçilen o mazlum bile şaşırır bu duruma. Zira kendisi bile beklemiyordur bu durumu. Şaşırır. Ama görür ki mazlum politikası işe yaramaktadır. Bu nedenle de mazlum rolü takınarak kurtulmaya çalışır içinde bulunduğu her zor  durumdan ki çoğu durumda da başarı sağlamayı başarmışlardır bu sayede.&lt;br /&gt;            Ülkemizde bu mağdur politikası sayesinde iktidara gelen AKP Hükümeti bunu kullanmayı çok iyi bilmiş durumdadır. En son ise kapatma davası sonrası yeniden canlandırdı AKP. Yargıtay Başsavcısı AKP’nin kapatılması talebiyle dava açmıştı. Tabii kaçmayacak bir fırsatla hemen mağdur politikasına başlandı. Kapatılması istenen mağdur bir partiydi artık. İddianame, bir dizi açıklamaların alt alta yazılmasından derlenmiş gibi görünüyor ve Başsavcının yetkilerini çok abartılı kullandığı ileri sürülüyordu. Toplumun diğer kesimi ise, bu davanın açılmış olmasını alkışlıyor ve ülkenin geleceğini yargının kurtaracağını düşünüyordu. Ancak olayın genelinde, mağduriyet etiketi AKP’ye takılmıştı. Zira bunu en güzel kullananlar onlardı. Moda rüzgarları onlardan yana esiyordu.&lt;br /&gt;Genel seçimler öncesinde askerin 27 Nisan muhtırası ile başlayan, Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararıyla devam eden mağduriyetler dizisi genel seçimlerde, AKP’ye çok büyük kazanç sağlamıştı. Parti sürekli bir yükselişe geçmişti.Şimdi ise yargı devredeydi. Bu sayede de mağduriyet etiketi yeniden AKP’nin yakasına iliştiriliyordu. Amaçları bu davayı kullanarak halka ne kadar mağdur olduklarını ispatlamak ve daha da yükseklere çıkmaktı.&lt;br /&gt;Bu nedenle de Başsavcı’ya yüklenerek,eleştirerek mağduriyetlerini ispata çalıştılar. Evet eleştiri  yapılabilir. Bu gayet doğaldır. Ancak  ülkemizde yerleşen öyle bir görüş var ki son günlerde o bu olayda da karşımıza çıktı. Yani eleştiri ne kadar seviyesiz ve hakaret içeren sözcüklerden oluşuyorsa eleştiriyi yapanın demokratlığı o kadar kesinlik kazanıyor. Recep Tayip Erdoğan mazlum olacak, demokrat olacak, diğerleri ise zalim olacak. Bizler de Türk Halkı’nın gözünün içine baka baka dokunulmazlıkları kaldıracağım diyerek kaldırmayan, yani halkına yalan söylemiş olan Erdoğan’ın mazlum olduğuna inanacağız(!)…&lt;br /&gt;            Ahlak bekçiliğine soyunanlar demokrat olacak, “flört etmek fahişeliktir” diyen Cemil Çiçek ve partisi demokrat ve mazlum olacak. Savcı Yalçınkaya ise onların deyimiyle faşist, laikçi, demokrasi düşmanı olacak öyle mi?.... Kim inanır buna… Hele bir de bu olayların üzerinden bir hafta bile geçmeden İlhan Selçuk ve Kemal Alemdaroğlu başta, 12 yeni gözaltı yaşandı. Özellikle de Selçuk ve Alemdaroğlu’nun gözaltına alınma koşulları Türk Halkını isyan ettirdi. Evet belki AKP’nin bunu yaptırdığı söylenemez ama kapatma davasının hemen ardından gerçekleşen bu durum faturanın AKP’ye kesilmesine neden oldu. Bu nedenle de AKP artık mağduriyetlikten çıktı. Yaşanan son olaylarla kendi yönünde olan mağduriyetlik etiketi yön değiştirmeye başladı. Artık mazlum olanlar onlar değil. Eleştirilenler, katil muamelesi gösterilerek gözaltına alınan ülkemin aydın insanlarıdır mağdur olanlar, mağdur edilenler….&lt;br /&gt;Şimdi  bakalım neler olacak. Mağduriyetliğini kendi yaptıkları sayesinde kaybeden AKP durumu nasıl kurtaracak acaba? Zira artık en büyük kozları olan mağduriyetlik yok ellerinde artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-629536845969405000?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/629536845969405000/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=629536845969405000' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/629536845969405000'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/629536845969405000'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/maduriyet-ve-moda.html' title='MAĞDURİYET VE MODA'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-2478860469873057395</id><published>2008-05-02T01:53:00.000-07:00</published><updated>2008-05-02T01:54:58.233-07:00</updated><title type='text'>ATEŞ ÇEMBERİ VE TÜRKİYE</title><content type='html'>Türkiye bir ateş çemberi içerisinden geçmekte bu günlerde. Gerçi biz Türkler ateşlerde yürümeye alışmış, bir çok kereler de “Ateşle İmtihan” edilmiş bir milletiz. Belki de bu nedenledir ki olaylar karşısında serin kanlı ve metin olabiliyoruz. Toplum her şeye rağmen soğukkanlılığını uzun süre muhafaza edebiliyor. Neyse ki öyle. Aksi halde bu ortamda ülkede toplumun da karıştığı büyük olayların çıkması içten bile değildi. Gerçi bu serin kanlılık biraz da tarihi tecrübelerden ve de atalarımızın bizlere bıraktığı kültürel zenginlikten kaynaklanıyor.&lt;br /&gt;            Bu toplum genel olarak devlete bağlıdır. Asırlardır sürekli idare edilegelmesine rağmen kendisini ülkenin sahibi, jandarması ve de kamunun vicdanı kabul eder. En büyük isteği ise ülke sınırları içince sakince yaşamak,kıt-kanaat da olsa kimseye muhtaç olmadan yaşamaktır. Ona göre kendi geleceği devletin geleceğine bağlıdır. Bu nedenledir ki devlet her zaman baki kalmalıdır.&lt;br /&gt;            Devletin memurlarından azar işitmiştir, kötü davranışlara maruz kalmıştır, yeri gelmiş polisten, askerden dayak yemiştir; fakat her şeye rağmen devlete bağlılıktan vazgeçmemiştir. Eğer bir şikayeti veya kırgınlığı varsa da bu devlete değil onu idare edenleredir. Devletin gerekliliğini yılların getirdiği bir birikimle bilir, inanır. Bu devlet içerisinde başına ne gelirse gelsin devlet itaat edilmesi gereken ancak nedenini bir türlü açıklayamadığı bir olmazsa olmazdır.&lt;br /&gt;            Köy odalarında, mahalle kahvelerinde, komşu ziyaretlerinde, iş molalarında en çok konuştukları mesele “Ne olacak bu memleketin hali?” dir. Üniversite okumuş çocuklarından bile önce kurulurlar akşam haberlerini izlemek için televizyonun karşısına. Tüm dikkatlerini vererek izlerler haberleri. O esnada izlediklerini anlayabilmek adına duyacakları tek bir sese dahi tahammülleri yoktur. Sosyologların dahi çözmekte zorlandıkları konularda bile onlara fikir danıştığınızda mutlaka bir fikirleri olduğunu görürsünüz. Zira her şey ve herkes hakkında bir fikirleri ve hükümleri vardır.&lt;br /&gt;            Bu bahsettiğim kesim genel olarak köylerde oturur. Büyük şehirlerde ise kenar mahallelere yerleşmişlerdir. Genelde de inşaat işçisi, fabrika işçisi, rençber….. olarak çalışırlar. Her zaman vatan için ölmeye hazırlardır. Üç-dört aylık askerken bile ateş çemberi içerisine gözünü kırpmadan atlar. Şehit olur. Fakat kimseden bir şikayetleri yoktur. Tek söyledikleri söz “Vatan Sağ Olsun” dur. Yani bu insanlardır ki Atatürk’ün de ifade ettiği gibi “Milletin gerçek efendileridir.”&lt;br /&gt;            Ancak görünen bir durum vardır ki bu kesim bile artık olaylar karşısındaki serin kanlılıklarını bırakacak duruma gelmeye başlamışlardır ki bu çok büyük bir tehlikedir. Zira bu kesimin harekete geçmesi demek ülkenin büyük tehlikelere kucak açması demek olacaktır ki şu sıralar böyle bir şeye hiç ama hiç ihtiyacımız yoktur. Ancak nedendir bilinmez ama AKP Hükümeti her fırsatta kargaşa ortamı yaratacak faaliyetlere imza atmaktadır. Sürekli insanları taraf olmaya yönlendirme çabası içerisinde görünmektedirler.&lt;br /&gt;            Elbetteki bir ülkede iç çekişmeler, siyasi tartışmalar olacaktır. Ancak bunların milli menfaatlerin önüne geçmesi asla doğru bir tavır değildir. Bu yıllardır süregelen devlet geleneğimize de aykırıdır. Yazıktır ki AKP Hükümeti o geleneği de adeta yerle bir etme sevdasıyla hareket hale gelmiştir ki ülkeye ne kadar zarar verdiğinin bu ülke insanlarını nasıl üzdüğünün hala farkında değildir.&lt;br /&gt;            Türkiye gerçek anlamda çok önemli iç ve dış sorunlarla uğraşmak zorundadır. Gerçek anlamda bir ateş çemberinin içerisindeyiz. Bu aşamada ise yapılası gereken halkı galeyana getirecek tavır ve davranışlardan uzak durmaktır. Zira bugün her zamankinden daha çok sorunlarımız karşısında serin kanlı ve ılımlı olmaya  ihtiyacımız var. Olayları doğru yorumlamaya mecburuz.&lt;br /&gt;            Ve artık suçlu aramaya da vaktimiz yok. Olayları serin kanlılıkla düşünmeli, akıllı doğru adımlar atılmasını sağlamaya yönelik çalışılmalıdır. Aksi taktirde yani insanları kamplara bölerek, sokaklara dökerek daha öncekilerde bir şey elde edemediler şimdikilerde edemez. Olacak olan tek şey ülkeye bu ülkenin gerçek efendilerine zarar vermek olacaktır. Bunu sonu ise bir felakettir. İzin vermeyelim…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-2478860469873057395?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/2478860469873057395/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=2478860469873057395' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/2478860469873057395'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/2478860469873057395'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/ate-emberi-ve-trkiye.html' title='ATEŞ ÇEMBERİ VE TÜRKİYE'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-6818543981019342140</id><published>2008-05-02T01:52:00.000-07:00</published><updated>2008-05-02T01:53:34.725-07:00</updated><title type='text'>KATLEDİLEN ÇAM AĞAÇLARI</title><content type='html'>Marmaris’te çam balıyla ünlü Osmaniye Köyü’nü bilir misiniz bilmem. Ancak şu kadarını söyleyeyim ki çam balı üretiminin büyük bölümü bu bölgede yapılmaktadır. Ancak bu günlerde  manganez madeninin çıkarılması amacıyla büyük bir çam ağacı katliamı başlatıldı. Manganez madenine hayır diyen köylülerle görüşen AKP Muğla Milletvekili Mehmet Nil Hıdır, "Kesilecek 411 ağaçtan alacağınız bal 250 kilo. Firmaya okul yaptırtırız iyi düşünün" dedi.&lt;br /&gt;OSMANİYE Köyü’nde yüzlerce çam ağacının kesilmesine neden olan çalışmalar, üç günlük durdurma karının süresinin bitmesiyle yeniden başladı. Bu sıralarda köye gelip köyün tek kıraathanesinde köylülerle konuşan AKP Muğla Milletvekili Nil Hıdır Neslişah adlı firmanın, toplam 411 çam ağacının kesilmesine neden olacak maden çalışmalarının yasal olduğunu belirtikten sonra şöyle konuştu:&lt;br /&gt;"Osmaniye baldan yılda 12 milyon YTL gelir elde ediyor. Maden faaliyete geçerse, yılda 25 milyon YTL getiri sağlayacak. 411 ağaçtan 250 kilo balımız kaybolmuş olur, bunun da maliyeti yıllık 62 bin YTL. 25 milyonun yanında 62 bin YTL’nin lafı mı olur? Ayrıca biz bu şirketlere burada okul yaptırtırız, yollarımızı düzelttiririz, gerekirse köylülerimize maden ocağında çalışması için şart koşarız. 250 kişi madende çalışsa köyümüze büyük miktarda para girer."&lt;br /&gt;Ancak bozulacak doğal dengeden, bitirilmeye çalışılan arıcılıktan hiç söz etmiyor. Evet belki büyük bir ekonomik getiri söz konusudur. Ancak sırf ekonomik çıkarlar adına bir gün balı da dış ülkelerden almaya başlarsak da hiç şaşırmayalım. Zira AKP ve Zihniyeti ve hükümetinin başa geldiğinden beri tek düşüncesi ekonomik çıkarlar olmuş, ülkenin milli değerleri ikinci hatta üçüncü sıralara kaydırılmıştır. Bu nedenledir ki bu konudaki fikir ve görüşleri de bizleri hiç şaşırtmadı.&lt;br /&gt;Milletvekili sanırız ki maddi çıkarları duyan köylünün sakinleşeceğini ve eylemlere son vereceklerini düşünmüş olmalıdır. Zira aksi halde böyle konuşmazdı. Ancak bu sözler köylüleri teskin etmeye yetmedi. Çünkü çoğu milletvekilinin cahil olarak nitelendirdikleri köylü yurttaşlarımız onlardan akıllıdır. Yaşadıkları doğaya, mesleklerine dokunulmamasını istemek de en büyük hakları.&lt;br /&gt;Köylüler ve çevreye duyarlı insanlar, turizmin, arıcılığın ve çevrenin zarar görmesine izin vermemek için yasal çerçevelerde mücadelelerini sürdürmektedirler. Ancak nedendir bilinmez bir iki gazete hariç hiçbiri bu doğa katliamından bahsetmedi. Üstelik küresel ısınma nedeniyle yaşanılan kuraklığa, kesilecek çam ağaçları nedeniyle hız kazandırılmış da olacaktır. Tabii bu kimsenin umurunda değildir. Ekomomik çıkarlar söz konusuyken kim takar kuraklığı, çölleşmeyi….&lt;br /&gt;Not: Bal üretimini bu şekilde engelleme girişiminde bulunanlar şimdi mutlulardır sanırız. Zira artık Türkiye Arjantin’den bal ithal etmeye başladı. Zaten bir o kalmıştı ithal etmediğimiz… Ne diyelim buna sebep olanların gözü aydın….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-6818543981019342140?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/6818543981019342140/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=6818543981019342140' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/6818543981019342140'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/6818543981019342140'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/katledilen-am-aalari.html' title='KATLEDİLEN ÇAM AĞAÇLARI'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-4704632270813865086</id><published>2008-05-02T01:51:00.000-07:00</published><updated>2008-05-02T01:52:12.398-07:00</updated><title type='text'>BATAN GEMİ VE BİREYLER</title><content type='html'>Çocukken basittik hepimiz. Dünya komik bir gerçeklik, hayallerimiz ise oyunlarımızın bahanesiydi. Sokaklarda ağaçlar ve yollar, evlerde ise kahkahalar ve rüyalar yaşardı. Sonu olmayan masallar anlatırdık birbirimize hiç sıkılmadan. Zaman diye bir kavram yoktu bizler için. Herkes çok büyük, ölüm ise imkansızdı.&lt;br /&gt;            Sonra bir gün, korkular doldu evlerimizin odalarına. Yalnızlık, çaresizlik, sessizlik gibi kavramları da getirdi yanında. Bombalar düşlerimizin üzerine düştü, dinamitler ise tutkularımızı uçurdu. Yaşama nedenimiz mecburiyet oldu. Sanki bir anda her şey, herkes değişti. İkiyüzlülük kol gezer oldu etrafta.&lt;br /&gt;            Aslında çocukların masallara duyduğu ihtiyaç ne kadar büyükse, yetişkinlere anlatılmaya kalkışılan masalların tehlikesi de o kadar büyüktür. Ancak bu tehlike genelde görünmez olur. Ve bizlere süslü kelimelerle sarmaladıkları inançları, öğretileri, akımları pazarlamaya çalışırlar. Bu sayede de gerçekleri gözlerimizden kaçırmaya çalışırlar. Eğer bize bunları yapanlar kapsamlı bir projenin parçası olmasalar bile bizleri yanılttıkları için suçludurlar yada kendilerine zarar verecek ölçüde saftırlar… Tabii biz saf olduklarına nedense bir türlü ihtimal veremiyoruz.&lt;br /&gt;            Her inanış kendisine inanmayanları dışladı, her propaganda karşısındakinden nefret etti, her öğreti bir diğerini reddetti. Yani bu dünyada hiçbir din,ırk, futbol takımı, politik parti bütün insanların ihtiyaçlarını karşılayacak kadar onurlu olamadı yazık ki.&lt;br /&gt;            Bilmem fark ettiniz mi ama, seçilmemiş liderler milyonlarca insanı sadece dinleri ve ırkları yüzünden insanlıktan çıkardılar. Onları istedikleri gibi yaralayıp, işkence ettiler, hapse attılar…&lt;br /&gt;            Bilmem fark ettiniz mi ama, dünya buldukları bombalara kendi isimlerini veren aptallar ve bu bombaları geleceğe yatırım için kullanan aptallar tarafından yönetiliyor…&lt;br /&gt;            Bilmem fark ettiniz mi ama, artık herkes hayatını günü gününe yaşıyor ve fazladan birkaç gün için yeterli oluyor nefes almak için…&lt;br /&gt;            Bilmem fark ettiniz mi ama, hava ve su da dahil bütün kaynaklarımızı tüketmiş olarak ölüyoruz…&lt;br /&gt;            Bilmem fark ettiniz mi ama, böyle giderse artık bir yarın olmayacak…&lt;br /&gt;            Bilmem fark ettiniz mi ama, tanrı bugün yaşıyor olsaydı bu şartlar altında belki de ateist olmak zorunda kalırdı…&lt;br /&gt;            İşte tüm bunları gördükçe;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parçalanmış bir bayrak gibi sallanıyor başım,&lt;br /&gt;Yüreğime çakılmış bir mızrağın ucunda&lt;br /&gt;Acılar, yenilgiler ve kuşatılmış insan sesleri;&lt;br /&gt;Yükseliyor ha bire bu uçurumlar dolambacında&lt;br /&gt;Dipçikle ezilmiş çığlıklar, Çiğnenmiş grev bildirileri&lt;br /&gt;Bir toplu iğneyle boynuma asılan suçlu bilinç&lt;br /&gt;Hayır tüm soruların yanıtın biliyorum aslında&lt;br /&gt;Üzerime çevrili silahların namlusunda sallanıyor; tutku ve erinç&lt;br /&gt;Bu zincir, bu kelepçe, bu zindan bana göre değil&lt;br /&gt;Benim bu ölüm şenliğinde yerim yok&lt;br /&gt;“Geri verin ülkemi” başka ne söyleyebilirim&lt;br /&gt;Oysa ne az şey istiyorum kendime.&lt;br /&gt;Kızgın bir sacın üzerinde yürür gibiyim,&lt;br /&gt;Sessiz gökyüzü sesimi tanıyamıyor artık&lt;br /&gt;Kime sorsam “susmak gerek” diyor&lt;br /&gt;Kime sorsam bir türlü anlayamadığım şeyler söylüyor bana&lt;br /&gt;Aklım kuşkuyu taşıyamıyor artık&lt;br /&gt;İnci boncuktan yapılmış bir kolye gibi&lt;br /&gt;Takıyorum boynuma hayatı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu batan geminin son yolcusu ben değilim elbet….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-4704632270813865086?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/4704632270813865086/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=4704632270813865086' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/4704632270813865086'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/4704632270813865086'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/batan-gemi-ve-bireyler.html' title='BATAN GEMİ VE BİREYLER'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-8804427035761532184</id><published>2008-05-02T01:50:00.000-07:00</published><updated>2008-05-02T01:51:06.924-07:00</updated><title type='text'>GAZZE ÇOCUKLARI'NA</title><content type='html'>Mini mini bebeler gördüm.&lt;br /&gt;Açlıktan karınları şişmiş bebeler,&lt;br /&gt;Hastalıklı, sakat bebeler&lt;br /&gt;Kuşluk boyu devasız gezen,&lt;br /&gt;Ciğerleri sökülmüş,&lt;br /&gt;Ağu dökülmüş üzerlerine ıtırdan,&lt;br /&gt;Ölüyorlar tek tek.&lt;br /&gt;Avurtlarından değil, iliklerinden kopan çığlıklar geliyor kulaklarıma.&lt;br /&gt;Duvarlara çarparak parçalanan kuş misali,&lt;br /&gt;Bir türlü doğmak bilmeyen sabah yıldızına hasret.&lt;br /&gt;Umursuzuz, umursuzuz.&lt;br /&gt;Bu yangınlarda ne?&lt;br /&gt;Neden koparılıyor çiçekler?&lt;br /&gt;Neden ölüyor, öldürülüyor bebeler?&lt;br /&gt;Neden ebedi bir ilkbahar içerisinde yaşatamıyoruz onları?&lt;br /&gt;Ve neden onlara dünyanın bütün gecelerinin,&lt;br /&gt;Üzerinde bir gelecek  sunamıyoruz?&lt;br /&gt;O sessizce konuşanlar da kim?&lt;br /&gt;Bu rüzgara karşı kürek çekenler de kim?&lt;br /&gt;Akıntısız ırmakta deniz kızları örmezmiş saçlarını,&lt;br /&gt;Ölü denizlerdeyse avlanmazmış köpek balıkları..&lt;br /&gt;Çocuklarımız ölüyor, ah ah&lt;br /&gt;Ölüyor suçsuz, masum çocuklarımız….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Bir katliama, cinayete sessiz kalmak o cinayete ortak olmaktır. Gazze’de yüzlerce masum çocuk katlediliyor ve dünya sessizce izliyor. Tek suçlu katliamı yapan İsrail gibi gösteriliyor. Ancak bu gidişata dur diyemeyen tüm dünya halkları sorumludur bu katliamdan.&lt;br /&gt;            Artık bu katliama dur deme zamanı gelmedi mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-8804427035761532184?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/8804427035761532184/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=8804427035761532184' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/8804427035761532184'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/8804427035761532184'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/gazze-ocuklarina.html' title='GAZZE ÇOCUKLARI&apos;NA'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-1543776005622242029</id><published>2008-05-02T01:49:00.000-07:00</published><updated>2008-05-02T01:50:07.255-07:00</updated><title type='text'>GEMİLER BİRER TABUT TUZLA'DA</title><content type='html'>Gün geçmeden ölüm haberi alıyoruz Tuzla tersanelerinden. Cephede ülkesi için savaşan civanmertlerimizin şehit haberlerini aldığımız gibi. Ölüm değil, seri cinayetler işleniyor artık Tuzla’da. Çalışma Bakanı’na göre ise bu durum sanayileşen her ülkenin sorunu. “Denetledim” diyor Bakan Bey. Hemen arkasından, denetlediğini söylediği  tersaneden geliyor bir işçinin ölüm haberi. “Bu nedir peki?” demeye kalmadan bir yenisi daha... Daha nereye kadar sürecek  bu zamansız ölümler, daha kaç işçi ölecek?&lt;br /&gt;Ölümler devam ediyor, cinayetler devam ediyor. “Gemi patronları kusurluysa, hataları olursa, acırsam namerdim” diyor Bakan Bey, kabadayıca bir tavırla. Ve bu tavrın üzerine iki ölüm, yani iki cinayet daha.Buyrun Bakan Bey; acımayın bakalım, acırsanız namertsiniz! Sakın yanlış anlaşılmasın. 400 delegenin önünde haykırarak Bakan Bey kendisi söyledi bu sözleri. Ve artık son verilmesi gerekmiyor mu bu gidişe?&lt;br /&gt;Altı üstü üç kuruş, altı üstü asgari ücret, bir kiraya bile yetmeyecek bir ücret için ölüyorlar. Sigorta yok, ölümler kayıt dışı, üç kuruş kan parası ödeniyor, almak zorunda kalıyor geridekiler çaresiz. Geridekilere ise bir ölüm, bir iş cinayeti miras kalıyor. Sayın Bakan konuşurken, ‘Ben Anadolu çocuğuyum’ diyor; o nedenle mi jöleli saçlarınız , pırıl pırıl parlıyor. Etrafınızda korumalar var, bilmem kaç bin YTL maaş alıyorlar; siz Sayın Bakanımızın maaşını hiç sormuyoruz bile. Koca bakana ne kadar maaş aldığını sormak mı ne mümkün?&lt;br /&gt;Ama ölenler de Anadolu çocuğu, bırakın iyi ücret almayı, kafalarında  baret bile yok, iskelede ise emniyet kemeri... Baret kaç para ya da emniyet kemeri kaça, yıpranmış elektrik kablosunun metresi kaça? Ancak almıyor patronlar iş güveni sağlayacak malzemeleri. Nasıl olsa, ölenin arkasından yenisi gelecek. Zorluk çekmiyorlar nasıl olsa, ölenin yerine yenisini bulmak için. Kapıda milyonlar aç ve açıkta dururken, işsizken,  çok kolay yeni bir köle bulmak. O nasırlı ve hünerli ellerde şekillenen, çiçekler ve törenlerle medarı iftiharlarımız olarak denize indirilen, gemiler, yatlar, tekneler mezar oluyor genç bedenlere.&lt;br /&gt;Başbakan ne düşünüyor, Bakan ne düşünüyor acaba? AKP ve MHP tersane patronu vekiller ne düşünüyorlar?.. Ölümler karşısında sessiz kalmasın savcılar, yargıçlar!.. Çünkü her ölüm bir cinayet, taammüden adam öldürüyor Tuzla’nın patronları. Yarın bir yenisi  daha olmadan, dursun ölümler, dursun bu cinayetler!&lt;br /&gt;Bizler bu haykırışı dile getirirken ilginç bir gelişme oluyor. Ölümleri protesto etmek isteyen işçiler, sokağa çıkınca "devlet" onlara engel oldu. İşçisinin ölümüne engel olamayan devlet, sesini duyurmasına, copla, yumrukla engel oldu. Aslında demokratik-kapitalist düzen böyle bir şey olsa gerek. Gerekli önlemi almadığı için onlarca işçinin ölümüne neden olan işverene göstermelik para cezası, ölmeyip de hayatta kalan işçiye sopa. Ve bir kez daha görüldü ki devlet, ölümlerden ziyade, ölümleri protesto edenlere öfkeli imiş. Böylece de Tuzla işçisi ölme hakkından sonra, dayak yeme hakkıyla da tanıştı.&lt;br /&gt;AB yolundaki reform sürecimizde sağlam adımlarla ilerliyoruz. “Zaten ölen ölür, kalan sağlarla Avrupa'ya gireriz”, diye düşünüyor hükümet sanırız. Böylece de Avrupalıları ürküten nüfusumuzu da kontrol altına almış oluruz.  Zaten "serbest piyasa ekonomisi" de bu değil mi efendim. Yeni slogan, "Bırakın ölsünler." Hatta sessiz sessiz ölsünler, seslerini çıkarırlarsa da copu kafalarına yesinler.&lt;br /&gt;Tuzla tersaneleri ölüm kokuyor. Gemiler birer tabut. Bu gidişata dur diyemeyen devlet ölümler karşısında sesini çıkarmak isteyenlere dur diyor. Nasıl bir anlayış bu? Nasıl bir babalık. Öyle ya bu halk hep devleti baba olarak tanımlamadı mı? Şimdi, ya hemen dur denilmelidir bu ölümlere yada devleti temsil hakkını elinde bulunduran hükümet istifa etmelidir.&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-1543776005622242029?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/1543776005622242029/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=1543776005622242029' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/1543776005622242029'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/1543776005622242029'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/gemiler-birer-tabut-tuzlada.html' title='GEMİLER BİRER TABUT TUZLA&apos;DA'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-6798804240165270102</id><published>2008-05-02T01:47:00.000-07:00</published><updated>2008-05-02T01:49:03.393-07:00</updated><title type='text'>KAZANILMIŞ HAKLARA DOKUNULUR MU?</title><content type='html'>AKP ve Zihniyeti hükümetinin önde gelen isimleri, halen Meclis’te görüşülmekte olan 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu için “Kazanılmış haklara dokunmuyoruz” diyorlar ya sakın inanmayın. Zira bu kuyruklu bir yalan…&lt;br /&gt;Çünkü özellikle SSK’lılar için geçmiş yıl kazançlarının güncelleştirilmesi sırasında kullanıla gelen “Güncelleme Katsayı” larında ciddi değişiklikler yapılıyormuş... Bu katsayı, SSK emeklilerinin aylıklarının güncellenmesinde kullanıldığından, kanun Meclis’ten geçtiğinde emekli maaşları en az yüzde 25 oranında düşüş gösterecek...&lt;br /&gt;Daha açık söyleyelim mi? Yani bugün 800 YTL alan bir SSK emeklisinin maaşı 600 YTL’ye düşecek… Gündemi türbanla meşgul ederken, insanları yapay demokrasi tartışmalarının içine çekerken alttan alttan  Sosyal Güvenlik Kurumları iflas ediyor gerekçesiyle hem de ülke tarihinde ilk defa emekli maaşlarını düşürmeye çalışıyorlar… Vekillerin emekli aylıklarını ise arttırma çabaları içerisindeler… Yani asil emekli 600 YTL maaşa talim ederken, vekil emekli 6000 YTL maaş alarak keyfine bakacak… Ne adil bir düzen değil mi?...&lt;br /&gt;Ne o yapamazlar mı diyorsunuz? Yapıyorlar!... Hem de masum, mazlum rolleri takınarak yapıyorlar. Buna “Cesaret edemezler” de demeyin...  Nasıl cesaret etmesinler? Arkalarında yüzde 47’ lik desteği bu halk vermedi mi? Tabii ki de cesaret ederler. Hem merak etmeyin bunları da sizlere, bizlere hissettirmeden yapıyorlar. Bizleri haklarla, özgürlüklerle uğraştırırken kendileri yorgan altından bu işleri hallediyorlar.&lt;br /&gt;Ülkede 12 milyon yoksul varken, emekli maaşlarının yüzde 25 düşürülmesi ile ülkemizde yoksul sayısında müthiş bir patlama olacak. Bu patlamanın zenginleşme çerçevesinde olması gerekirken. Ama merak etmeyin… Bu arada AKP ve Zihniyetine sahip olanlar arasında yaşanıyor zenginleşme patlaması…. Yani ne olmuş halk yoksullaşmışsa… Onlar zenginleşiyorlar ya her geçen gün… Kimin umurunda ki gariban halk…Hem onlar giderek yoksullaşmalı ki “daha fazla sadaka verip sevaba girsinler değil mi?&lt;br /&gt;Bedava yemek dağıtan daha çok aşevi açacaklar... Daha çok alışveriş çeki dağıtacaklar... Daha fazla kömür torbasını kamyonlara yükletip, valileri de sert bir şekilde “Bizzat kendiniz dağıtın haaaa” diye uyaracaklar... Böylece de “vatandaşına sahip çıkan devlet adamı” rolüne bürünüp bu rolü layıkıyla oynayacaklar...&lt;br /&gt;Kısacası elinizden maaşlarınızı alıp, sizleri sadaka almaya muhtaç hale getirecekler; sonra da siz onlara “Allah razı olsun, ya bunları da vermeselerdi ne olurdu halimiz” diyerek oy yağdıracaksınız... Ne güzel tezgah değil mi? Hem kendi amaçlarına ulaşacaklar hem de gariban halktan hiç ses çıkmayacak…&lt;br /&gt;“Kazanılmış haklara dokunulur mu?” demeyin. Zira değil dokunmak onları tümden iptal için uğraşıyorlar…&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-6798804240165270102?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/6798804240165270102/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=6798804240165270102' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/6798804240165270102'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/6798804240165270102'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/kazanilmi-haklara-dokunulur-mu.html' title='KAZANILMIŞ HAKLARA DOKUNULUR MU?'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-2187832606024231268</id><published>2008-05-02T01:46:00.000-07:00</published><updated>2008-05-02T01:47:55.694-07:00</updated><title type='text'>ÜNİVERSİTELER VE KAOS</title><content type='html'>Türban konusu gündeme geldiğinden beri sürekli “Üniversitede kaos yaratacaksınız" diye uyarı üstüne uyarı yapıldı... Dinleyen olmadı. Ancak uyaranlar haklı çıktı. Üniversite kapılarında daha ilk gün kaos işareti geldi... Ama bu defa da kabahatli bulunanlar, "kaos uyarısı" yapanlar oldu!&lt;br /&gt;RTE sürekli, "Laikliği çıkar kavgalarına alet ediyorlar" diyor... Laikliği, hukuku ve Anayasa'yı savunanların bundan çıkarı olduğunu iddia ediyor ki, herhalde tarihe geçmesi gereken bir cümledir bu...&lt;br /&gt;İki üniversite haricinde diğer üniversitelerde kız öğrenciler türbanlarını çıkarıp girdiler... Demek ki türban istendiğinde çıkarılabiliyor. Bu kızlarımızdan hiçbiri de "Ben çıkarmam" demedi. Türbanlarını çıkardılar ve girdiler üniversitelerine.&lt;br /&gt;Gelelim yarınlara... İktidarın, komisyondaki yeni 17. maddeyi yasalaştırmayacağı, uygulamayı rektörlere bırakarak yasağı zaman içinde gevşetme yolunu deneyeceği yolunda söylemler giderek artıyor... Bu durumda ise Anayasa değişikliği Cumhurbaşkanı tarafından onaylandığı taktirde deyim yerinde ise  üniversitelerde çıngar kopacak. Eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Erdoğan Teziç televizyonlardaki  açıklamasında: "Yapılan Anayasa değişikliği türbana izin vermiyor, izin veren rektör kanunlara karşı suç işler..." dedi.&lt;br /&gt;Hukuka bağlı kalan rektörler belli ki bu kaygı nedeniyle türbana izin vermeyecek. İktidara yakın olanlar veya onlara yaranmaya çalışanlar ise izin verecek türbana. Bu durumda da üniversite kapılarında kavgalar başlayacak. İşte size kaos. Bu uyarıyı yapan sadece basın mış gibi  RTE sürekli basına yükleniyor.  Bu uyarıyı sadece basın yapıyormuş gibi. Oysa Anayasa hocası Ergun Özbudun, 10 Şubat tarihli Milliyet'te aynı uyarıyı yapıyor: - 'Anayasa Mahkemesi kararı varken, türban serbestisini uygulamam' diyen rektörler çıkabilir. Kaotik bir durum doğabilir... Ama dinleyen kim?&lt;br /&gt;Açıkçası asıl korkulan konu üniversitelerimizin yeniden 12 Eylül öncesi günlere dönme ihtimali…  Bu ise herkesin tüylerini bile ürperten bir tablonun oluşması demek olacaktır. Ancak bu demek değildir ki, üniversiteli gençler, siyasetle ilgilenmesin, ülke sorunlarına sahip çıkmasın. Aksine bu ülkenin birer ferdi olarak tabii ki de fazlasıyla her konunun içinde olacaklar. Ancak, Ankara'da ya da farklı odaklarda tezgâhlanan bir siyasetin parçası haline geldiklerinde, neler olabileceğini yıllar öncesinden deneyimlerimizle biliyoruz. 12 Eylül öncesinde, normal zamanlarda güle oynaya şakalaşan gençler, dışarıdan kavga sesleri geldiğinde, dersi bırakıp birbirine girer, bir süre sonra olaylar yatıştığında ise kafaları, gözleri yarık şekilde derslere devam ederlerdi.  &lt;br /&gt;O dönemlerde Ecevit ve Demirel'in polemikleri nedeni ile ülke öyle bir noktaya gelmişti ki, en büyük acıyı üniversite öğrencileri çekti. Pek çoğu yaşamını yitirdi, pek çoğu hapishanelerde çürüdü. Pek çoğunun öğrenimi yarıda kaldı. Peki sonrasında ne oldu? Ecevit başbakan, Demirel de cumhurbaşkanı. Yani olan öğrencilerimize oldu. Yaratılan kaos sadece gençlerin geleceğini bitirdi. Diğerlerine hiçbir şey olmadı.&lt;br /&gt;Şimdi yaratılan  tartışma ortamının da onlardan hiçbir farkı yok aslında. Bu kaosun üniversitelere yansıması halinde ise fatura yine gençlere çıkacak. Bazı öğrencilerin eğitimleri yarıda kalırken yangını körükleyenlerin çocukları dünyanın en iyi üniversitelerinde öğrenim görmeye devam edecek.&lt;br /&gt;YÖK'teki yeni yapılanma ise üniversitelerin siyasetin içine çekileceğine yönelik  çok önemli sinyaller veriyor. Umarım ki yanılan biz olalım. Ancak görünen o ki, 60'lı, 70'li, 80'li yıllarda çok büyük acılar ve kayıplar yaşanmış olmasına rağmen, tarihten hiç ama hiç ders almamışız. Almamakta da kararlı görünüyoruz ne yazık ki.&lt;br /&gt;Şunu da sormak istiyorum; “Neden tüm oyunlar gençler üzerinde oynanıyor? Neden ille de hep üniversiteler seçiliyor?” Kimler verecek bu soruların yanıtlarını? Gençler ise az çok kendi üzerlerine oynanan bu oyunun farkındalar. Ancak henüz çok gençler ve tecrübesizler. Hala büyüklerine güvenlerini yitirmediler. Yitirmemeleri de gerekiyor. Zira istenen şey de o değil mi?&lt;br /&gt;Kısacası üniversiteler aklın ve sağduyunun, gençler de geleceğimizin teminatıdır. Onları kimse siyasi amaçları için kullanma hevesine girmesin. Zira bu gençlik kaybedilmemelidir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-2187832606024231268?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/2187832606024231268/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=2187832606024231268' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/2187832606024231268'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/2187832606024231268'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/niversiteler-ve-kaos.html' title='ÜNİVERSİTELER VE KAOS'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-1012672941512843039</id><published>2008-05-02T01:44:00.000-07:00</published><updated>2008-05-02T01:46:01.993-07:00</updated><title type='text'>NE HOŞGÖRÜLÜ BİR BAŞBAKAN!...</title><content type='html'>RTE’in bilinçaltına gizlenmiş fikir ve düşünceler son zamanlarda gün yüzüne çıkmaya başladı. Meğerse ne kadar lütufkar, hoşgörülü bir Başbakanımız varmış da haberimiz yokmuş. Aslında sürekli gazete ve diğer medya organlarında görülen mayolu kadın resimleri RTE’ in bir lütfuymuş aslında. Neden mi böyle söylüyorum? Ben cevap vermeyeyim de sadece konuşmasından bir pasaj vereyim o zaman:          "Gazetelerinizin baş köşelerinde bu toplumun ahlak değerleriyle tamamen ters düşen çırılçıplak kadın resimlerini siz basıyorsunuz, affedersiniz ilavelerinde her şey tamamen ortada, ne yapıldı, hangi müdahale yapıldı?" Arkasından ise ekliyor lütufkar RTE; "Bu konuda yasama, yürütme olarak yaptığımız, yapabileceğimiz bir şey mi var, yaptık mı? O zaman nedir bu feryat?" Yani yasa çıkarıp bunların önüne geçmediklerini ifade ediyorlar kendileri.&lt;br /&gt;          Ancak eminiz ki yapmayı çok hem de çok istiyorlar. Zira gazetelerin birinci sayfasında veya eklerinde mayolu bir kadın fotoğrafı gördükleri zaman muhtemelen akıllarından "Ya Rab! Şu güzelliğe insan hayran olmaz da ne yapar?" türü sözler geçerken nedense "şeytan görmüş" gibi tepki gösteriyor ve hemen kendilerini "ahlak zabıtası" olarak görmeye başlıyorlar. Bu nedenle de bu fotoğrafların yayınlanmadığı bir medya özlemlerini vurgulamaya başlıyorlar.          Bu tavırların örneğini daha önce gördük. Nerede mi? Hava limanlarımızda. Mayolu kadın reklamlarını bir anda indittirip yasakladılar zira. Önümüzde böyle bir örnek varken medyanın kullandığı bu tarz resimleri ve cinsel konuları işleyen yazıları yasaklama fırsatını ele geçirdiklerinde tabii ki onu da yapacaklar. Bu durumda da her zaman yaptıkları gibi; "Yüzde 46.7’lik çoğunluğun ahlak anlayışı bizden bunu istiyor" diyerek yaptıklarını mazur gösterecekler. Ancak bu durumda da RTE’in aynı konuşmasında sürekli yinelediği ancak ne anlama geldiğini tam anlamıyla algılayamadığı çağdaş uygarlığın kapısının önünde bulacaklardır kendilerini.            RTE ne kadar hoşgörülü olduğunu sadece "gazetelerin birinci sayfalarındaki mayolu kadın resimlerine ses çıkarmamakla" değil, "Allah aşkına kimin yaşam tarzına dokunduk?" şeklinde yönelttiği sorusuyla da ortaya koymaya çalışıyor.         "İnsanların yaşam şekli değişmedi" demek kesinlikle doğru değil. Burada doğru olan şu: "İnsanların yaşam şekli sizin istediğiniz ölçülerde değişmedi."           Zira AKP ve Zihniyetine sahip "1800 Belediye" nin ilk hedefi "o yöredeki içkili yerleri tedirgin etmek, ruhsat süresi biten yerlere yeni ruhsat vermemek, bitmeyenleri şehir dışına sürmek" değil miydi? Belediyelerin ve partinizin sözünün geçtiği yerlere alkollü içki sokmadığınızı, kimseyi rahatsız etmeden orada içki içme özgürlüğünü kullanmak isteyen vatandaşlara karşı ayırımcı bir politika izlediğiniz gerçeğini  reddedebilir misiniz?          Her apartmana bir mescit açma projesi, insanların yaşam şeklini değiştirme çabanızın bir örneği değil miydi? Bunu siz de biz de biliyoruz. Ve yine çok iyi biliyoruz ki asıl programınız henüz yapmaya cesaret edemediğiniz şeylere ulaşmaktır. Bu nedenle boşuna kendinizi sevimli ve hoşgörülü göstermeye çalışmayınız. Zira bu Ulus artık her şeyin farkında…&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-1012672941512843039?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/1012672941512843039/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=1012672941512843039' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/1012672941512843039'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/1012672941512843039'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/ne-hogrl-bir-babakan.html' title='NE HOŞGÖRÜLÜ BİR BAŞBAKAN!...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-4304247358086154638</id><published>2008-05-02T01:43:00.000-07:00</published><updated>2008-05-02T01:44:30.768-07:00</updated><title type='text'>ÇENE ALTI</title><content type='html'>Sonunda üniversitelerde türbanın yolunu açma yolunu buldular. "Çene altı..." Komik bir şekilde sadece şekle bakılarak bir  çözüm bulduklarını sanıyorlar.&lt;br /&gt; Türbana serbestlik konusunda MHP ve Ak Parti anlaştılar. Anlaşmanın formülüne bir de isim taktılar: GATA formülü. Yani eşarbını türban formunda değil de, çene altından fiyonkla bağlarsan hiçbir sorun yok. Tamamdır.&lt;br /&gt;Rejim tehlikesi de böylece bertaraf edilmiştir. Mesele kafanın içinde ne olduğunda değilmiş veya bazılarının başlarını siyasi bir mesaj amacıyla örtmeleri falan da değilmiş. Tüm sorun fiyonktaymış. Neden daha önce fark edememişler acaba?... Örtünün ucunu alttan çevirip, arkaya doğru atmadığın zaman Atatürk Devrimleri'ne bağlı, laikliğe inanmış, dini siyasallaştırmayan oluyorsun. Yooo eğer çene altından fiyonk atmamakta ısrar edersen işte o zaman tehlikelisin. Çözüm ne kadar da basitmiş değil mi?... Ne yaptılar böylece, Atatürk Devrimleri'ne karşı çıkanları ortadan kaldırdılar!...&lt;br /&gt;Yıllardır ülkeyi gerilimden gerilime sürükleyenler nasıl da akıl edememişler acaba?... Yada AKP ve Zihniyetine yalakalık yapmak adına orada burada onlar lehine konuşan çenesi düşük bazı aydınlar yıllardır ekranlarda yırtındılar da nasıl oldu da böyle bir formülü akıl edemediler. Hayret doğrusu… Oysa bakın çözüm ne kadar da basitmiş. Çene altına bir fiyonk attılar ve herkesi laik Cumhuriyete bağladılar. İşte bu kadar.  Alın size çözüm!...&lt;br /&gt;AKP ve MHP bir çözüm yolunda anlaştıkları için sevinçliler. Neden olmasınlar ki? Türk Ulusunu salak yerine koyarak, devrim yasaları ile alay ederek, Anayasa’daki laiklik tanımı ile dalga geçerek bir formül bulmuşlar. Bu formüle sesini çıkaran da pek yok. Zira üçü beşi geçmiyorlar. Ki onları susturmak da kolay. Amaçlarına ulaşmalarına az kaldı. Amaç ne? Tabii ki yerel seçimler. Oylarını biraz daha arttırmak. Yoksa amaç Türk Ulusu veya sürekli söyledikleri gibi özgürlüklerin yaşanması değil. Zira amaç o olsaydı laik Cumhuriyetimize zarar verecek hiçbir şeye evet demezlerdi&lt;br /&gt;Yıllardır ülkemizde iktidara gelen partiler ekonomiden sağlığa,depremden spora kadar her şeyi çeneleriyle çözegeldiler. Ancak ülkemizdeki rejimi tehdit eder hale gelen, RTE’nin de simge olduğunu kabul ettiği türban meselesini de çene ile çözecekleri aklımıza gelmemişti doğrusu. Ne kadar kolay değil mi? Tehlikeye giren rejim kimin umurunda. Her iki parti de kendisini düşünüyor.&lt;br /&gt;Çenesi düşük aydınlarımıza da iki yol kalıyor. Ya çenelerini iyi çalıştırıp bu formüle övgüler düzecekler yada çenelerini kapatıp oturacaklar. Ancak şu ana kadar yalakalıkta sırayı kaptırmamaya çalışmalarından olsa gerek ilk yolu seçeceklerini düşünüyoruz. Zira eğer susarlarsa rant kapıları kapanacak. Yani onlarda kendilerini düşünecekler. Kısacası Türk Ulusunu ve Cumhuriyetini düşünen yok.&lt;br /&gt;‘Çene Altı’ formülü laik Cumhuriyet rejimize atılmış en büyük darbedir. Bu halk atılan bu darbeyi hiç hak etmedi. Ancak elbet bir gün bunların hesabını sormasını da bilecektir…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-4304247358086154638?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/4304247358086154638/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=4304247358086154638' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/4304247358086154638'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/4304247358086154638'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/ene-alti.html' title='ÇENE ALTI'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-155674896276357961</id><published>2008-05-02T01:42:00.000-07:00</published><updated>2008-05-02T01:43:37.905-07:00</updated><title type='text'>ÜNİVERSİTELER,TÜRBAN VE ÜLKEMİZ</title><content type='html'>CUMHURBAŞKANI Abdullah Gül, türban tartışmalarıyla ilgili olarak tuhaf bir çıkış yaparak, üniversitelerin "inançların özgürce yaşandığı yerler" olması gerektiğini söylüyor. Ancak, hepimizin malumu olduğu üzere, inançların özgürce yaşandığı yerler ibadethanelerdir, üniversiteler değil. Üniversiteler bilimin özgürce yaşandığı ve yapıldığı yerler olabilir ki bu da zaten tanımı gereği "inançların" işin içine karıştırılmadığı yer anlamına gelmektedir.&lt;br /&gt;Eğer üniversiteler laik birer kurum olarak ortaya çıkmamış olsalardı, bugün hala dünyanın dönmediğine inanıyor olurduk. Zira Galileo bu yüzden öldü…Yine atom çekirdeğinin parçalanamayacağına inanır, bugünkü yaşantımızı borçlu olduğumuz bilimsel gelişmelerin büyük bir çoğunluğunu göremezdik bile. Zira din adamları, inanca aykırı buldukları konuların araştırılmasını yasaklarlar, konuşulmasına bile izin vermezlerdi.&lt;br /&gt;Batı’da bilimin gelişmesini sağlayan şey kısaca "aydınlanma" dediğimiz süreçtir ve "ampüllerin yakılması" anlamına gelmiyordu. Bu süreç, dinin, bilime gölge etmemesi ve toplumsal yaşamı düzenleme iddiasından vazgeçirilmesine hizmet eden bir süreçti. RTE’nin kullanmaktan zevk duyduğu "Batı’nın bilim ve sanatı" dediği şey ise bu sürecin en önemli ürünü niteliğindedir. Müslüman ülkelerin "Batı’nın ilim ve sanatına" muhtaç olmalarının nedeni ise; dinin, ait olması gereken esas yerde tutulamaması ve günlük yaşamı yönetme iddiasında olma çabasından başka bir şey değildir.&lt;br /&gt;Türkiye bu aydınlanma hareketini ATATÜRK sayesinde yaşadı. Şimdi ise bu aydınlığın üzerine güya ampül yakarak karartmaya çalışıyorlar. AKP ve Zihniyeti hükümeti ülkeyi “Karanlıklar Caddesine” doğru sürüklüyor. RTE batıdan bilim ve sanatı alamadığımızı sadece ahlaksızlıklarını aldığımız yolunda bir söylem geliştiriyor. Merak ediyorum doğrusu sözlerinden çıkmamaya özen gösterdikleri ABD ve AB’ye bu rahatsızlıklarını ifade ediyorlar mı? Zannetmiyorum. Ancak laik cumhuriyet Türkiye’siyle paylaşmakta bir çekince görmüyorlar. Peki var olduğunu iddia ettikleri dejenerasyon üniversitelere türbanın sokulmasıyla çözülecek mi? O zaman daha mı çok bilimle uğraşılacak. Daha mı çok gencimiz sanatçı olacak? Mümkün değil. Zira AKP ve Zihniyetine sahip olanlardan değil mi “Ben böyle sanata tükürürüm” diyenler?...&lt;br /&gt;"Hiçbir şey eyleme geçmiş cehaletten daha korkunç olamaz." Yazıktır ki Türkiye’de cehalet eyleme geçmiş durumda. Bu eylemin başını ise AKP ve Zihniyeti hükümeti çekiyor. Destekçileri mi? Önümüzdeki yerel seçimleri düşünerek üç beş tane başörtülü yandaşına yaranmaya çalışan MHP. Daha düne kadar sürekli çatışan bu iki parti bugün işbirliği yapmakta bir sakınca görmüyorlar. Ülkeyi büyük bir karanlığın içine atmaya çalışıyorlar.&lt;br /&gt;Zira üniversitelerimiz  Cumhurbaşkanımızın dediği gibi inançların özgürce yaşandığı yerler olacak, bilimin ve sanatın özgürce tartışıldıkları yerler yerine. Bu ise ülkemizi ortaçağ karanlığı içerisine atacaktır. Zira bilime vurulan bir darbe bir ülkenin geleceğine vurulan bir darbedir.&lt;br /&gt;Susmak eyleme geçmiş cehalete bir madalya takmak değil midir? Ülkeyi karanlığa götürmek isteyenlerin amaçlarına hizmet etmek değil midir?  Susup izleyecek miyiz? Ülkemizin karanlığa sürüklenmesine göz mü yumacağız?.....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-155674896276357961?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/155674896276357961/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=155674896276357961' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/155674896276357961'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/155674896276357961'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/niversitelertrban-ve-lkemiz.html' title='ÜNİVERSİTELER,TÜRBAN VE ÜLKEMİZ'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-4312672719630365360</id><published>2008-05-02T01:40:00.000-07:00</published><updated>2008-05-02T01:41:44.719-07:00</updated><title type='text'>GENÇLERİ ELEŞTİRMEK</title><content type='html'>Birkaç orta yaşlı insan bir araya geldi mi başlıyorlar gençleri eleştirmeye. Gençleri eleştirmeye ne kadar çok meraklılar değil mi? Neler söylenmiyor ki?&lt;br /&gt;” Gençler okumuyor, okusa da ciddi şeyler okumuyor, ciddi şeyler okusa da anlamıyor... İşleri güçleri bilgisayar başında oturmak, televizyon izlemek, internette chat yapmak, telefonda sürekli arkadaşlarıyla konuşmak. Hem de boş konuşmak… Politikayla ilgilenmiyorlar. Ne dünya sorunları, ne de ülke sorunları konusunda bilgileri yok... Derin ve sürekli ilişki kuramıyorlar, hep geçici ve yüzeysel ilişkiler kuruyorlar, çoğu da maddi çıkara dayanan türden ilişkiler.”&lt;br /&gt;Bu eleştirilerde haklılık payı var mıdır? Varsa bu durumun tek sorumluları bu gençler midir? Şöyle bir durup düşünmek gerekmez mi? Günümüzde gençler ile ana babaları arasındaki farkın, şimdiye kadar hiçbir kuşakta görülmedik kadar derin ve sarsıcı olduğunu görmeliyiz ilk önce. Türkiye'de oldukça güçlü bir orta sınıfın oluşmasıyla birlikte toplumun yaşam biçimi de değişti. Otomobili olan, yazları tatile giden, çocuklarını özel okullara gönderen, eve bilgisayar ve internet hizmeti alabilen, bütün aile fertlerinin cep telefonu taşıdığı, eski kuşaklara göre daha liberal ilişkilerin olduğu aileler var oldu.Böylesine köklü şekilde değişen bir aile yapısının yeni kuşaklar üzerinde derin farklılıklar yaratması kadar doğal bir sonuç yoktur.&lt;br /&gt;İkinci bir neden de, teknolojide meydana gelen değişikliklerdir. Günlük yaşamımızı büyük bir şekilde değiştiren cep telefonu ve internet o kadar çok yaygınlaştı ki. Tabii bir de buna uydu yayınlarını da ekleyebiliriz. Sınıf yapısında meydana gelen değişikliklerle beraber ortaya çıkan bu teknolojik yenilikler, yalnız yaşam kalitemizi etkilemekle kalmadı, aynı zamanda hayat anlayışımızı, dünyayı algılayışımızı, beklentilerimizi de değiştirdi.&lt;br /&gt;Böylelikle de doğal olarak bir önceki kuşaktan çok farklı yeni bir insan modeli oluştu. 'Gençler okumuyor!' deniyor. Evet bir anlamda doğrudur. Zira, görsel kültür günümüzde o kadar çok ağır basıyor ki nedeni budur diye düşünüyorum. Yine önemli olan fark daha vardır ki, gençlerin bilgiye ulaşma kanallarının değişmiş olması. Birkaç dakikada internet sayesinde istedikleri bilgiye ulaşma olanaklarına sahipler artık.! Evet tüm bunlar  disiplinli okumanın vereceği sistematik düşünme yeteneğini geliştirmelerinde onları zorlayacaktır ama yazıktır ki  bunun da  kolay ve hazır bir çözümü halihazırda bulunmuş değildir.&lt;br /&gt;Gençlerin 'maddiyatçı', 'bireyci' olduğu, politikayla, ülke ve dünya sorunlarıyla pek ilgilenmedikleri eleştirisine gelince... 12 Eylül'ün ve aşırı liberal politikaların bir mirası değil midir bu sonuç? Üniversite örencilerinin siyasal partilere üye olmasını bile yasaklamadı mı bir ara? Aileler 'Aman yavrum, politika tehlikelidir, etliye sütlüye karışma' diye yetiştirmedi mi çocuklarını? 'Köşeyi dönmek' bir ideal olarak sunulmadı mı? Ne bekliyorduk ki? Aslında bir önceki kuşağın yarattığı tüm olumsuzluklara rağmen az bir kesim bile olsalar  gençlerin nasıl olup da hâlâ politikayla ilgilendiklerine şaşmalı aslında.&lt;br /&gt;Onlar yepyeni bir dünyanın çocukları. Hem onları yetiştiren kuşak sizlersiniz. Bu nedenle çok da eleştirmeye hakkınız yok. Yada kim bilir, belki de biraz da kıskanıldığınız için mi eleştiriliyorsunuz onları bu kadar? Ne dersiniz?...&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-4312672719630365360?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/4312672719630365360/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=4312672719630365360' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/4312672719630365360'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/4312672719630365360'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/genleri-eletirmek.html' title='GENÇLERİ ELEŞTİRMEK'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-8395907656118791344</id><published>2008-05-02T01:38:00.000-07:00</published><updated>2008-05-02T01:40:02.812-07:00</updated><title type='text'>EĞİTİM HAKKINI DA ALMAK İSTİYORLAR, UYANIN!...</title><content type='html'>Getirildiği makamın öneminin farkında olan Özcan, neden bu makama getirildiğini nihayet açık seçik bir dille ifade etti. Bir süredir "bütün yasaklar kalkacak", "ipimi çekerler" gibi açıklamalar yapan Özcan en son Milliyet gazetesi yazarı Fikret Bila ve gazeteci Yavuz Donat aracılığıyla "yeni projeleri" olduğunu ilan etmişti. şimdi ise tartışılmaması imkansız, akıllara ziyan bir projesini açıkladı..&lt;br /&gt;Devlet üniversitelerini paralı yapmak istediklerini söyleyen Özcan; "Amaç, sadece belli sayıda insanı üniversiteye taşımak olabilir. Okullar bedava. Hiçbir yerde görülmemiştir. şunu yapmak istiyoruz: Üniversiteleri paralı yapalım, ihtiyacı olana burs verelim. Sonra, insanlar çalışınca bu parayı geri ödesin. isteyene 8 - 10 bin YTL kredi versek, sonra bunu bize geri ödese. Neyse borcu... ABD'de olduğu gibi, mezuniyetten sonra ödesin. Bunun ideali, hiç kimseyi üniversiteye taşımamak. Sadece belli sayıda insanı taşımak. Diğerlerini, yüksek teknik okullara ve yüksek meslek yüksekokullarına yönlendirmek. Ara elemana ihtiyaç var. İstihdam sorunu çözülür."&lt;br /&gt;Ulusal Öğrenci Konseyi genel kurulu sonrasında yaptığı bu açıklamanın ardından ise öğrencilerin sorularını yanıtlayan Özcan'a sorulan sorular da alınan yanıtlar da ülkenin geldiği durumun ve Özcan'ın göreve ne maksatla getirildiğinin açıklaması niteliğinde doğrusu. Bu sorulara ve akıllara zarar cevaplara bir iki örnek verelim:&lt;br /&gt; Bir öğrenci; "Herkes üniversite mezunu olmalı mı?" Özcan: "Hayır, olmamalı"&lt;br /&gt; Bir öğrenci: "Neden, bu yöntemle başlama ihtiyacı duymadınız da üniversite sayısını artırma yolunu seçtiniz?" Özcan: "Çünkü, bunu söylersek daha geldik, üç haftada, herhalde beni oradan çabuk indirirler diye"&lt;br /&gt;Tam bir kukla olduğunun, sadece amaçlanan hedef uğruna çalışacağının bir göstergesi niteliğinde. Özcan ilk göreve getirildiğinde bunun bir amaca hizmet amaçlı olduğunu ifade etmiştik. Zira YÖK Başkanı olmak için gerekli şartların birçoğunu sağlamayan bir kişi kalkıp da böylesine önemli bir kurumun başına getirilmezdi. Bu kurumun başına bir kukla gerekiyordu ve bulundu. şimdi de o kukla beceriksizlik mi, boşboğazlık mı dersiniz bir şekilde getiriliş amaçlarını açıklamaya başladı. Tabii bu söylemlere tepkiler de gecikmedi. Üniversite Öğretim Üyesi Dernekleri, "Ayrıcalıklı bir sınıf yaratılır, öğrenciler müşteri olur" diyerek tepki gösterdi. Gerçekten de durum budur. Bu sadece vahşi kapitalist sistemin getirip dayattığı bir projeden öte bir şey değildir. Zira örnek gösterilen ABD ile Türkiye’de yoksulluk diz boyu. İnsanlarımızın birçoğu açlık sınırı altında yaşamak zorunda. Böylesine gelir düzeyi düşük olan bir ülkede, üniversitelerin paralı hale getirilmesi ülkede sınıfsal bir ayrıma yol açar ki anlaşıldığı kadarıyla istenen de odur. Neden mi? Bu sayede türban sorunu aşılmış olacak çünkü. Zira özel üniversitelerde böyle bir sorun olmayacak.&lt;br /&gt;Öğrencilere burs verelim diyorlar. Peki ülkenin durumu bu halde iken, yani ülkem insanının büyük bir kısmı açlık sınırında iken hangi vatandaşımıza burs verebilecek? Zira AKP ve Zihniyeti hükümeti bugün memurlarımıza bile doğru dürüst maaş veremiyorken nasıl olacak da burs verebilecekler şaşarım doğrusu. Tabii bu durumda da bursu kimlerin alabileceği de şimdiden açık ve seçik ortadadır. Elbette ki AKP ve zihniyetine sahip ve destek olanlar. Onların dışındakilere ise eğitim yolu kapatılacaktır. Dolayısıyla sadece belirli bir kesim faydalanabilecek böyle bir durumdan.Böylece de Türkiye’nin İslam Devleti olmasının önünde duran okumuş, aydın kesim ortadan kalkmış olacaktır.Onlar da amaçlarına ulaşmış olacaklardır. Peki nerede kaldı eğitim hakkı?&lt;br /&gt;Sosyal devlet okuyandan para almaz. Eğitim ve sağlık sosyal devletin olmaz olmazlarıdır. Ancak AKP ve Zihniyeti bunların hepsine dokunabiliyor. Açıklaması da “ABD’yi örnek alıyoruz” şeklinde. Ama neden? Açıklama yok. Bir sistemi taklit etmeye çalışıyorlar ama iki ülkenin şartları eşit değil. Bu durumda nasıl başarı sağlanacak? Mümkün değil. Elde edilebilecek tek başarı, şeriatı getirmek olacaktır. Yani kendi amaçlarına hizmet dışında hiçbir getirisi olmayacak. Üniversiteleri paralı hale getirme projesi, aslında AKP ve Zihniyeti hükümetinin göreve geldiğinden beri uyguladığı, ülkeyi satma politikalarının bir parçasıdır.&lt;br /&gt;Aslında  Prof. Ünsal Oskay hocanın dediği gibi: “Bush ve Erdoğan arasındaki dünya görüşü, hayat anlayışı, politik felsefe açısından hiçbir fark yoktur. Biri retorikte ‘İsa, avangelistler’ falan diyor, diğeri ‘Hz. Ebu Bekir, Hz. Muhammed.’ Hepsinin semantik yapısını kurcaladığınız zaman ne çıkacaktır? Para azizdir. Rıhtımı da satarım, Topkapı Sarayı’nı da satarım. Ha, içimi rahatlatmak için bayrakların ebadını büyütürüm. Cibali Karakolu’na 6 metrelik bayrak asarım. Ama karakol satılmış! Suudi Arabistan’dan adamlar geliyor. ‘Buraya 80 katlı modern karakol yapacağım’ diyor. ’Al toprağı’ diyor. Bu arada milleti ve kendi vicdanını rahatlatmak için bayraklar yakında 20 metreye çıkacak. Özal’ın mezarını da satacaklar. Hatta eğer uyanmazsak Anıtkabir’i de”&lt;br /&gt;Nereden başladılar? Öncelikle olmazsa olmaz kitlerimizin satışıyla başladılar. Şimdi ise eğitim ve sağlık gibi sosyal devletin olmazsa olmazlarını satmaya başladılar. Şimdi ülkenin vekilleri sıfatıyla mecliste oturanlar unutmasınlar ki üniversiteler parasız olduğu için okuyup gelmişler buralara. Şimdi hangi hakla gelecek kuşakların eğitim haklarını alacaklar, sorarım?&lt;br /&gt;Ey Türk Ulusu! Uyan artık uyan! Dar gelirli ve işsiz, yoksulluğa mahkûm edilmiş insanlarımız uyanın. Unutmayın ki sizin işsizliğiniz, yoksulluğunuz kader değil, sizi yönetenlerin beceriksizliğidir. Sizi saf, geleceğini göremeyen kara cahil insanlar olarak görenler gözlerinizi boyamaya çalışmaktadırlar. Aldanmayın bunlara! Bakın şimdi de eğitim hakkınızı elinizden almaya çalışıyorlar. Vatanın her parçasını para uğruna satıyorlar. Yakında para uğruna Anıtkabir’ i de satmaya kalkarlarsa şaşırmayın yada uyanın artık. Bu gidişata bir dur diyin. Yoksa çok şey kaybedeceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-8395907656118791344?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/8395907656118791344/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=8395907656118791344' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/8395907656118791344'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/8395907656118791344'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/eitim-hakkini-da-almak-istiyorlar.html' title='EĞİTİM HAKKINI DA ALMAK İSTİYORLAR, UYANIN!...'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-66389777068906697</id><published>2008-05-02T01:37:00.000-07:00</published><updated>2008-05-02T01:38:43.102-07:00</updated><title type='text'>ELEKTRİK ÜZERİNE ÇİRKİN OYUNLAR</title><content type='html'>AKP ve Zihniyeti hükümeti yılbaşından itibaren elektrik fiyatlarına konutta yüzde 15, sanayide yüzde 10 zam kararı aldı. Aslında; çok daha önce,yani seçimlerin hemen ardından,seçim savurganlığını bir nebze kapatabilmek için elektrik zammı düşünülmüştü… Ancak;gelen tepkiler üzerine, RTE, “ben böyle bir talimat vermedim…”  türünden açıklamalar yaparak, Enerji Bakanı ile Hükümet Sözcüsü’nü oldukça zorda bırakmıştı. Ama onların ikisinden de,liderlerinin bu manevrası neticesinde ses gelmedi… Gelemezdi de!&lt;br /&gt;O zaman yapılacak zam oranı öğrendiğimiz kadarıyla yüzde 3 civarında idi. Şimdi ise; ne değiştiyse zam oranında büyük bir artış söz konusu. Açıklar dürüst vatandaşımızın sırtından kapatılacak. Bu net olarak anlaşıldı…&lt;br /&gt;Yapılan araştırmalar göstermektedir ki; kişi başına düşen ulusal gelire göre elektrik fiyatları karşılaştırıldığında, değil AB ülkeleri arasında, dünya ülkeleri arasında elektrik fiyatlarının en yüksek olduğu ülke Türkiye’dir. Üstelik de elektrik üretiminde çok daha iyi imkanlara sahip olmasına rağmen. Ama ne yazık ki;toplumdan tepki gelmeyince; hükümet de istediği gibi at koşturuyor.Muhalefet derseniz; zaten bugünlerde onları gören de nerede olduklarını bilen de yok…&lt;br /&gt;Hükümet seçim ertesi zam yapılacağını duyurduğunda büyük bir tepki almıştı. Zira seçim döneminde devletin imkanlarını sonuna kadar kullanan AKP ve Zihniyeti’nin bu açıkları kapatma yolu olarak görülmüştü bu zam. Bir anlamda da doğruydu. Zira seçim yardımı olarak Hazine’den alınan yardımların dışında, gerek doğrudan, gerekse yandaş Belediyeler aracılığıyla devletin imkanları resmen heba edilmişti. Dolayısıyla da Hazine tam takır, kuru bakır hesabı boşalmıştı. Devlet tekelinde bulunan bir çok hizmet alanı ile birlikte elektriğe zam yapmak; bir anlamda Hazine’yi yeniden doldurmanın yollarından biriydi. Ancak bu medya tarafından deşifre edildikten sonra geri adım atılmış ve zamdan vazgeçilmişti.&lt;br /&gt;AKP ve Zihniyeti hükümetinin beceriksizliği dolayısıyla başarısızlıkları öyle tavan yaptı ki;bütçede meydana gelen açık gitgide artmış ve içinden çıkılamaz bir hal almıştı.&lt;br /&gt;Üretimin yapılamadığı ortamlarda zam yapmak,hükümetin tek çıkar yolu.konunun gelip de özellikle elektriğe dayanmasının altında yatan gerçekler, ilk bakışta dikkatlerden kaçmıyor. Zira başkalarına peşkeş çekilen elektriğin kullanımından doğan açık da git gide çok  büyük boyutlara ulaşmıştır. Bunun için tedbir almak AKP ve Zihniyeti iktidarının işine gelmemektedir. Çünkü alınacak tedbirlerin, öncelikle bağımlı oldukları dış güçlere, sonra da önemli desteğini aldıkları yandaş kesimlere dayanacaktır. Bunu yapmaktansa; tam aksini yapıp, açığı oluşturanları bir şekilde koruyup, faturayı dürüst vatandaşa çıkarmak şimdilik en zararsız yöntem. Çünkü, Türk Ulusu tepki vermekte pek mahir değildir maalesef. Bu da, hükümetin arayıp da bulamadığıdır…&lt;br /&gt;Elektrik konusunun neden böylesine yüklenildi? Nasıl mı oluştu bu açıklar? Dilimizin döndüğünce kısaca anlatalım;&lt;br /&gt;Bilindiği üzere elektriğin en çok tüketildiği ve sanayinin ağırlıkta olduğu Marmara Bölgesi’dir. Bu bölgede kullanılan kaçak elektriğin haddi hesabı yoktur. Ancak Hükümet pek tabii ki bu bölgedeki sanayicinin üzerine gidemez. Nasıl gitsin ki? Zira adamların hemen bütün çoğunluğu, örgütlü bir şekilde ve özellikle TÜSİAD aracılığıyla AKP ve Zihniyeti hükümetine olan desteklerini açıkça ifade ediyorlar. Bu durumda AKP ve Zihniyeti nasıl olurda bunlara müdahale edebilir ki? Hem siz olsaydınız bindiğiniz dalı keser miydiniz?&lt;br /&gt;Yine, konutlarda kaçak elektriğin en çok kullanıldığı bölgeler Güney Doğu ve Doğu Anadolu Bölgeleri’dir. Fakat ne yazık ki buralara da dokunulamaz. Zira bunlara izin verilmesinin kökeninde AKP ve Zihniyeti’nin Kuzey Irak politikası yatmaktadır. Bu sayede oy oranlarını arttırmadılar mı o bölgelerde. Hatta birinci parti olarak çıkmadılar mı sandıktan. Şimdi nasıl olur da bu yörelerde ki kaçak kullanımın önünü kesebilirler ki? Katiyen olmaz. Zira hem oradaki halkın hem de ABD emperyalizminin ve güdümündeki AB’nin maşalarının ve yerli işbirlikçilerinin huzuru kaçar ki bunu RTE asla kabul edemez…&lt;br /&gt;Ayrıca Kuzey Irak’a verilen elektriğin durumu da söz konusu. Zira o bölgeye verilen elektrik Türk insanının kullandığı fiyatın neredeyse yarısı bir fiyata verilmektedir. Yani Türk insanı kendi topraklarında üretilen  elektriği, kendisine ve ülkesine kin besleyen, askerlerimizin şehit olmasına göz yuman, teröristleri vatandaşları olarak kabul edip, savunan bir ülke insanından daha pahalıya kullanıyor. Tabii doğal olarak AKP ve Zihniyeti hükümeti buna da bir dur diyemez. Zira bu da Kuzey Irak politikalarının bir parçası. Yani ABD ve AB’nin dayatmaları. Bu satışa veya buralara verilecek elektriğe yapılacak zamma RTE asla müsaade edemez. Çünkü, ABD ve güdümündeki AB’yi kızdırmak bu hükümet için istenebilecek en son şeydir.&lt;br /&gt;Tabii bir de sokak lambalarının faturasını ödemeyen AKP ve Zihniyetine sahip belediyeler var. Bu faturaları onlara ödetmek olur mu hiç? O belediyeler ki, RTE’nin sözünden çıkmıyor, halka kömür ve gıda yardımı yapıyorlar. Yani bu iyilikleri karşılıksız mı kalsın? Mümkün değil. Tabii ki faturaları ödemezlerse de olur. Nasılsa hükümet ödetecek birilerini bulur.&lt;br /&gt;Yukarıda anlattıklarımız ışığında buralara ve ilgililere dokunulamayacağı çok açıktır. Bu durumda ihtiyacın karşılanabileceği en uygun alan, dürüst vatandaşlardır. Bunların, nasıl olsa sesleri çıkmıyor, örgütlü de değiller. Arkalarında dışarıdan talimatlı işbirlikçiler de yok. O halde; vurun bunlara. Zam oranını da istedikleri gibi, hatta tüm açıkları kapatacak ölçüde de tutabilirler. Üç-beş mırıltı duyulur. Sadece o kadar!&lt;br /&gt;IMF de son raporunu bu yönde vermiştir. Üstelik elektrik zammının otomatiğe bağlanması bile konuşulmuştur. Bağlarlar tabii. Zira amaç bir anlamda halkı bezdirerek elektrik dağıtımının özelleştirilmesinin önünü açmak değil midir? Nasılsa dürüst vatandaşın ağzı var dili yok. Onlar Hazine’nin içini boşaltsınlar halk doldursun. Bir de” Ben halkımı düşünüyorum, kömür ve gıda yardımları yapıyorum “diyerek ortalığa çıkıp bir iki duygu sömürüsü yaparlarsa zaten bu halk onları affeder. Sistemi ne güzel kurmuşlar değil mi? Ve yazıktır ki dürüst fakat örgütlenme fakiri olan halkımızı kullanmayı çok iyi biliyorlar.&lt;br /&gt;Boşaltan boşalttı Hazine’yi. Şimdi ise yeniden doldurma zamanı. Nasıl mı? Elbette ki her şeye zam yaparak… Para kimden mi çıkacak? Tabii ki vatandaştan….&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-66389777068906697?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/66389777068906697/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=66389777068906697' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/66389777068906697'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/66389777068906697'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/elektrik-zerine-irkin-oyunlar.html' title='ELEKTRİK ÜZERİNE ÇİRKİN OYUNLAR'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-7232524718583782438</id><published>2008-05-02T01:36:00.000-07:00</published><updated>2008-05-02T01:37:30.497-07:00</updated><title type='text'>PEMBE GÖZLÜKLER KIRILDI</title><content type='html'>Hükümet övünüp duruyor kaç zamandır; ”Büyümede görülmemiş bir rekora erişmişiz. İhracatta rekor bir patlama gerçekleşmiş durumda. Memurumuzu, işçimizi enflasyon altında ezdirmiyoruz.” diyerek. Yabancı sermaye girişi, özelleştirme ve tekmili, nurlu ufuklara yelken açmış ekonominin grafiğini AKP iktidarı çiziyor, nazar boncuğunu ise büyük sermayeler takıyor. "Aman her şey ne kadar iyi, ne kadar güzel, hiç bu kadar iyi olmamıştı."&lt;br /&gt;Sonra ne mi oluyor? Devreye kara gün dostumuz, can kurtarıcımız IMF giriyor. Bir rapor yazıyor. Ama nasıl olur. Bu yapılan kardeşliğe, kara gün dostluğuna sığar mı? Bize bunu nasıl yapar dedirtiyor hükümete. IMF aralarında Türkiye, Brezilya, Rusya, Macaristan, Güney Afrika, Polonya’nın da yer aldığı sekiz ülkeyi sıralıyor ve diyor ki bu ülkeler krize en yakın ülkeler. AKP iktidara geldiğinden beri üzerine titrediği, sürekli pohpohladığı IMF, Türkiye’yi şimdi en kırılgan ülkeler arasına katıyor.&lt;br /&gt;Neden mi? Aslında nedeni çok açık değil mi? Neden tabii ki ekonomik gerçekler. Döviz rezervlerinin kısa dönemli borçlara oranı, cari işlemler açığının milli gelire oranı, kamu borçlarının milli gelire oranı, özel sektöre açılan kredilerin milli gelire oranı…. Bunların hepsi çok ama çok yüksek. Bunlar ise hastalıklı bir ekonominin göstergeleri. Bunları ve daha başka gerekçeleri sıraladıktan sonra, dünyaya dönüyor ve “Türkiye’ye dikkat edin” diyor.&lt;br /&gt;Peki nasıl oldu bu? Yaklaşık yedi yıldır zaten ülke ekonomimizi bir anlamda yönlendiren IMF değil miydi? AKP zaten IMF’nin sözünüzden çıkmadan hareket etmiyor. Bir önceki raporda göklere çıkardıkları ülke nasıl oldu da bu hale geldi? Yoksa bunların hepsi birer yalan, büyük birer uydurmaca mıydı? Ne oldu? Ama, rapor ortada. Gerçek acı. Yedi yıldır al takke, ver külah devam eden ilişkide şimdi tehlike çanları çalıyor. Bu bir  IMF ihaneti mi yoksa ülke iktidarının ihaneti mi?&lt;br /&gt;Bu durumda AKP ne yapıyor? AKP bu raporu görmezden geliyor. AKP hepimize hala pembe gözlük takmaya uğraşıyor. Oysa, pembe gözlük çoktan kırıldı.  Kıran ise yedi yıldır ekonomiyi yöneten, sizi pohpohlayan IMF.&lt;br /&gt;Fiyat artışı, büyüme hızındaki düşüş haberleri, bu rapor sonrasında geliyor. Pembe solmaya yüz tutuyor. Elektrik zammı otomatiğe bağlanıyor. Kemerler sıkılmalı deniyor 2008 de. Ama nereye kadar. AKP ve sermaye belki farkında değil ama bu halk zaten yıllardır kemer sıkıyor. Sizin çizdiğiniz pembe tablonun ardında açlıktan, yoksulluktan kırılıyor. Halkımızın büyük bir çoğunluğu açlık sınırının altında yaşıyor. Şimdi de kalkmış “Kemerleri sıkacağız” diyorlar. Sanırım asıl amaçlanan halkı tümden öldürüp tüm sorunlardan kökten kurtulmak.&lt;br /&gt;Tüm halkımıza seslenmek istiyorum. Belki sizin için çizilen pembe tabloya inanmak istediniz. Ancak o tablo çoktan yandı. Sıra o gözlükleri çıkartıp, gerçekle yüzleşmekte. Kararımızı ve tavrımızı ortaya net olarak koymakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-7232524718583782438?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/7232524718583782438/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=7232524718583782438' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/7232524718583782438'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/7232524718583782438'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/pembe-gzlkler-kirildi.html' title='PEMBE GÖZLÜKLER KIRILDI'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-4653351017132856257</id><published>2008-05-02T01:35:00.000-07:00</published><updated>2008-05-02T01:36:33.586-07:00</updated><title type='text'>KUBİLAY BOŞUNA MI ŞEHİT OLDU?</title><content type='html'>Tarih 23 Aralık 1930. Mustafa Kemal Atatürk bir yut gezisi çerçevesinde Edirne ilindedir. O sabah bir telgraf gelir İsmet İnönü’ den. Bu haber haberlerin en kötüsü, en karasıydı: ”Menemen’ de bir yedek subayımız, gerici yobazlar tarafından boğazı kesilerek şehit edildi.”&lt;br /&gt;            Beyninden vurulmuşa dönmüştü Mustafa Kemal Atatürk. On yıl düşman işgali altında inleyen Menemen, kendisini bağımsızlığına,  özgürlüğüne  kavuşturan cumhuriyet yönetiminin sırtından bıçaklanması olayına sahne oluyordu ve buna inanmak gelmiyordu içinden. Zira hep kahraman olarak nitelemişti Menemen halkını. Şimdi ise cumhuriyeti sırtından bıçaklayanlara alkış tutarken görüyordu onları. Çok çok acı verici bir durumdu.&lt;br /&gt;            Kendisini “Mehdi” ilan eden Derviş Mehmet  ve adamları 23 Aralık Salı günü geldiler Manisa’dan Menemen’e, cumhuriyete karşı en büyük eylemlerini gerçekleştirmek adına. Önce Müftü Mescidine girdiler, mescitte asılı duran üzeri Arapça yazılı yeşil bayrağı da alarak Belediye Meydanına geldiler. ”Din elden gidiyor,kafirler şapka giymemizi zorlayarak bizi dinimizden ayırmaya çalışıyor” diye bağırarak esnafı dükkanlarını kapatmaya ve kendilerine katılmaya zorluyorlar. Ayrıca Derviş Mehmet, “kendisinin peygamber olduğunu,şeriatı yerine getireceğini, Menemen’in 70 000 Müslüman askeri tarafından kuşatıldığını” tehditkar bir şekilde ilan ederek halkı şeriat bayrağı altında toplanmaya çağırıyordu.  Bu emre uymayanların ise kılıçtan geçirileceğini,askerin kendilerine silah atamayacağını, kendilerine top ve merminin işlemeyeceğini söylüyordu.&lt;br /&gt;            Ayaklanan bu gerici topluluğun tehlikeli hareketlerini denetim altına alabilmek amacıyla 43.Piyade Alayından P.Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay görevlendirildi. Kubilay eratın cephane almasını dahi beklemeden 26 kişilik müfrezesiyle hareket etti. Olay yerine geline müfrezesine süngü taktırdı ve erleri çavuşun denetimine bırakarak ayaklananların yanına gitti. Derviş Mehmet ve ekibini uyardı ancak bu uyarıya silahla karşılık verdiler ve Kubilay yaralandı. Bunun üzerine bekleyen müfreze irticai gruba ateş açtı. Ancak silahlarında manevra mermisi bulunduğundan etkili olmadı. Mehdi Derviş Mehmet ise “Bakın bana mermi işlemiyor” diyerek cüretini daha da arttırdı. Ağır yaralı Kubilay’ın başını keserek gövdesinden ayırdı ve yeşil bayrağın tepesine takarak Menemen sokaklarında dolaşmaya başladı. Olay yerine toplananlar ise bu olanlar karşısında donuk, duygusuz ve seyirci kaldılar. Ancak bu sıralarda makineli tüfeklerle donatılan iki bölük Menemen’e geldi ve olayı bastırdı. Kendisine silah işlemediğini iddia eden Derviş Mehmet de merminin nasıl işlediğini görmüş oldu.&lt;br /&gt;            Bu olaylar sonrasında Mustafa Kemal Atatürk bir Ege gezisi sırasında şunları söylüyordu: ”Halkın saflığından yararlanarak ulusun maneviyatına sataşan kimseler ve onların takipçi ve müritleri elbette birtakım cahillerden ibarettir.Ulusumuzun önünde açılan kurtuluş ufuklarında durmaksızın yol almasına engel olmaya çalışanlar,hep bu örgütler ve bu örgütlerin üyeleri olmuştur.Türk ulusunun bunlardan daha büyük düşmanı olmamıştır.Bunların varlığını hoşgörü ile kabul edenler,Menemen’ de Kubilay’ın başı kesilirken kayıtsız,ilgisiz izlemeye dayanan ve hatta alkışlamaya cesaret edenlerle birdir.”&lt;br /&gt;           O gün Kubilay’ın başını keserek bayrak direği tepesinde gezdirenler bugün yazıktır ki Türkiye Büyük Millet Meclisinde oturuyorlar. O gün gerçekleştiremediklerini bugün gerçekleştirme yolundalar. Mecliste çoğunluğu ele geçirmiş durumdalar. Üstelik önemli tüm mevki ve makamları da ele geçirmeye başladılar. Yavaş yavaş şeriat kurallarını da getirmeye çalışıyorlar. Tabii bunların başında da türbanı. Cumhuriyetimiz sırtından bıçaklanıyor. Sesini çıkaran yok. Sesini çıkarmayanlar ise şaşkın bu aralar. Zira gözümüzün önünde, gözümüze soka soka bir lköğretim öğrencisi türbanla TÜBİTAK ödül törenine katılıp ödülünü alıyor. Daha bu şaşkınlık geçmeden Karamürsel’de Laik Cumhuriyetin Kaymakamı, her fırsatta laiklik vurgusu yapan bir iktidarın atadığı bir Kaymakam, vatandaşları bayramlaşmak için camiye çağırıyor. Hem de T.C. antetli kağıda yazılmış resmi yazıyla. Şaşkınlar çünkü kimse bu kadarını beklemiyordu. Yada bu kadar çabuk beklemiyordu. Ancak ne beklediklerini de anlamıyorum. Bu Zihniyetin iktidar olmasına sesini çıkarmayanlar, sonucu önceden aşikar bu durum karşısında neden şaşkınlar ki?&lt;br /&gt;Kendilerinde, Allah ile kul arasına girebilme yetkisi olduğunu ileri sürebildikleri bir saygısızlık ve hedeflerinin ne olduğunun ayırdında bile olamadıkları bir cahillikle cumhuriyetimize karşı ayaklanan bu uygarlık düşmanları karşısında Kubilay, bir anıt sağlamlığıyla durmayı başarmıştır. Kubilay gericilere karşı koymak adına şehit düşmüştür. Ancak bugün baktığımızda “Kubilay boşuna mı şehit oldu?” demeden geçemiyoruz. Zira bugün gericiler gemi azıya aldılar. O gün başaramadıklarını bugün başarmak üzereler. Dur demenin vakti gelmedi mi hala?...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-4653351017132856257?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/4653351017132856257/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=4653351017132856257' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/4653351017132856257'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/4653351017132856257'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/kubilay-bouna-mi-ehit-oldu.html' title='KUBİLAY BOŞUNA MI ŞEHİT OLDU?'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-7041763102062165246</id><published>2008-05-02T01:34:00.000-07:00</published><updated>2008-05-02T01:35:31.725-07:00</updated><title type='text'>GİTMAK Mİ KALMAK MI?</title><content type='html'>GİTMEK Mİ KALMAK MI?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fazıl Say sol liberal bir Alman gazetesine demeç vermiş: "Bizim Türkiye rüyamız öldü. Tüm bakan eşleri türban takıyor. İslamcılar zaten kazandı, biz yüzde 30, onlar yüzde 70. Bizi dışlıyorlar. Çankaya'daki davete bir sürü ıvır zıvır adamları çağırdılar, beni çağırma gereği bile duymadılar. Bu iş böyle devam ederse kızımı da alıp bir başka ülkeye yerleşeceğim."&lt;br /&gt;Fazıl Say’ın bu açıklamasının ardından pek çok aydın da bu ve benzeri açıklamalarda bulundular. Evet Türkiye’ de aydın olmak zor. Ezilirsiniz, yıpratılırsınız. Bezdirilir, bıktırılırsınız. Ama yine de gitmek çözüm müdür? Bırakın tüm diğer nedenleri bu canım ülkeyi özleyip deliye dönmeyecek misiniz, geri dönmek istemeyecek misiniz? Gerçi onlara sözümüz geçmez belki. Ama bir durup düşünmeleri gerekmez mi?&lt;br /&gt;Bırakıp bir tarafa gidemeyecek olanların onlara ihtiyacı yok mu? Tek bunalanlar onlar mı? Bu şekilde davranarak bu zihniyete hizmet ettiklerinin farkındalar mı? Azınlığın çoğunluğa dayatmaya çalıştığı bir yaşam tarzından şikayet ediyorlar. Peki bu dayatmaya karşı kendileri ne yapıyorlar? Kaçarak bu azınlığın amacına ulaşmasına hizmet etmiş olmayacak mısınız? Asıl yapmanız gerekenin kaçmak değil de halkı bilinçlendirerek bu meseleden tümden kurtulmaları için çaba harcamanız gerekmez miydi?&lt;br /&gt; Fazı Say'ın sözleri, yeni dönemi anlatmanın fırsatı olarak algılandı kimi çevrelerce: “Onlara göre, uzun yıllar, azınlık çoğunluğun haklarını yok saymış, hatta varlıklarını inkâr etmiştir; yaşam tarzına karışılıyor tehditlerinden kurtulmak gerekir; ülkemizde temel özgürlükleri elinden alınan büyük bir kesim vardı, Fazıl bey onları görmelidir; onun yaptığıysa, inançlı insanlara hakaret ve saygısızlıktır.” sözleri sarfedilmektedir. Ancak “buralardan gideceğim” demenin inançlı insanlara neden saygısızlık sayıldığını anlamak da çok güç.&lt;br /&gt;“Çoğunluk” dedikleri aynı yaşam tarzından farklı davranışları saygısızlık almış, hatta hakaret olarak karşılamıştır. Bu sözler aslında  içinde bulunduğumuz durumu çok güzel tanımlıyor:” Çoğunluk artık azınlığın yaşam tarzına göz dikmiştir. Onlara göre günümüz, azınlığın yaşam tarzının, çoğunluğun alışkanlık ve anlayışından farkını gösterme ve sergileme dönemidir. Genel ve yaygın olandan farklı davranışı, çoğunluğun saygısızlık olarak görmesinde şaşılacak bir şey yoktur.”&lt;br /&gt;İçinde bulunduğumuz bu dönemden sonra, 'azınlık' denenlerin yaşam tarzının istisnai bazı yanlarının abartılarak öne çıkarılması aşamasına geçileceği gerçeği de önümüzdedir. Halkın hoşgörmediği, hatta hoşgöremeyeceği bu yaşam tarzından halkın rahatsız olduğu  ise bu dönemde ortaya konacaktır.&lt;br /&gt;Sonra da eleştiri ve suçlanma dönemi açılmasına çalışılacaktır. Amaçlanan odur ki, eleştiri başlayınca, mahalle baskısı sonucu zaten pek çok kişi, suçlanma dönemine bile gerek kalmadan, 'uyum' dönemine girmiş olacak böylece de azınlıksız bir toplum yaşamı başlayacaktır.&lt;br /&gt;Ben, içinde bulunduğumuz, 'Azınlığın yaşam tarzını tanıma' döneminden bir adım daha ileriye gidilemeyeceği kanısındayım. Zira bu gelişmenin ikinci adımında, bugün “yaşam tarzıma karışılıyor,tehditlerinden kurtulmak gerekir” diyenlerin; hatta “Fazıl Say giderse üzülmem” diyen Dengir Fırat’ın da bilmesi gereken bir şey vardır ki çoğunluğun bugün ki liderlerini gün gelip gavurlukla suçlayacakları bir gerçektir.&lt;br /&gt;Ancak bunun olması için de yapılması gereken kaçmak değil bunlara karşı olanların bir araya gelerek mücadele etmesidir. Bu anlamda da kaçmayı düşünenlere çok büyük işler düşmektedir. Bu nedenledir ki onlardan artık kaçma söylemleri değil, mücadeleye çağrı söylemleri bekliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-7041763102062165246?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/7041763102062165246/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=7041763102062165246' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/7041763102062165246'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/7041763102062165246'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/gitmak-mi-kalmak-mi.html' title='GİTMAK Mİ KALMAK MI?'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-163664093652564491.post-3890280725087298489</id><published>2008-05-02T01:30:00.000-07:00</published><updated>2008-05-02T01:33:07.201-07:00</updated><title type='text'>OYUNUN PARÇASI OLMAK YADA KURALLARINI KOYMAK</title><content type='html'>Türkiye’yi ve Türkiye’nin çıkarlarını esas alan çalışmaların aslında tek bir anlamı vardır; o da ulusal stratejik çıkarlara hizmet etmektir. Ulusal çıkarlar ise hayati önem taşıdığı için her şeyden önce gelmelidir. Zira Ulusal çıkarlarını koruyamayan bir ülkenin varlığı tehlike altına girmiş demektir. Günümüzde ülkemizde yaşananlarda  olduğu gibi…&lt;br /&gt;            AB ve ABD çıkarlarının aracı olarak evrensel değerlere yada doğrulara hizmet ettiklerini sananlar büyük bir yanılgı içindedirler. Millinin yada yerelin karşısına sözde bir dünya  vatandaşı olmak gibi evrenseli koyanlar aslında ne millinin ne de evrenselin ne olduğunu gerçek anlamda kavrayamayanlardır. Aslında bu kavramlar birbirlerinin karşıtı değildir. Aksine birbirlerinin devamı niteliğindedirler. Ancak bilinmelidir ki milli yoksa evrensel söz konusu bile değildir.&lt;br /&gt;            Günümüzde yaşanan küresel gelişmeler, bir ülkenin topraklarına el koymayı gereksiz hale getirmiştir. Zira bir halkın düşünce, kültür ve inançlarını etkileyen araçlara el koymanın ürettiği sonuçlar, topraklarına el koymanın ürettiği sonuçlardan  çok daha etkilidir. Zira düşüncenin zapt edilmesi toprağın zaptedilmesinden daha kalıcıdır. Örneğin; ”Ermeni Soykırımı” iddiaları karşısında dışarıdakilerden çok içerdekilerle uğraşılması bunun bir sonucudur. Türkiye’de ekonomi, siyaset, kültür ve medya kullanılarak halkın, kendini ve kendine ait olanları korumaya kalkması yada savunması dahi engellenmektedir.&lt;br /&gt;            Aslında son günlerde dayatılan “Gerçeklerle yüzleşin”, ”Tarihinizle yüzleşin” söylemlerin altında bir dilin ve kültürün musalla taşına yatırılması istekleri vardır. Zira tarihini, dilini musalla taşı üzerine yatıran bir millet için bu dünyada devam diye bir şey söz konusu dahi edilemez. Bir halkı yabancı telkin ve etkinliğine açık hale getirebilmek için öncelikle ona tarihini, dilini, geleneklerini, inançlarını, kimliğini ve kültürünü, sorgulatır hale getirmek gerekir. Bugün ülkemizde yapılmakta olan da budur.&lt;br /&gt;            “Tarihle yüzleşmek” adı altında Anadolu’yu Türk hakimiyeti altına sokan tarih; Türk halkının bizzat kendisine mahkum ettirilmeye çalışılıyor. Sözde dinler arası kurulan diyaloglar da Müslüman kitlelerin kafasında bir inanç karmaşası meydana getirme çalışmalarından başka bir şey değildir. Azınlık ve mezhep üzerinde yapılan onca çalışmanın amacı da aidiyetleri azalmış, kontrol edilebilir gruplara dönüşmüş Türkiye’yi yaratmaktır. Böylece de Türkiye herhangi başka güç araçlarına gerek kalmadan kendi kendine parçalanacaktır.&lt;br /&gt;            Kabul etmek gerekir ki, yabancıların bu konulardaki yatırımlarının sonucu onlar açısından göz kamaştırıcıdır. Yabancı çıkarlarını, namusunu savunur gibi savunan boyalı basın, finans ve bazı akademisyenlerin etkinliği, bunun en güzel kanıtıdır. Son zamanlarda yerli malı kullanmanın ne kadar yanlış olduğunu anlatan makaleler,  kapitülasyonların kalkınma ve gelişmedeki yerini konu alan bilimsel(!) çalışmalar,  bağımsızlığın kötü yönetim ve diktatörlük anlamına geldiğini savunan kitaplar, Türkçe şarkı söylemenin geri kafalılık olduğunu haykıran kültürel ve sanatsal çevreler ülkemizin üzerinde oynanan oyunun ne kadar etkin hale geldiğinin kanıtıdır. Yani amaçlarına ulaşmalarına ramak kalmıştır.&lt;br /&gt;            Türkiye’nin bu çıkmazdan kurtulması ise oyunu kurallarına göre oynaması ile değil kendi kurallarını koyması ile mümkün olacaktır. Gözlerini kapayıp, vazifesini yapanlar yada görevlerinin “yap denileni yapmak; yapma denileni yapmamak” olduğuna inanan siyasilerle bu işin olmayacağı da açıktır.&lt;br /&gt;Artık Türk Ulusu’nun bu oyunları anlama ve mücadele etme zamanı gelmiştir. Yoksa yukarıda da belirttiğim gibi atalarımızın kanıyla sulanmış, nice zorluklarla elde edilmiş bağımsız ülkemizi kendi ellerimizle anlaşma masalarında kaybedeceğiz. Daha doğrusu kaybetmek durumunda bırakılacağız. Kanımızla kazandıklarımızın mürekkeple kaybedilmesi ise acıların en büyüğü olacaktır. Ama o zaman da iş işten geçmiş olacaktır. Zira yeterli mücadeleyi vermediğimiz için, her söylenene kanıp düşünmeden hareket ettiğimiz için olacaktır.&lt;br /&gt;Ülkemize yapılmak istenenler ortadadır. Karar ise Türk Ulusundadır. Ya bu oyunun parçası olacak yada oyunun kurallarını kendisi koyarak mücadeleye girişecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ARZU KÖK&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/163664093652564491-3890280725087298489?l=arzukok.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://arzukok.blogspot.com/feeds/3890280725087298489/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=163664093652564491&amp;postID=3890280725087298489' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/3890280725087298489'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/163664093652564491/posts/default/3890280725087298489'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://arzukok.blogspot.com/2008/05/oyunun-parasi-olmak-yada-kurallarini.html' title='OYUNUN PARÇASI OLMAK YADA KURALLARINI KOYMAK'/><author><name>Arzu Kök</name><uri>http://www.blogger.com/profile/03670533616330185441</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
